Background

Sinemada Toplumsal Cinsiyet: Kamera Arkasının Politikası

Henüz 17–18 yaşlarındayım. Sinema televizyon okumak, kamera arkası emeğinin bir parçası olmak o zamanlar en büyük hayalim. Ailemin ise bambaşka hayalleri var. Anneannem benim için memur olup evlendiğimde bakım emeğini üstleneceğim bir hayat hayal ediyor. Oysa ben bakım emeğini tek başına üstlenecek bir kadın olmayı hayal etmiyordum; benim hayallerimi süsleyen şey, büyülü sanat sinemanın mutfağında olmaktı.

Bu yazıda sizlere, anneannemin de benim de o zamanlar  bilmediğimiz, sinema sektöründeki çalışma koşullarından, hiyerarşisinden ve cinsiyet eşitsizliğinden bahsedeceğim. Canım anneannemin hâlâ bilmediği gerçeklerden…

Kırmızı halı, ödül törenleri, sahne ışıkları, iddialı kostümler, yıldız oyuncular… Oysa kamera kapandığında geriye koskoca bir üretim alanı kalır. Sinema sadece sanat değil, aynı zamanda bir üretim alanıdır: uzun çalışma saatleri, set işçiliği, teknik ekip ve hiyerarşiler.

Pek çok üretim alanında olduğu gibi sinema da cinsiyetli bir yapıya sahiptir. Bu yapı baştan sona ataerkil bir karakterle örülüdür. Erkek egemenliğinin yoğun olduğu, kadın emeğinin belirli alanlarda sıkıştığı bir sanattır sinema.

Tarihsel süreç boyunca sinemada kadın emeği çoğunlukla kamera önüyle sınırlandırıldı; oyuncu, yıldız ya da ilham perisi gibi rollerle dar bir alana sıkıştırıldı. Üstelik bu alanda bile eşit bir temsil yoktu. Kadın karakterler çoğu zaman erkek ana karakterin yanında konumlanan, kurtarılmayı bekleyen partner ya da fedakâr eş olarak yazıldı.

Bu sınırların dışına çıkan kadın figürleri ise genellikle “kötü kadın” imgesi üzerinden kuruldu. Kendi arzularının peşinden giden, bağımsız ya da normlara uymayan kadınlar; tehditkâr, manipülatif ya da ahlaki açıdan sorunlu karakterler olarak kodlanarak ya dışlandı ya da cezalandırıldı. Böylece sinema, kadını ya idealize edilmiş pasif bir özneye ya da düzeni bozan tehlikeli bir figüre indirgerken, her iki durumda da ataerkil anlatıyı yeniden üretmeye devam etti.

Evet, kadın karakterlerin nasıl yazıldığı önemli. Ama bu karakterleri kim yazıyor? Nasıl çekiliyor? Kim finanse ediyor? Asıl mesele burada başlıyor: Kamera arkasında ne oluyor? Kadın bu emeğin neresinde?

Dünya sinemasında yönetmenlik koltuğunda hâlâ erkek egemenliği baskın. Oysa Alice Guy-Blache gibi bir öncüden; kamerasını gündelik hayata, ve kadın deneyimine çevirerek sinemayı erkek hegomanyasından kurtarmaya çalışan Agnes Varda’ya; kadın öznenin iç dünyasını görünür kılan Chantal Akerman’a; kadın arzusu ve bastırılmışlık üzerine kurduğu anlatılarla ana akım sinemaya güçlü bir alternatif sunan Jane Campion’a uzanan bir kadın hattı her zaman vardı. Bugün de Greta Gerwig ve Céline Sciamma gibi isimler, kadın hikâyelerini merkezine alan anlatılarla sinemada hem estetik hem politik bir dönüşüm yaratmaya devam ediyor. 

Türkiye’de de erkek yönetmenlerin hegemonyasını kırmada başarı elde etmiş kadın yönetmenler var. Bilge Olgaç, Yeşilçam’ın sınırlarını zorlayarak kadın karakterleri daha gerçekçi ve güçlü biçimde ele alan öncü bir isimdir. Yeşim Ustaoğlu, Pelin Esmer ve Deniz Gamze Ergüven gibi yönetmenler, kadın deneyimini merkeze alan filmleriyle ulusal ve uluslararası alanda önemli bir yer edinmiştir. Ancak tüm bu üretime rağmen sektörün yapısal dengesi hâlâ erkekler lehine işlemeye devam ediyor. Nicelik ne kadar artmış olsa da niteliksel adaletsizlik hala kendini gösteriyor. Büyük bütçeli filmlerde erkek yönetmen güvenli, yatırım riski düşük görülürken; kadın yönetmenler deneysel ve cesur tercih olarak görüldüğü için filmlerine daha düşük bütçeler ayrılıyor.

