Yazar: Öznur Özkaya

Gecikmiş babalar günü yazısında babalara övgüler düzmeyi bırakmıştık. Babalık, fiziksel olarak kolay kazanılan bir edim olsa da, bir erkeğin kendisiyle gerçek anlamda yüzleşmesidir; hele bir de kız babasıysanız, hayatınızın karşı cinsten biri tarafından temize çekilebilme umududur; o gözlerde umudu hep yaşatmak, direncin erdemini öğretebilmektir, demiştik. Baskıcısını, dayakçısını, ruh hastasını, katilini, cinsel istismarcısını şimdilik bir kenara bırakalım, deyip iyi babanın özelliklerini sıralamıştık. İyi bir baba, kadınlara karşı saygılı bir yaklaşımın modeli olur, kızının hayallerine ve hedeflerine ulaşmada destek verir. İyi bir baba, kızına saygılı bir partnere layık olduğunu öğretir ve birlikte değillerse bile kızının annesine saygılı davranır. Çocuğun hayatındaki baba figürünün…

daha fazla oku

Neslihan Semiz’in ilk romanı “Said ve Shaya” da Suriye’deki savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınan bir ailenin geride kalan iki çocuğu Said ve Shaya’nın Ankara’daki derme çatma yaşamları, acıları, parasızlıkları ve vatansızlıkları Salih Dede’nin kalbinden yansıyanlarla şekilleniyor.  Savaşlardan her zaman en çok kadınlar ve çocuklar zararlı çıkar. Gençler ölür, şehirler sabahtan akşama dek bombalanır; yiyecek, içecek, temiz su bulunmaz; kadınlar tecavüze uğrar, kendini kurtarabilenler göçe zorlanır. Bakın, Avrupa – Akdeniz İnsan Hakları Ağı Suriye’de çatışmaların başladığı 2011 yılının Mart ayından bu yana binlerce kadının tecavüze uğradığına, bu kadınların evlerini terk etmek zorunda bırakıldıklarına işaret ediyor. Hazırlanan raporda kadınların çocuklarıyla birlikte canlı kalkan…

daha fazla oku

Babalar günü diye babalara sürekli övgüler düzecek değiliz. Biraz gerçeklerden konuşalım. Babalık; fiziksel olarak kolay kazanılan bir edim olsa da, bir erkeğin kendisiyle gerçek anlamda yüzleşmesidir aslında. Hele bir de kız babasıysanız, hayatınızın karşı cinsten biri tarafından temize çekilebilme umududur. Yalnızlığınızı saracak çare, size benzeyene karşı duyulan bir özlemdir, yaşı kaç olursa olsun köstek değil destek olabilmektir. O gözlerde umudu hep yaşatmak, direncin erdemini öğretebilmektir. Uzmanlar babaları dört gruba ayırıyor: Prens babalar, patron babalar, dost babalar, hayalet babalar. Prens babalar kızlarının her istediğini yapan, patron babalar sert, dost babalar destekleyen, hayalet babalar da ortalıkta görünmeyen baba grubundan. Uzmanlara göre, babalar…

daha fazla oku

Ezelden beri izafi olduğu belirtilse, döneme ve kültüre göre değişebilse de, ortalama ve evrensel bir güzellik anlayışı vardır. Söz konusu olan kadın güzelliğiyse, şimdilerde hemen akıllara orantılı hatlara sahip bir vücut, ince bel, pürüzsüz bir cilt, sağlıklı saçlar, kalın dudaklar, dik ve dolgun memelerle popolar, biçimli bir burun, uzun kirpikler, gür kaşlar vb. gelir. Saçın kısa veya uzun, memelerin iri veya küçük, tenin beyaz veya esmer olması erkeğin ideasına bağlıdır. Toplumun kalıplaşmış güzellik algıları karşısında kadın ve erkek eşit noktada mıdır? Tabii ki hayır. Zira kadınlardan beklenen ideal güzelliğin, çok daha sert ve ayrıntılı kurallarının olduğunu hepimiz biliyoruz. Ezcümle ‘güzel’ ve ‘çirkin’ kategorisine çarçabuk…

daha fazla oku

2024 Uluslararası Ankara Öykü Günleri’nin konuk yazarlarından Bora Chung ile öyküler, yazarlık ve çevirmenlik üzerine söyleştik… Kanıyla erkek kardeşini besleyen bir kız, efendilerinden intikam almaya çalışan robotlar, ölümcül bir laneti olan tavşanlı lamba, bir kadının evindeki klozetinde beliren ve ona “Anne!” diye seslenen yamru yumru küçük bir kafa, adet döngüsü bozulduktan sonra doğum kontrol hapları sebebiyle hamile kalan ve bekar annelik sorun olarak görüldüğü için gazete ilanıyla baba aramak zorunda bırakılan bir kadın ve daha nicesi… Evet, bunlar Güney Koreli yazar Bora Chung’ın Sevda Kul tarafından dilimize çevrilmiş “Lanetli Tavşan” adlı kitabından örnekler. 2022 Uluslararası Booker Ödülleri’nde aday olmuş, içinde…

