Background

Kuyu Tipi: Betonun Değil, İktidarın Duvarları

Türkiye’de son yıllarda “kuyu tipi” olarak adlandırılan yüksek güvenlikli cezaevleri üzerine yürüyen tartışma aslında yalnızca yeni bir hapishane modeline ilişkin değildir. Tartışılan şey devletin cezalandırma anlayışının nasıl değiştiği, siyasal iktidarın toplumu hangi araçlarla disipline etmeye çalıştığı ve hukukun yerini giderek güvenlikçi politikaların alıp almadığıdır. Hiçbir cezaevi yalnızca beton, demir ve tel örgüden ibaret değildir. Her hapishane, onu inşa eden iktidarın dünyaya bakışını ve toplumu nasıl yönetmek istediğini gösterir. Kuyu tipi cezaevleri de bu anlayışın en sert, en çıplak ve en görünür hâlidir.

Kuyu Tipi Nedir?

Resmi adları Y Tipi, S Tipi ya da Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu olsa da kamuoyunun onlara “kuyu tipi” demesi tesadüf değildir. Yaklaşık beş metrekarelik hücreler, yalnızca iki adım atılabilecek kadar dar yaşam alanları, doğrudan havalandırmaya açılmayan kapılar, demir parmaklıklar ve hava akışını sınırladığı belirtilen metal levhalarla çevrili pencereler, günün 22 ila 23 saatinin tek başına geçirilmesi ve gökyüzünü dahi göstermeyen yüksek beton duvarlar… Bu mimari, yalnızca güvenliği sağlamak için tasarlanmış teknik bir proje değildir; insanın dünyayla bağını koparmaya yönelik bir izolasyon sistemidir. Gökyüzüne bakıldığında bir kuyunun dibindeymiş hissi veren bu yapı, adını da tam olarak buradan alır.

F Tipinden Daha Ağır Bir Tecrit

Türkiye cezaevlerinde tecrit politikası yeni değildir. F tipi cezaevleriyle birlikte ortak yaşam alanlarından hücre sistemine geçildiğinde de benzer tartışmalar yaşanmış, insan hakları örgütleri ve hukukçular bunun ağır bir tecrit rejimi olduğunu dile getirmişti. Ancak bugün kuyu tipi olarak bilinen cezaevleri F tipinin dahi ötesine geçen yeni bir aşamayı temsil ediyor. Artık mesele yalnızca birkaç kişinin aynı hücreyi paylaşması ya da paylaşmaması değildir. Mesele mahpusun güneşle, gökyüzüyle, rüzgârla, sesle ve başka insanlarla kurduğu ilişkinin neredeyse tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Tecrit artık bir istisna değil, infazın temel biçimi hâline getirilmektedir.

Sürekli Gözetim, Sürekli Yalnızlık

Bu cezaevlerinde yalnızca fiziksel mekân değişmiyor; insan ilişkisi de yeniden tasarlanıyor. Gardiyanlarla kurulan iletişimin dahi çoğu zaman hücre kapısındaki “bas-konuş” sistemi üzerinden yürütüldüğü, kapıların anahtarla değil elektronik sistemlerle kontrol odalarından açıldığı belirtiliyor. Üç kişilik bölümlerde bile yaşam alanlarının yirmi dört saat kameralarla izlenmesi, özel hayatın tamamen ortadan kaldırıldığı bir gözetim düzeni yaratıyor. Böylece mahpus yalnızca özgürlüğünü değil, mahremiyetini de kaybediyor. Ceza infazı, insanın sürekli göz altında tutulduğu ve her hareketinin denetlendiği bir yönetim biçimine dönüşüyor.

Tecrit Bir Güvenlik Tedbiri mi, İşkence mi?

Bilimsel araştırmalar uzun süreli izolasyonun insan psikolojisi üzerinde ağır sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor. İnsan sesi duymamak, sosyal ilişki kuramamak, gün ışığından yeterince yararlanamamak ve hareket alanının birkaç metrekareye sıkışması depresyon, kaygı bozuklukları, algı sorunları ve fiziksel rahatsızlıklar gibi birçok sonuca yol açabiliyor. Bu nedenle insan hakları savunucuları tecridi yalnızca bir disiplin yöntemi değil, insan onurunu hedef alan bir uygulama olarak değerlendiriyor. İşkence her zaman fiziksel şiddetle uygulanmaz; bazen sessizlik de işkenceye dönüşebilir. Bazen güneşten mahrum bırakılmak, bazen gökyüzünü unutturacak kadar yüksek duvarların arasına sıkıştırılmak da insan üzerinde aynı derecede yıkıcı etkiler yaratabilir.

Yasa Ne Diyor, Uygulama Ne Gösteriyor?

