Background

NATO Zirvesi: Güvenlik mi, Hegemonyanın Tahkimi mi?

Politik Değerlendirme ve Analiz Raporu

Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, yalnızca NATO’ya üye devletlerin liderlerinin bir araya geldiği diplomatik bir toplantı değildir. Bu zirve, emperyalist sistemin derinleşen krizlerine yanıt üretme, küresel ölçekte sarsılan egemenliğini yeniden tahkim etme ve sermayenin çıkarlarını güvence altına alma girişimidir. NATO’nun güvenlik söylemiyle sunduğu politikaların ardında, halkların ihtiyaçlarından çok büyük güçlerin jeopolitik hesapları ve uluslararası sermayenin çıkarları bulunmaktadır.

Bugün dünyada “güvenlik” kavramı giderek daha fazla silahlanma, askeri yığınak ve savaş politikalarıyla özdeşleştirilmektedir. Oysa milyonlarca insan için gerçek tehditler savaş uçaklarının eksikliğinden değil; işsizlikten, yoksulluktan, barınma krizinden, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişememekten kaynaklanmaktadır. NATO ise bu sorunlara çözüm üretmek yerine, üye devletleri daha fazla askeri harcama yapmaya zorlayan bir mekanizma olarak işlemektedir.

2014 yılında üye ülkelere savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 2’sine çıkarmaları hedefini koyan ittifak, 2025 Lahey Zirvesi’nde ise bu hedefi yüzde 5 olarak tanımladı ve NATO üyeleri, yıllık savunma harcamalarını 2035 yılına kadar GSYH’nın yüzde 5’ine çıkarma sözü verdi. Ankara’da yapılacak zirvede ise üye ülkelerin bu hedefe dair yol haritasını paylaşması bekleniyor. [1] Milyarlarca dolarlık bu kaynaklar silah şirketlerine aktarılırken, emekçiler kemer sıkma politikalarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Hastanelere, okullara ve sosyal hizmetlere ayrılmayan bütçeler; savaş uçaklarına, füze sistemlerine ve askeri operasyonlara ayrılmaktadır. NATO’nun güvenlik anlayışı tam da bu tercihler üzerinden şekillenmektedir.

Kuruluşundan bu yana kendisini bir “savunma ittifakı” olarak tanımlayan NATO’nun pratiği ise bunun çok ötesine işaret etmektedir. Yugoslavya’nın bombalanmasından Afganistan işgaline, Libya’nın parçalanmasından Ortadoğu’daki askeri müdahalelere kadar NATO, çoğu zaman ABD’nin küresel çıkarlarının askeri güvencesi olarak hareket etmiştir.

Afganistan’da yirmi yılı aşkın süren işgal milyonlarca insanın yaşamını altüst etmiş, Libya müdahalesi ülkeyi uzun yıllar sürecek bir istikrarsızlığa sürüklemiş, Ortadoğu’da yürütülen savaş politikaları milyonlarca insanı yerinden etmiştir. Bu nedenle NATO’nun “barış” ve “istikrar” söylemleri, yaşanan tarihsel deneyimler karşısında inandırıcılığını çoktan yitirmiştir.

Türkiye açısından da tablo farklı değildir. Halk giderek derinleşen bir ekonomik krizle boğuşurken, ücretler erirken ve yaşam maliyetleri her geçen gün artarken ülkenin kaynakları askeri harcamalara ve uluslararası güç mücadelelerine tahsis edilmektedir. Oysa işçiler için gerçek güvenlik, savaş bütçeleri değil güvenceli çalışma koşullarıdır. Gençler için gerçek güvenlik, silahlanma yarışları değil geleceğe dair umut taşıyabilmektir. Emekliler için gerçek güvenlik, yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmemektir.

Militarizmin en ağır sonuçlarından birini ise kadınlar yaşamaktadır. Çünkü savaş ve çatışma ortamları yalnızca cephelerde yaşanmaz; evlerde, işyerlerinde ve gündelik yaşamın her alanında etkisini gösterir. Savaş dönemlerinde kadınlar artan yoksulluğun ilk mağdurları olurken, bakım emeğinin yükü daha fazla kadınların omuzlarına bırakılır. Kamusal hizmetlerin tasfiye edilmesi ve sosyal devletin geriletilmesiyle birlikte çocukların, yaşlıların ve hastaların bakım sorumluluğu daha da görünmez hale gelen kadın emeğine yüklenmektedir. Zorunlu göçler, yerinden edilmeler ve ekonomik krizler kadınları daha güvencesiz çalışma koşullarına itmekte; kayıt dışı, düşük ücretli ve sosyal güvenceden yoksun işlerde çalışmaya mecbur bırakmaktadır.

Savaş bölgelerinde kadınlar yalnızca ekonomik yıkımla değil, aynı zamanda cinsel şiddet, insan ticareti, zorla yerinden edilme, zorla evlendirilme ve yaşam haklarına yönelik ağır ihlallerle de karşı karşıya kalmaktadır. Afganistan’dan Filistin’e, Suriye’den Ukrayna’ya kadar pek çok örnek, militarizmin kadın bedenini bir savaş alanına dönüştürdüğünü göstermektedir. Çatışmaların ardından geride kalan yıkımın yükünü de çoğu zaman kadınlar taşımakta; ailelerini ayakta tutmaya çalışırken derinleşen yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlikle mücadele etmektedir.

Militarist siyaset yalnızca savaş bölgelerini değil, savaş dışında kalan toplumları da dönüştürmektedir. Silahlanmaya ayrılan milyarlarca dolarlık bütçeler; kadın sığınma evlerinden, kreşlerden, sağlık hizmetlerinden, eğitimden ve sosyal destek mekanizmalarından eksiltilmektedir. Kadınların eşit ve özgür yaşamını güçlendirecek kamusal yatırımlar yerine savaş sanayisine aktarılan kaynaklar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmektedir.

Militarist ideoloji aynı zamanda erkek egemenliğini yeniden üreten bir toplumsal iklim yaratır. Şiddeti, itaati ve hiyerarşiyi yücelten bu anlayış; kadınlara yönelik ayrımcılığı, ev içi şiddeti ve baskıyı besleyen toplumsal zemini güçlendirir. Kadınların eşitlik mücadelesi ile barış mücadelesi bu nedenle birbirinden ayrı düşünülemez. Kadınların özgürleşmesi, savaş politikalarının değil; eşitliğin, kamucu sosyal politikaların, dayanışmanın ve halkların barış içinde bir arada yaşayabildiği demokratik bir düzenin güçlenmesiyle mümkündür.

Tam da bu nedenle bizim güvenlik anlayışımız NATO zirvelerinde çizilen haritalardan ve askeri stratejilerden farklıdır. Bizim için güvenlik; halkların birbirine düşman edilmediği, kaynakların savaşa değil yaşama ayrıldığı, kadınların şiddetten uzak, özgür ve eşit yaşayabildiği bir toplumsal düzen demektir. Güvenlik, silah şirketlerinin kâr oranlarında değil; çocukların geleceğinde, işçilerin alın terinde ve halkların kardeşliğinde aranmalıdır.

Bu topraklarda NATO’ya ve emperyalizme karşı mücadele yeni değildir. 1968’de 6. Filo’yu denize döken devrimci gençlerin yükselttiği bağımsızlık bayrağı, bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır. O mücadele bize, emperyalizmin karşısında halkların örgütlü gücünün durabileceğini göstermiştir. Temmuz ayında yapılacak NATO Zirvesi egemenlerin dünyasını kurtarma girişimi olabilir; ancak başka bir dünyanın mümkün olduğu gerçeğini değiştiremez. O dünya; savaş politikalarında değil, işçilerin, kadınların ve gençlerin dayanışmasında; saraylarda değil meydanlarda; silahlarda değil halkların ortak mücadelesinde filizlenmeye devam etmektedir.

[1] https://www.evrensel.net/haber/558873/natoya-yuzde-150-isciye-yuzde-16


 

Editör: Telli Kayalar
Düzelti: Telli Kayalar
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Fatma Gül Karagöz

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation