Dünya Basınında KadınGündem Kadın Vardiyası 23 Mayıs 2026
Küba’da Kadınlar, ABD’nin Enerji Ablukasına Karşı Yürüdü
Yüzlerce kadın; Küba’nın başkenti Havana’da, ABD’nin adaya uyguladığı fiili petrol ablukasını ve baskı kampanyasını protesto etmek için bir araya geldi.
Bu miting, hükümet ve Komünist Parti ile yakın bağları bulunan ve büyük bir örgüt olan Kübalı Kadınlar Federasyonu tarafından, federasyonun kurucusu, gerilla savaşçısı ve Raúl Castro’nun eşi olan merhum Vilma Espín’i de anmak amacıyla onun 96. doğum gününde düzenlendi. 19. yüzyılda bağımsızlık mücadelesi veren bir vatanseverin anısına kurulan parkta toplanan kalabalık, Küba bayrakları salladı, “Ablukaya Son!” yazılı pankartlar ve Fidel Castro ile Espín’in resimlerini taşıdı.

Trump yönetimi, Ocak ayından beri Küba hükümetini istikrarsızlaştırmanın bir parçası olarak ülkenin petrol ithalatını durdurmanın bir yolunu arıyordu. İlk olarak, Başkan Nicolas Maduro’nun kaçırılması ve hapsedilmesi ile zirveye ulaşan ABD saldırısını takiben 11 Ocak’ta Trump, Küba’nın müttefik ülkesi Venezuela’dan para ve petrol alamayacağını ilan etti. Daha sonra 29 Ocak’ta Trump, Küba’ya direkt veya dolaylı olarak petrol gönderecek ülkelere tarife uygulanacağını açıkladı.
O zamandan beri Küba’nın yurt dışından petrol tedariki ciddi şekilde etkilendi. Son birkaç haftada, Trump yönetiminin 30 Mart’ta Rus petrol tankerinin Havana limanına yanaşmasına izin vermesiyle abluka biraz hafifletildi.
Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, 2023 yılı itibariyle Küba’nın enerji üretiminin yaklaşık %58’i petrolden sağlanıyor. Kalan %23,6’lık kısım doğal gazdan geliyor. Küba, içerde ham petrol üretse de petrol tedarikinin büyük kısmı dış kaynaklardan sağlanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı, ülkenin petrol ihtiyacının yalnızca %40,6’sını kendi ürettiğini, %59,4’ünün ise yurt dışından geldiğini tahmin ediyor.
Ülkeye az miktarda yabancı petrolün girmesiyle Küba, son ay ada genelinde en az iki kez kesintiler yaşadı. Bu kesintiler, hastanelerin ve diğer kritik tesislerin yaşam kurtarmak için gereksinimi olan enerjiyi kaybettiği için ölümcül sonuçlar doğuruyor. Kesintiler sağlık sistemiyle birlikte toplu taşımayı, gıda ve servislerin üretimini etkiliyor ve ve zaten adanın son beş yıldır maruz kaldığı ekonomik kirizi de derinleştiriyor.
28 Şubat’tan beri, ABD İran’la bir savaşın içinde ve Trump karşı karşıya geleceği hükümetler listesinde Küba’nın da “sırada” olduğunu söylüyor. 16 Mart’ta Oval Ofis’teki muhabirlere “Küba’yı almak onuruna sahip olacağıma inanıyorum. İster özgür bırakayım ister alayım, doğrusunu söylemek gerekirse onunla istediğimi yapabileceğimi düşünüyorum. Şu anda çok zayıflamış bir millet” dedi. Trump’ın “maksimum baskı” kampanyası ilk başkanlık döneminde başlamıştı ve ada üzerinde ağırlaştırılmış yaptırımlar içeriyor. Küba, Soğuk Savaş dönemi gerilimleri nedeniyle 1960’lardan beri ABD’den tam bir ticaret ambargosuyla karşı karşıya.
27 yaşındaki Sadia Moalim Ali, hapishanede yapılan özel bir röportajda hükümete karşı gösteriye katıldığı için tutuklanmasının ardından gördüğü işkenceyi anlattı. Barışçıl bir protestoda yer aldığı için hapsedildiğini ifade eden Sadia; güvenlik kameralarıyla izlenen bir odada iki erkek gardiyan tarafından çıplak bırakıldığını, tekmelendiğini, copla dövüldüğünü ve iki gün boyunca yiyeceksiz bırakılarak küçük bir hücrede tutulduğunu anlattı.
Hemşirelik mezunu olan ve triportör şoförlüğü yapan Sadia, hükümet karşıtlığı yüzünden 12 Nisan’da gözaltına alındı ve tutuklandı. Sosyal medya hesaplarında federal hükümeti eleştirdi, yolsuzluk ve adam kayırmacılık iddialarına, zorla tahliyelere, genç işsizliğine, vergilendirmeye ve yüksek yakıt fiyatlarına karşı sesini yükseltti.

14 Nisan’da Mogadishu merkez hapishanesine transfer edildi. Resmi olarak suçlanmadığını ve atanmış avukatıyla görüştürülmediğini ifade etti. Gözaltındayken, anlamadığı bir evrağı imzalaması için baskı gördüğünü ve daha sonra mahkemeye çıkarıldığını söyledi.
Uluslararası Af Örgütü’ne göre, mahkeme polise, soruşturmanın devamı süresince kadını 90 gün süreyle gözaltında tutma izni verdi. 20 Nisan’da yerli bir radyo ve televizyon kanalında aktardığında göre; hukuki süreç işletilmeden gözaltında tutulduğunu belirten Sadia, serbest bırakılması için başvuruda bulundu.
Sadia, “Çok zor bir hayat. Hiçbir insan buraya kapatılmayı hak etmiyor. Havalandırması olmayan bir yer. Sağlıklı bir insan bile hastalanıyor. Çok gürültülü ve çok kalabalık” dedi ve 38 kadınla bir arada kaldığını söyledi. 1941’de son bulan İtalyan yönetimi sırasında inşa edilen bir hapishane olduğu için tutulduğu odanın ölüm hücresi olarak adlandırıldığını aktardı. Burada zaman geçirmiş eski mahkûmlar, buranın insanları cezalandırmak ve özellikle idamla karşı karşıya kalanlar için ayrıldığını söylüyor. Zeminin motor yağı ve tuza bulandığı, dışkıyla kaplı olduğu belirtiliyor. Yaklaşık iki metrekarelik bu yer aşırı derecede sıcak. Koku dayanılmaz ve insanların kusmasına neden oluyor.
Somali İnsan Hakları Savunucuları Koalisyonu’ndan Dalmar Dhayow, ülkede hapsedilen kadınların rutin olarak bir dizi insan hakları ihlaline maruz kaldığını söyledi. Dhayow, “Cinsel saldırı veya şiddetin, kadınları [yalan ifadelerde bulunmaya] zorlamak, onları hapishanede aşağılamak ve taciz etmek için sistematik şekilde bir araç olarak kullanıldığını biliyoruz” dedi. “Gözaltında tutulan kadınların birçoğunun kelepçelendiğini, ayaklarının ve ellerinin bağlandığını biliyoruz.”
İnsan hakları örgütleri, eski hükümet yetkilileri ve bir milletvekili, Sadia’nın tutukluluğunun yasal olmadığını söyledi ve acilen serbest bırakılması çağrısında bulundu. Muhalefet partisi lideri Abdirahman Abdishakur, X platformundaki hesabında “Sadia’nın tutukluluğu ulusal bir utançtır. Onun tek ‘suçu’, devlet kurumlarındaki yolsuzluk ve kayırmacılığa karşı sesini yükseltmekti. Bu bir suç değil, temel bir yurttaşlık hakkıdır. Sayın Başkan; tek bir genç kadının sesine tahammül edememek, güç göstergesi değil, açık bir güvensizlik göstergesidir” diye yazdı.
Somali yetkilileri; 2022’den beri gazetecileri, aktivistleri ve farklı görüşlerini dile getiren insanları susturmak için keyfi tutuklamalar, gözaltılar, taciz, tehditler ve yıldırma yöntemlerini kullanarak insan haklarına yönelik sistematik ve giderek artan bir baskı uygulamakla suçlanıyor.
Somali hükümetinden konuyla ilgili yorum istendi ancak yanıt alınamadı.
Lübnan’daki kriz daha da acil bir hal alırken, kadınlar ve kız çocukları yerlerinden edilmenin getirdiği stresle başa çıkmak zorunda kalıyorlar; üstelik temel hijyen malzemelerine erişim eksikliği de bu stresin bir parçası. Çatışmalar ve krizler nedeniyle yerinden edilmiş kadın ve kız çocuklarının karşılaştığı zorluklardan biri de adet dönemlerini yönetmek için gerekli kaynaklara erişim.
“Bazılarımız stresten kaynaklı ayda iki kere adet görüyor. Evet; suya, yiyeceğe ve kıyafete ihtiyacımız var. Ancak biz, kadınlar ve kız çocukları, onurumuzu da korumak zorundayız.”
“Üç tane ergenlik çağında kızım var. Sabah çok erken evden ayrıldığımız için sadece üzerimizdeki kıyafetlerle çıktık. Güvenli bir yere ulaşmak için 24 saat boyunca yoldaydık ve etrafta tuvalet olmadığı için kanaması olan kızım için çok endişeliydim. Her yer sadece araban ibaret gibiydi.”
“Biz kadınlar ve kız çocuklarının çoğu uygun adet hijyen malzemesi olmadığı için enfeksiyon kaptık.”
“Doğum yaptıktan hemen sonra evimden ayrılmak zorunda kaldım. Yeni doğmuş bebeğimle birlikte evimi terk ettim. Şimdi, neredeyse bir ay sonra, elimdekilerle idare ediyorum.”
Şimdi Beyrut’ta bir sığınakta kalan Güney Lübnan’dan bir anne 2024 yılında hamileyken nasıl yerlerinden edildiğini anlatıyor. “2024 yılında, birkaç dakika içinde kaçtığımızda da bu sığınağa gelmiştim. O zaman hamileydim, çocuğumu, korkumu ve kaybettiğim her şeyi aynı anda taşıyordum. Bugün yine buradayım. Aynı duvarlar, aynı belirsizlik, gidecek başka hiçbir yerim olmadığı hissi. Ama bu sefer bebeğimi kollarımda tutuyorum. Artık sadece bir hayat taşımıyorum, aynı zamanda güvenliğimiz için henüz yer açmamış bir dünyada onu korumaya çalışıyorum. Çocuğum doğduğunda işlerin farklı olacağını düşünmüştüm. Buraya geri döneceğimizi, aynı korkuyu tekrar yaşayacağımızı hiç hayal etmemiştim.”

Orta Doğu’da kriz ikinci ayına girerken, kadınlar ve kız çocukları üzerindeki olumsuz etkiler felaket boyutlarına ulaşıyor. Yalnızca Lübnan’da 1.2 milyondan fazla insan yerlerinden edildi. Bunlar arasında 13.500 hamile kadın olduğu tahmin ediliyor ve bu hamile kadınların 1.700’ü şu anda temel sağlık hizmetlerinden mahrum kalmış durumda. Şiddetin artması, sağlık tesislerine yönelik saldırılar ve temel hizmetlerin çökmesiyle hayatta kalmaları güçleşiyor.
Yerinden edilenlerin 620 binden fazlası kadın ve kız çocuğu. Lübnan’daki kadınların ve kız çocuklarının neredeyse dörtte biri demek bu. Genellikle aşırı kalabalık veya güvensiz barınaklarda, cinsiyete dayalı şiddet, sömürü ve tecrit riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Engelli kadınlar ve kız çocukları özellikle savunmasız durumda, çünkü barınakların çoğu erişilemez durumda ve kapsayıcı su, sanitasyon ve hijyen olanaklarından yoksun.
Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Temsilcisi Anandita Philipose, “Kadınlar ve kız çocukları amansız bir korku ve kayıp yaşıyorlar; ateş altında doğum yapıyorlar, yerinden edilme sürecinde şiddete maruz kalıyorlar ve en temel ihtiyaçlardan yoksun hayatta kalma mücadelesi veriyorlar” dedi. “Sağlıkları ve korunmaları sonradan akla gelen bir şey olamaz; insani yardım müdahalesinin merkezinde yer almalıdır.”
Women Deliver 2026 Konferansı Avusturalya’da Yapıldı
Küresel feminist hareketin önemli buluşmalarından biri olan Women Deliver 2026 Konferansı, 27–30 Nisan tarihleri arasında Avustralya’nın Melbourne kentinde düzenlendi. Konferans; artan çatışmaların, daralan sivil alanın, kadın hakları üzerindeki baskının artmasının ve mevcut sistemlerin amaçlandığı kişilere hizmet edip etmediğine dair soruların giderek çoğaldığı bir dönemde dünyanın her yerinden siyasi liderleri, avukatları, bağışçıları, gazetecileri ve gençleri bir araya getirdi.
Geniş kapsamlı program kapsamında, Women Deliver 2026, bu dönemin belirleyici konularından bazılarını ön plana çıkarmayı hedefledi: bedensel özerklik, kamu sistemleri, cinsiyete dayalı şiddet, iklim adaleti, dijital haklar, hareket finansmanı, ergen kızların liderliği, çatışma ve hesap verebilirlik.

Dört gün süren tartışmalara, cesur liderliğe ve kolektif eyleme zemin hazırlayan Women Deliver CEO’su Maliha Khan, konferansın yas tutma zamanı olmadığını söyledi. “Daha önce imkânsızı başardık ve yine başaracağız. Temkinlilik yerine cesareti, gösteriş yerine dayanışmayı ve umutsuzluk yerine sevinci seçiyoruz.”
Konferansın kapanışında ilan edilen Melbourne Deklarasyonu için Khan, “Sizden istediğimiz şey, bu kriz anını bir fırsat anına dönüştürmenizdir. Melbourne Deklarasyonu, genellikle bağışçı öncelikleri ve insanlara karşı zayıf hesap verebilirlik tarafından şekillendirilen bir cinsiyet eşitliği ekosistemini yeniden inşa etme ve bundan sonraki adımları insan haklarına, dayanışmaya ve adaletsizlikten en çok etkilenenlerin liderliğine dayandırma konusunda ortak bir taahhüttür” dedi.
Not: Women Deliver tarafından düzenlenen Women Deliver Konferansı; toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları, cinsel ve üreme sağlığı hakları, feminist hareketler ve gençlik liderliği üzerine dünyanın en büyük uluslararası konferanslarından biridir. İlk kez 2007’de Londra’da düzenlenmiştir ve yaklaşık 3 yılda bir yapılmaktadır. Türkiye’den bazı örgütler de bu konferansa katılmaktadır.
Sınır Tanımayan Doktorlar: Darfur’da Kadınlar ve Kız Çocukları için Güvenli Bir Yer Yok
Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (Médecins Sans Frontières / MSF) son raporu, Sudan’ın Darfur kentinde yaygın olan cinsel şiddeti detaylandırıyor. Cinsel şiddet, hem çatışmalardan etkilenen bölgelerde hem de yollar ve sığınmacı kampları gibi daha gündelik ortamlarda uygulanıyor. MSF; çatışmanın tüm taraflarını cinsel şiddeti durdurmaya ve önlemeye, failleri sorumlu tutmaya, uluslararası toplumu ise sağlık ve koruma hizmetlerini artırmaya çağırıyor.