Mevzuata bakıldığında bu cezaevlerinin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar ile belirli suçlardan hükümlü kişiler için öngörüldüğü görülüyor. Ancak uygulamaya ilişkin en büyük tartışma da tam burada başlıyor. İnsan hakları örgütleri ve hukukçular, kanunda yer alan “tehlikeli hâlde bulunan”, “özel gözetim altında tutulması gereken” ya da “kurum düzenini bozan” gibi muğlak ifadelerin geniş yorumlanabildiğini ve bu nedenle siyasi mahpusların, gazetecilerin, avukatların ya da düşüncelerinden dolayı yargılanan kişilerin de bu infaz rejimine gönderilebildiğini savunuyor. Kanunen süreyle sınırlandırılmış olması gereken hücre uygulamasının fiilen sürekli bir yaşam biçimine dönüşmesi de bu eleştirilerin temelini oluşturuyor.

Tartışmanın Merkezindeki İsimler

Son dönemde komedyen Deniz Göktaş’ın Çorlu-Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulması kuyu tipi cezaevlerini yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı. Mizahın, sanatın, gazeteciliğin ya da siyasal muhalefetin temsilcilerinin bu infaz rejimiyle karşı karşıya kalması tartışmayı yalnızca cezaevi koşullarının ötesine taşıyor; çünkü burada sorulan soru yalnızca “Kim nerede tutuluyor?” değildir. Asıl soru şudur: Devlet gerçekten yalnızca suçla mı mücadele ediyor, yoksa kendisine yönelen eleştirileri de güvenlik meselesi olarak mı görüyor?

Kuyu Tipi Sadece Mahpusları mı Hedef Alıyor?

Tam da bu nedenle kuyu tipi cezaevleri yalnızca içerideki mahpusların sorunu değildir. Her otoriter yönetim, cezalandırma yöntemlerini önce toplumun en zayıf ya da en yalnız bırakılmış kesimleri üzerinde dener. Cezaevleri bunun için en uygun laboratuvarlardır. Bugün içeride normalleştirilen ağır tecrit, yarın dışarıdaki toplumsal yaşamın da mantığını belirlemeye başlar. Muhaliflerin yalnızlaştırılması, sendikaların etkisizleştirilmesi, öğrencilerin susturulması, gazetecilerin yargılanması, sanatçıların hedef gösterilmesi ve en sonunda bütün bunların ağır tecrit rejimleriyle desteklenmesi birbirinden bağımsız süreçler değildir. Bunlar, itiraz eden toplum yerine itaat eden toplum yaratmayı hedefleyen aynı siyasal anlayışın farklı araçlarıdır.

Tecride Karşı Mücadele Sürüyor

Bu nedenle kuyu tipi cezaevlerine karşı verilen mücadele yalnızca mahpusların yaşam koşullarını iyileştirme mücadelesi değildir. İnsan Hakları Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Türk Tabipleri Birliği, barolar, hak savunucuları ve mahpus yakınlarının yıllardır yürüttüğü kampanyalar aslında insan onurunun devlet karşısında korunması mücadelesidir. Hazırlanan raporlar, yapılan basın açıklamaları, açılan davalar ve sürdürülen hak arama girişimleri, tecridin güvenlik politikası adı altında sıradanlaştırılmasına karşı güçlü bir itirazdır.

Cezaevleri İktidarın Aynasıdır

Marksist düşünür Antonio Gramsci’nin söylediği gibi, devlet yalnızca zor aygıtlarından ibaret değildir; aynı zamanda rıza üretmeye çalışan bir egemenlik mekanizmasıdır. Cezaevleri ise bu zor aygıtının en görünür biçimlerinden biridir. Kuyu tipi cezaevleri tam da bu nedenle yalnızca mahpusları değil, dışarıdaki toplumu da hedef alır. Verilmek istenen mesaj açıktır: “İtiraz edersen yalnız kalırsın.” Oysa tarihin gösterdiği gerçek bunun tam tersidir. Düşünceler beton duvarlarla hapsedilemez. Baskı, eleştiriyi yok etmez; yalnızca daha görünür hâle getirir.

İnsan Onuru Betonun Altında Kalmaz

Bir insanın bedenini dört duvar arasına kapatabilirsiniz. Gökyüzünü görmesini engelleyebilirsiniz. Rüzgârı hissetmesini, güneşe dokunmasını, başka insanlarla yan yana gelmesini engelleyebilirsiniz. Ama düşüncenin dolaşımını durduramazsınız. Adalet talebini betonla örtemezsiniz. İnsan onurunu güvenlik gerekçesiyle askıya alamazsınız.

Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla yüksek güvenlikli cezaevi değildir. Daha fazla kamera, daha fazla beton, daha fazla tel örgü hiç değildir. Bu ülkenin ihtiyacı hukukun üstünlüğüdür, demokratik denetimdir, insan haklarına saygıdır ve cezanın intikama dönüşmediği bir adalet sistemidir.

Kuyu tipi cezaevleri kapatılmalıdır; çünkü insan onuru devletin vereceği bir lütuf değil, doğuştan sahip olunan vazgeçilmez bir haktır. O hak, hiçbir beton duvarın gölgesinde kaybolmamalıdır.

Editör: Doğa Uğurel
Düzelti: Doğa Uğurel
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Şadan Genç

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation