Background

Soğuyan Çaylar ve Bitmeyen Mesailer: Kadınların Bayramı

Bayram kimi için tatil, kimi için gelenek… Çocuklar için harçlık ve şeker demek bayram. Erkekler için eş dost ziyareti, uzun zamandır görülmeyen akrabalarla hasret giderme, geleneği ve âdeti yerine getirme… Peki ya kadınlar için?

Kadınların aklına bayram denince ilk gelen şey çoğu zaman sevdiklerini görecek olmanın heyecanı olmuyor. Önce bir telaş çöküyor içlerine. Günler öncesinden başlayan, hiç bitmeyen bir hazırlık telaşı…

Ev dip köşe temizlenecek. Koltukların altı çekilecek, perdeler yıkanacak, halılar silinecek, misafir odası hazır hale getirilecek. “Ayıp olmasın” diye evin her köşesi elden geçirilecek…

Temizlik bitmeden mutfak mesaisi başlar. Baklavalar açılır, yapraklar sarılır, börekler hazırlanır. Uzaktan gelecek misafir olur diye çeşit çeşit yemek yapılır. Sarmalar dolaba dizilir, tatlılar tepsi tepsi hazırlanır. Hele bir de Kurban Bayramı’ysa yük iki katına çıkar. Çünkü bayram sadece misafir ağırlamak değildir artık; et telaşı da başlar.

Bayram sabahı erkekler kurban kesimine giderken kadınların mesaisi çoktan başlamıştır bile. Eve gelen etler ayrılır; ihtiyaç sahibine verilecek olan başka, kavurmalık başka, kıymalık başka, yemeklik başka hazırlanır. Etler doğranır, paketlenir, poşetlenir, dolaba kaldırılır. Mutfakta saatler süren bir düzen kurulur. Bir yandan kahvaltı hazırlanır, bir yandan çay demlenir. Daha sabahın ilk saatlerinde günün yorgunluğu omuzlara çöker.

İlk günün telaşı bitmeden ikinci gün başlar. Misafirler gelir. Kapılar çalar, ayakkabılar dizilir, çaylar tazelenir. Erkekler salonda başköşeye oturur, bayram sohbeti eder. Kadınlar ise daha oturamadan servise koyulur. Hatta çoğu zaman misafir gelen kadın bile mutfağa girer. Çünkü bilir o yükü. Kadının tek başına koşturduğunu görür ve el atmak ister.

Erkekler ikinci çayını isterken ev sahibi kadın çoğu zaman ilk çayından ancak bir yudum alabilmiştir. “Evin kızı” annesine yardım eder; tabak taşır, çay dağıtır, mutfağı toplar. “Evin oğlu” ise yaşıtı bir misafir varsa onunla vakit geçirir, yoksa odasında oyun oynamaya devam eder. Çünkü toplum daha çocukluktan itibaren görev dağılımını öğretmiştir bile.

Kadın gün boyunca mutfakla salon arasında mekik dokur. Arada soğumuş çayını içer. Bir yandan bulaşıkları yetiştirir ki; yeni misafire temiz bardak hazır olsun. Bir yandan çocukları uyarır: “Odanızı dağıtmayın, misafir var.” Misafir çocuğunun istediğini getirir, eksikleri tamamlar, sürekli bir şeyleri düşünür. Çünkü bayramın görünmeyen yükü çoğu zaman zihinseldir de.

Misafir uğurlanır. Erkek eş, salona geçip haberleri açar ya da koltuğa uzanır. Kadın ise önce ortalığı toparlar, sonra mutfağa geçip bulaşıkları yıkar, tezgâhı siler, yeni çayı koyar. Tam oturup sıcak çayından bir yudum alacaktır ki kapı yeniden çalar. Yeni misafir gelmiştir.

Evet, dini bayramlar toplumumuz için çok önemli. Kadın, erkek, çocuk demeden herkes sever bayramı. Ama bayram herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Özellikle de ataerkil toplumlarda…

Belki de tam burada şunu söylemek gerekiyor: Kadınların bayramdaki emeğini görünür kılmak, bayramı değersizleştirmek değil; aksine o bayramı ayakta tutan görünmez emeği fark etmek demek. Çünkü o sofralar kendiliğinden kurulmaz. O temiz çarşaflar, mis gibi kokan evler, tepsi tepsi baklavalar, aralıksız gelen çaylar bir emek taşır. Ve o emeğin sahibi çoğu zaman kadınlardır.

Bayram denince anlatılan şey hep “birlik, beraberlik, paylaşmak” oluyor. Ama paylaşılmayan bir şey var: yük. Kadınların omzuna bırakılan görünmez sorumluluklar yıllardır “gelenek”, “kadın eli değmiş ev”, “misafirperverlik” gibi ifadelerle normalleştiriliyor. Oysa mesele kadınların yemek yapması ya da misafir ağırlaması değil. Mesele, bütün bu yükün onların doğal göreviymiş gibi görülmesi. Erkek yardım edince “ne iyi eş” oluyor ama kadın aynı şeyi her bayram zaten yapmak zorundaymış gibi kabul ediliyor.

Belki de artık şu soruyu sormak gerekiyor: Bayram gerçekten herkes için bayram mı? Kadınların gün boyu mutfak ile salon arasında koşturduğu, en son oturup en soğuk çayı içtiği, herkes gittikten sonra hâlâ bulaşık yıkadığı bir düzende; erkeklerin dinlenmeye, kadınların hizmet etmeye programlandığı bu düzen ne kadar gelenek, ne kadar eşitsizlik?

Çünkü gelenek dediğimiz şey değişmez bir kader değil. Kültür dediğimiz şey insanı yoran, tüketen bir şeye dönüşüyorsa konuşulabilir, değiştirilebilir. Kadınların bayram sabahını telaşla değil huzurla yaşayabildiği, sofraya en son değil herkesle birlikte oturduğu, “yardım eden” değil sorumluluğu paylaşan erkeklerin olduğu bayramlar da mümkün. Belki o zaman bayram, kadınlar için de gerçekten bayram olur.

Editör: Telli Kayalar 
Düzelti: Telli Kayalar 
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Seher Yıldırım

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation