Serbest Kürsü Damla Yeşilli 17 Haziran 2026
12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü. Her yıl olduğu gibi bu yıl da çocuk işçiliğinin yarattığı yıkım konuşuluyor; ancak gerçek şu ki çocuk işçiliği yalnızca belirli günlerde hatırlanacak bir sorun değil, her gün yeniden üretilen ve her gün yeni mağdurlar yaratan bir sömürü düzeni.
Bugün milyonlarca aile çocuklarını çalıştırmak istemiyor; onları okula göndermek ve iyi bir gelecek sunmak istiyor. Bunun yanı sıra derinleşen yoksulluk, düşük ücretler, işsizlik ve sosyal devletin tasfiyesi çocukları patronların insafına bırakıyor. Çocuk işçiliği bireysel tercihlerin değil, sınıfsal eşitsizliklerin sonucu haline geliyor.
Çocuk işçi ölümleri adli vaka değildir, sınıf savaşıdır.
Bu, çocukların canının yok sayıldığı, emeğinin sömürüldüğü, vahşetin normalleştirildiği bir düzenin suçudur. Çocuk işçiliğini meşrulaştıranlar, denetim yapmayan bakanlıklar, göz yuman patronlar ve bu vahşete sessiz kalan tüm yetkililer bu ölümlerin suç ortağıdır.
Türkiye’de her gün çocuk işçiler ölüyor. Kimi madenlerde göçük altında, kimi inşaatlarda iskelenin dibinde, kimi fabrikalarda makinelerin arasında, kimi de dayanamadığı yaşam koşulları nedeniyle intihar ederek hayattan kopuyor. Çocuklar hayatlarının baharında patronların kâr hırsının dişlileri arasında eziliyor.
Her ölümün ardından aynı cümleler kuruluyor. “Talihsiz olay”, “iş kazası”, “fıtrat” deniliyor. Oysa ortada ne talihsizlik ne de kaza var. Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırıldığı, denetimlerin göstermelik hale getirildiği, patronların cezasızlıkla ödüllendirildiği bir düzende yaşananlar öngörülebilir sonuçlardır. Önlenebilecek ölümlere kaza demek ise suçun üzerini örtmekten başka bir anlam taşımıyor.
Sorulması gereken soru basit: Neden çocuklar iş başında ölüyor?
Bu düzen onların çocukluğunu çalıyor; çünkü eğitim hakkı, barınma hakkı ve yaşam hakkı hiçe sayılıyor; çünkü sermaye için işçi yalnızca bir maliyet kalemi. Çocuk ya da yetişkin olması hiçbir şeyi değiştirmiyor.
Son yıllarda çocuk işçiliğinin en görünür araçlarından biri haline gelen MESEM sistemi, “mesleki eğitim” adı altında binlerce çocuğu üretim alanlarına sürüklüyor. Kâğıt üzerinde eğitim programı olarak sunulan bu model, gerçekte patronların ucuz ve güvencesiz işgücü ihtiyacını karşılayan bir mekanizmaya dönüşmüş durumda.
Çocuklar haftanın büyük bölümünü sanayide geçirirken eğitim ikinci plana itiliyor. Patronlar sigorta ve ücret yükünün önemli kısmını kamudan karşılıyor, çocuklar ise yetişkin işçilerle aynı risklerle karşı karşıya bırakılıyor. Bir ülkenin eğitim politikası çocukları fabrikalara yönlendiriyorsa orada eğitimden değil, emek piyasasının ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş bir sömürü modelinden söz etmek gerekir.
Bu ülkede çocuk işçiliği sıradanlaştırıldı. Çocuklar elleri kalem tutması gerekirken sabahın köründe atölyelere, tarlalara ve iş makinelerinin gölgesine sürülüyorlar. Devlet göz yumuyor, patronlar cebini dolduruyor, toplum ise bu manzaraya alışmaya zorlanıyor.
Okulda olması gereken çocuklar patronların açgözlülüğü, devletin denetimsizliği ve bu çürümüş düzenin yarattığı kölelik koşulları yüzünden can veriyor. Bu örgütlü bir cinayettir. Bu ülkenin sokaklarında, fabrikalarında ve tarlalarında çocuklar ölüyor; devlet ise çoğu zaman buna “fıtrat” diyerek üzerini örtmeye çalışıyor. Biz buna cinayet diyoruz.
Üstelik mesele yalnızca ölen çocuklar da değil. Hayatta kalan milyonlarca çocuk da sessiz bir yıkımın içinden geçiyor. Günde on saat çalışan, okuldan uzaklaşan, çocuk yaşta meslek hastalıklarıyla tanışan, geleceğe dair umutlarını kaybeden her çocuk bu düzenin mağdurudur. Çocuk işçiliği yalnızca can almıyor; çocukluğu da öldürüyor.
Bir ülkede çocuklar ölüyorsa o ülkenin geleceği de ölüyor demektir. Çocuk işçiliği yasaklanmadıkça, etkin denetim sağlanmadıkça ve patronlarla siyasetçilerin el ele kurduğu bu sömürü düzeni parçalanmadıkça daha çok çocuk toprağa düşecek.
Unutulmamalıdır ki çocuk işçiliğine karşı mücadele, yalnızca çocukları koruma mücadelesi değildir. Bu, emeğin sömürülmesine, yoksulluğa, eşitsizliğe ve insan hayatını kârdan daha değersiz gören düzene karşı verilen bir mücadeledir.
Çocuk işçiliği bir “sosyal yara” değil, bir sınıf savaşı suçudur. Çocukların ölmediği, çalışmak zorunda kalmadığı bir ülke kurulana kadar bu düzeni teşhir etmek de değiştirmek de hepimizin sorumluluğudur.
Mezar taşları soğumadan unutulan tüm çocukların hesabını soracağız. Çocuk mezarlarını çoğaltan bu düzeni yıkacağız.
Patronlardan, çocuk emeğini meşrulaştıranlardan, denetim görevini yerine getirmeyenlerden, bu sömürü düzenini ayakta tutanlardan hesap soracağız ve o gün geldiğinde hiçbiriniz “haberimiz yoktu” diyerek kurtulamayacaksınız. Bu ülkede çocuklar göz göre göre öldürüldü; hepiniz gördünüz, hepiniz duydunuz. Biz ise unutmayacağız, affetmeyeceğiz ve çocukların hayatını kâr uğruna harcayan bu düzenin karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz.
Çocukların özgürce yaşayabildiği bir gelecek kurulana kadar bu mücadele sürecektir.
Editör: Doğa Uğurel
Düzelti: Doğa Uğurel
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Evrim Kaya
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