Ocak 2024 ila Kasım 2025 arasında en az 3.396 kadın, cinsel şiddete maruz kaldığı için MSF destekli tesislerde tedavi talebinde bulundu. MSF; cinsel şiddete maruz kalanların güvenli bir şekilde bakıma ulaşamaması nedeniyle bu rakamların gerçek ölçeğin yalnızca küçük bir kısmını temsil ettiği konusunda uyarıyor. MSF programlarında tedavi görenlerin yüzde 97’sini kadınlar ve kız çocukları oluşturuyor.

MSF Acil Durum Sağlık Müdürü Ruth Kauffman, cinsel şiddetin bu çatışmanın belirleyici bir özelliği olduğunu ve sadece ön cephelerle sınırlı olmadığını, tüm topluluklara yayıldığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Bu savaş, kadınların ve kız çocuklarının sırtlarında ve bedenlerinde yürütülüyor. Yerinden edilme, çöken topluluk destek sistemleri, sağlık hizmetlerine erişim eksikliği ve köklü toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, bu suiistimallerin Sudan genelinde devam etmesine neden oluyor.”
MSF, Aralık 2025 ile Ocak 2026 arasındaki yalnızca bir ay içinde, kadınların hem yolculukları sırasında hem de kamplarda saldırılara maruz kaldıklarını bildirdiği Tawila çevresindeki sığınmacı kamplarında 732 mağdur tespit etti. Aşırı kalabalık barınaklar, temel güvenlik eksikliği ve uzak su noktaları, güvenli olmayan banyo alanları ve sınırlı tuvaletler dâhil olmak üzere güvensiz koşullar, bu kişilerin savunmasızlığını daha da artırıyor.
Güney Darfur’da, aktif kara çatışmalarından yüzlerce kilometre uzakta, mağdurların ve hayatta kalanların yüzde 34’ü çiftçilik yaparken veya tarım arazilerine giderken, yüzde 22’si ise yakacak odun, su veya yiyecek toplarken saldırıya uğradı; bu da şiddetin günlük faaliyetler sırasında nasıl oluştuğunu vurguluyor. Mağdurlar ve hayatta kalanlar arasında çocuklar da var. Güney Darfur’da beş yaşından küçük 41 çocuk da dâhil olmak üzere beş kişiden biri 18 yaşın altındaydı.
MSF’ye konuşan mağdurlar ve hayatta kalanlar; saldırıların yalnızca çatışmalar sırasında olmadığını, gündelik ortamlarda da (şiddetten kaçmak için kullanılan yollarda, ailelerin yiyecek yetiştirdiği alanlarda, pazarlarda ve sığınmacı kamplarında) yaşandığını anlattı ve bu tablo, cinsel şiddetin sistematik bir hal aldığını ve çatışma bölgelerinin çok ötesine yayıldığını gösteriyor.
Mağdurlar ve hayatta kalanlar ayrıca güvensizlik, damgalanma ve sınırlı koruma hizmetleri de dâhil olmak üzere bakım konusunda önemli engellerle karşı karşıya kalıyor. Cinsel şiddet, insan haklarını ihlal edecek şekilde bir savaş silahı ve sivilleri kontrol altına almanın sistematik bir yolu olarak kullanılıyor.
MSF tarafından düzenlenen odak gruplarında topluluk liderleri, ebeler, aktivistler, mağdurlar ve hayatta kalanlar, adalet ve hesap verebilirlik ile birlikte koruma, bakıma erişim ve onurun yanı sıra Sudan genelinde cinsel şiddetin derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Kaynak: https://www.washingtonpost.com/world/2026/04/02/sudan-rape-sexual-violence-rsf-msf-war/
https://www.msf.org/msf-report-finds-no-safe-places-women-and-girls-darfur
Çeviri: Telli Kayalar
Düzelti: Sabâ Esin
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Su Efsane Akpınar
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