daha fazla oku

Hayat, kadınlar için hep zordur. İlk gençlik yıllarında “Aman, bir erkekle ilişkin olmasın!” diye baskılanan kadın, ilerleyen yıllarda “Neden hayatında biri yok?”, “Neden evlenmiyorsun?”, “Neden çocuk yapmıyorsun?”, “Neden çalışıyorsun?” gibi başka bir toplumsal baskı ile karşı karşıya kalabiliyor. Kadınlara nasıl yaşayıp nasıl görünmesi, ne kadar yiyip ne kadar konuşması, çalışıp çalışmaması gerektiğini kendince belletmeye çalışan erk, “Annelik, en kutsal kariyerdir.” diyerek kadının kaç çocuk doğurması ve nasıl bir anne olması gerektiğini de zorla kabul ettirme derdine düşüyor. Kadın bedeni, hayatı ve annelik olgusu kapitalist sistemin öncelikli müdahale alanı haline geldiğinden, kadın ‘ideal anne’ düsturuyla sistemin çarkları arasında sıkıştırılmaya çalışılıyor. Hamilelikle…

daha fazla oku

Kapitalizm ve eril iktidar, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği doğal ve cinsel bir olgu haline getirmek için kadın bedenini nesneleştirmiştir. Kadınla erkek arasında cinsel, duygusal, sosyal ve entelektüel ihtiyaçların karşılıklı tatmin edildiği bir birliktelik, eril tahakküme ters düşeceğinden kadın bedeni dinsel veya toplumsal teşvik yoluyla kontrol altına alınmak istenmiştir. Dahası kadının iş hayatında, sanatta, edebiyatta, okulda, akademide, tarlada, fabrikada da salt bir beden ve bu bedenin teslimiyetini sorgulamayacak bir itaatkar olarak iştirak etmesi hedeflenmiştir. Kadının bedeni üzerinde koruma, sahiplenme, terbiye etme saikiyle işlenen cinayetler, kadına yönelik her türden şiddet, kadının her türden emeğinin hor görülmesi ve emeğinin istismarı ataerkil yapının…

daha fazla oku

“Bedeni artık Anna’ya ait değildi: Memeleri emzirmek için vardı, cildi, saçı, tırnakları hormonlardan dolayı güçsüzleşmişti. Herkes ondan bir şeyler istiyor gibiydi ve Anna sahip olduğu her şeyi zaten vermişti. Peki, Anna’nın olan zamana ne olmuştu? Yaptığı tek şey beklemekti: Jack’in uyanmasını beklemek, Tony’nin eve dönmesini beklemek, hafta sonunu beklemek. Üstelik dört gözle beklenecek bir şey, görünüşte bir son da yoktu.” Dawn Barker, “Kırık Dökük” Doğum bir kadının yaşayacağı en önemli değişikliklerden biridir ancak her kadın bu aşamayı aynı biçimde atlatamıyor. Doğum, kadında hem hormonal hem de duygusal anlamda dalgalanmalara neden oluyor. Kadın, canının bir parçası olan bebeğine hayatı sunmaktan zevk…

daha fazla oku

Bu hayat, bu inat, bu seçim bizim! “Erkek olanın evrensel olduğu düşüncesi, cinsiyet veri boşluğunun doğrudan bir sonucudur,” diyor Caroline Criado Perez. “Kadınlar; görmezden gelindiğinden elimizdeki bilgilerin büyük bölümünü erkek verileri oluşturur ve erkek olan evrensel olarak görülegelir. Bu da dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların azınlık olarak konumlanmasına yol açar,” diye ekliyor “Görünmez Kadınlar / Erkekler İçin Tasarlanmış Bir Dünyada Veri Yanlılığı ile Yaşamak” adlı kitabında. Hayat akıp giderken, cinsiyet veri boşluğu kent planlamada, siyasette, çalışma alanında kadınlara zarar veriyor. Erkeklerin hesaba katmadıkları kadına mahsus konular, geniş bir çerçeveye aittir. Yine de kadın bedeni, ücretsiz bakım yükü, erkek şiddeti öne…

daha fazla oku

Öznur Özkaya Dünyanın neresinde olursanız olun kadın olmak, kadınlığı yaşamak zordur ve mücadele gücü ile emek ister. Sevgilinden / eşinden ayrılmaya mı çekiniyorsun ? Geceleri sokakta yürürken biri arkandan geliyorsa adımlarını mı hızlandırıyorsun? Taciz edilmekten, tecavüze uğramaktan mı korkuyorsun? Her yerde seni eleştirecek birileri mi var? Kısa giyinmek istersin “yollu” derler, uzun giyinmek istersin “Sanki sana bakan var!” derler; makyaj yaptığında “boya kutusu”, makyaj yapmadığında “çirkin” olursun. Bir gece sokakta biri sana tecavüz etse insanlar tecavüzcüyü savunabilir; erkek arkadaşın / boşandığın eşin seni öldürse insanlar arkandan “İlla ki hak etmiştir.” diyebilir. İş yerinde aynı işi yaptığın erkek çalışan, sen o…

daha fazla oku