Yazar: Müjgan Tekin

12 Eylül 1980’de İstanbul’da doğdu. Gazetecilik eğitimi aldığı fakülte yıllarında, mesleği yerinde öğrenmeli diyerek çalışma hayatına atıldı. Yeni Binyıl Gazetesi Kültür Sanat sayfasında başladığı staj eğitiminin ardından 2002 yılının sonunda TV8 belgesel bölümüne geçti. Vildan Tekin ile birlikte yazdığı ¨Karadut¨ isimli romanın yanı sıra ¨Ağıt: Ararat'tan ve Ağrı'dan Yükselen Çığlık¨, ¨Çöldeki Balıklar¨ ve ¨Raman Petrol Kartalları¨ isimli üç kitabı bulunmaktadır. Yazıları çeşitli haber sitelerinde yayımlandı ve hala yazmaya devam ediyor.

Yılmayacaksınız, geri durmayacaksınız, affetmem sizi! Zamanların kötüsündeydik yine. Yüreği ince olanların, zulme karşı bitmeyen dövüşlerinin sürdüğü vakitlerde. Kirazların kızarıp tükenmeye yüz tuttuğu, kavruk ağustosun böceklerinin hafiften hafiften cır cır cır ötmeye başladığı günlerde. Karıncaların en çalışkan halleri ile toprağı eşeleyip zemheriye hazırlandığı vakitlerde. Yine hem acıların hem umutların arifesinde… Yine “engereklerin ve çıyanların” bolca gezdiği günlerden geçiyorken ülke, yine insanlık sınıfta kalıyorken Filistin’de, yine anaların adı Cumartesi’yken, yine arife günlerini “bayram geliyor neyime,  daha ben daha taziyesi kurmamışım. Hastanede insanlık suçunu işleyenler dışarda, oğlum 6 yıldır cezaevinde” diyorken  şen yaşamayan bir anne, yine yeniden Maraşlara, Çorumlara, Sivaslara hazırlanmak isteniyorken coğrafya,…

daha fazla oku

    –          Gözlerim görme yetisini kaybetmiş olabilir ama bu haksız yere mahkûm edilen oğlumun verdiği mücadeleyi göremeyeceğim anlamına gelmiyor. Gözlerimin görmeyişi ile bu kadar ilgilendiğinize göre sanırım karanlıktan bir hayli korkuyorsunuz. Madem Minerva’yı sordunuz, söyleyeyim sayın komutan. Minerva sizin sandığınız gibi  bir örgütün bana verdiği kod adım değil. Bir örgüte bağlı değilim. 13 yıldır sürüp giden adli bir hata ile  özgürlüğü elinden alınan Nazım Hikmet’in annesi Ayşe Celile Hanım’ım.   –          Dinlemelerde sizden Minerva diye bahsedildiğini tespit ettik.  Celile, saçlarının yarısının gözüktüğü ipek eşarbı başından sıyırıp dizlerinin üstüne koydu. Alaylı bir gülümseme ile:  –           Şimdi ihtiyarladım, üstelik oğlum yıllardır sayenizde…

daha fazla oku

Lanet bir soğuk vardı. Gece don yapmıştı hava. Köy takır tukurdu. Yanaklarını, ellerini, gözkapaklarını  ısıran görünmez bir canavar peşindeydi. Ağzından çıkan buhar bile havada dondu donacaktı. ani 7 Mart’ta melekler iner, baharı bağırıp söylerlerdi1 , bu sene inememişlerdi belli ki. Baktılar ki geçen sene bahar zemheriye döndü, ne yapsınlar, topyekûn greve çıkmışlardı. İş halkın başına düşmüştü de halkın aklı başına düşmüş müydü, orasını görecekti. Değişen bir şey yok, ki tî be nan u av, ki têrbe dîl’da yâr dîxwaze2 durur.  Birilerinden de birilerine güller gider. Çocukları dinlememekle iyi etmemişlerdi. Hiç değilse on-on beş gün sonra gelseler, böyle kuduz gibi ısıran…

daha fazla oku

–          Ander gaybana1, boyu devrilesiceler, karakoncolos2 kılıklılar, anca afgurun durun. Halkın tek derdi sizi seçmek ya siz de birbirinizi yiyin! Zeynep, söylene söylene televizyonu kapatıp yerinden kalktı. Görülecek işler bitmiş geriye  köpeklerin, Tufi ile Yaman’ın, akşama karnını doyurmak kalmıştı. 18 Nisan erken seçimlerinin üstünden neredeyse bir ay geçmiş, 57. Hükümet hala kurulamamıştı. Ortada hükümet yoktu yok olmasına da yiyecek fiyatlarına “habole zammı kim yapıyordu?” orası muammaydı. Bildi bileli halk böyle ölüm ile dirim arasında yaşıyordu, yaşamak denirse. İki katlı evin bahçesine çıktı. Çektiği onca çileye rağmen, yaşadıklarının günahı vebali o koca diye vardığı Hasan’ın boynuna, onca çekmişliğine rağmen şu bahçeye…

daha fazla oku

Eylül yaklaşıyor ve hayat değişiyordu. Haftalarca önce başlamıştı kocasının çalıştığı fabrikadan da grev haberleri gelmeye. Kasımdaki genel seçimlere hep birlikte zayıflayarak gireceklerdi.  Cumhurun başının başka işi kalmamıştı. Esenboğa Havalimanı’nda Kenan Evren’i karşılamak için beklerken Turgut Özal: – Ne kadar zayıflasam yine de Sayın İnönü kadar zayıflayamam, demişti. Sayın İnönü de her zamanki kibarlığı ile: – Merak buyurmayın seçimlerde hep beraber zayıflarız, diye yanıtlamıştı. Gerçi millet pek sevmiyordu zayıf yöneticiyi. Özal, bunu bilip de hiç zayıflar mı, İnönü’nün söylediği de laf ola beri gele. Cumhur kendini yöneteceklerin etlisini butlusunu seviyordu da iş kendine gelince seçime doğru git gide zayıflıyordu. Ülkenin birçok…

daha fazla oku