Yardımcı yönetmenler, yine toplumsal olarak yüklenen düzen kurma, program yapma, bakım verme rollerine uygun görülen kadınlar oluyor. Yönetmenlik içinse “erkek” seçiliyor. Toplumsal olarak yönetmek, karar vermek, kriz çözmek erkek ile ilişkilendiriliyor. Kadınlar seti ayakta tutan organizasyonu yürütürken, yaratıcı deha ve son söz hâlâ erkeklere bırakılıyor. Oysa mesele yetenek değil yönetme hakkını kime tanıdığındır. Setlerde erkek yönetmen bağırışları “karizmatik liderlik” ile okunurken -ki benim için saygısızlıktan başka bir şey ifade etmiyor- kadın yönetmen aynı tavrı sergilediğinde “agresif”, “zor” etiketi yapıştırılıyor. Bu çifte standart, yalnızca kültürel kabullerle değil, sektörün işleyiş biçimiyle de doğrudan ilişkili.  Erkek egemen bir ortamda bu tür davranışlar çoğu zaman “işin sertliği” ya da “set disiplini” olarak meşrulaştırılırken, kadınlar buna itiraz ettiklerinde “uyumsuz” ya da “zor” olarak damgalanabiliyor. Böylece kadınlar yalnızca temsil düzeyinde değil, üretim sürecinin kendisinde de çok katmanlı bir eşitsizlikle karşı karşıya kalıyor. 

Kadınların varlığını sadece yönetmenlikle sınırlamak elbette doğru değil. Kadınlar; emek sürecinin hemen hemen her yerinde senarist, kostüm tasarımcısı, sanat yönetmeni, makyöz, kurgucu olarak yer alıyor. Ancak teknik alanlara doğru ilerledikçe hele ki fiziksel emek gerektiren birimlere yöneldikçe kadın oranı hızla düşüyor. Çünkü burada mesele sadece işin zorluğu değil, işin etrafına örülmüş eril düzen.

Bu erillik dediğimiz şey de sadece erkeklerin fazla olması değil; işin kendisinin, dilinin ve kültürünün erkek üzerinden kurulmuş olması. Setlerde sert olmak, dayanıklı olmak, gece gündüz çalışmaya alışık olmak, emir-komuta zincirinde sorgusuz ilerlemek gibi özellikler adeta mesleğin doğal gereğiymiş gibi sunuluyor. Bu da  “buraya erkekler daha uygun” hissini üretiyor.

Bir de işin sosyal tarafı var. Teknik ekipler çoğu zaman kapalı erkek çevrelerinden oluşuyor. Muhabbeti, şakası, dili bile erkekler arasında şekilleniyor. Kadın biri girdiğinde sadece işe değil, o kültüre de adapte olması bekleniyor. Yani sadece işi bilmek yetmiyor, o “erkek diliyle kurulmuş set düzenine” de uyum sağlaman gerekiyor. Kadınların dışlandığı açıkça söylenmiyor ama sistem zaten onları içeride tutacak şekilde tasarlanmamış oluyor.

Sonuçta mesele ne yetenek ne de istek eksikliği; daha çok kimin o alana ait görülüp görülmediği meselesi. Kadın emeği sinema sektöründe iki kez görünmez olur: Biri emeğin kendisi yani uzun çalışma saatleri, düzensiz ödenen ücretler, güvensiz sözleşmeler, sigortasız çalışma hayatı; diğeri ise eşitsizlik. 
 
Özellikle dizi sürelerinin 120-150 dakikaya çıkmasıyla birlikte senaryonun haftalık teslim baskısı ve reyting rekabeti set sürelerini insanüstü boyuta taşımıştır. Bu durum özellikle bakım emeğini de üstlenen kadın için iki kat daha yük anlamına geliyor. Kreş imkanı olmayan setler, güvencesiz çalışma ortamı ve sosyal güvencenin zayıflığı kadınları sektörde ya daha kırılgan bir pozisyona itiyor ya da tamamen dışarda bırakıyor.

Kadın emeğinin sömürüsü elbette fiziksel alanlarla sınırlı kalmaz; ideolojik bir boyutu da vardır. Özellikle benim gibi 17–18 yaşlarında bu mesleğin hayalini kurmuş genç kadınlar için en görünmez ve en zor kabul edilen taraf burasıdır. “Sanat için fedakârlık” söylemi güvencesizliği romantize eder. (Benim bile bir zamanlar inanmışlığım vardır.) Özellikle genç kadınlar için, “Bu sektörde tutunmak zor” cümlesi çoğu zaman bir kabule dönüşür ve beraberinde pek çok yaptırımın habercisidir.  Oysa burada mesele bireysel dayanıklılık değil, kolektif haklardır. Makul çalışma saatleri, eşit ücret, tacize karşı etkin mekanizmalar ve sendikal örgütlenme lüks değil temel çalışma haklarıdır.

Kadının sinemadaki varlığı bir tesadüf değil, tarihsel bir mücadelenin sonucudur. Bugün kamera arkasında daha fazla kadın emeği varsa, bu bireysel başarı hikâyelerinden çok omuz omuza vermiş kadınların kolektif mücadelesinin sonucudur.

Kadın sinemada sadece bir rol değildir. O set kuran, ışık taşıyan, senaryo yazan, bütçe yöneten, kurgu yapan, kostüm tasarlayan bir emek öznesidir.
Gerçek dönüşüm, kadınların yalnızca hikayelerin merkezinden değil, üretim ilişkilerinin merkezinde yer almasıyla mümkündür. 

Perde açıldığında alkışlanan oyuncular kadar, karanlıkta kalan emekçileri de görmek gerekir. Çünkü sinema bir düş fabrikasıysa, o düşleri kuranların emeği gerçektir. Ve o emeğin yarısı kadındır.

Editör: Melike Çınar
Düzelti: Melike Çınar
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Evrim Kaya

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation