Background

Militarizm ile Patriyarkal Şiddet El Ele Yürür

Sena Uzunal

Kapitalizm, devlet baskısı ve şiddetin yanı sıra milliyetçilik ve patriyarkal normlar üzerine de kurulu bir sistemdir. Medya, eğitim, siyasal söylem ve kültürel söylem aracılığıyla, işçi sınıfının “vatanını savunmak” gibi ortak bir çıkarı olduğu fikrini normalleştirir. İtaat ve fedakârlık gibi patriyarkal değerler yukarıdan dayatılır ancak toplumu dış ve iç düşmanlardan koruyan ortak değerler olarak sunulur.

Emperyalistler arası çatışmaların ve savaşların yaşandığı bu dönemde bu fikirler, yükselen militarizmin toplum tarafından kabul edilmesini ya da en azından hoş görülmesini sağlamaya çalışan yönetici sınıfların araçlarının giderek daha önemli bir parçası haline gelmiştir. Bu da sistemlerinin tüm gerici ideolojik dayanaklarına daha fazla yüklenmek anlamına gelir.

Kadınlara, queer bireylere ve trans bireylere karşı yürütülen kültür savaşı yalnızca bir dikkat dağıtma taktiği değildir. Devlet açısından hem savaş için ihtiyaç duyduğu iş gücünü hem de militarize bir toplumun gelişmesi için gerekli olan ideolojik rızayı güvence altına alma işlevi görür. Aşırı sağın hâlihazırda iktidarda olduğu yerlerde, Trump’ın trans olmayı “aşırıcılık”la eş sayması ve tüm trans bireyleri vatan haini ilan etmesi örneğinde olduğu gibi geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri, propaganda ve devlet şiddeti yoluyla pekiştirilir.

Aile İçi Şiddet ve Kadın Cinayetleri

Krizler ve militarizasyon, artan aile içi şiddet ve kadın cinayetleriyle ele ele yürür. Bu durum; emperyalistlerin patriyarkal düzen, kontrol ve tahakküm ihtiyacının bir sonucudur.

Almanya’da 2024 yılında 126’dan fazla kadın, eşleri veya eski eşleri tarafından öldürüldü; 2023 yılında ise kadınlara ve kız çocuklarına yönelik 180.000’den fazla aile içi şiddet vakası bildirildi (Federal Ceza Polisi Dairesi verilerine göre). Muhtemelen birçok kadın yardım isteyemediği veya olayları bildiremediği için gerçek rakamlar çok daha yüksek.

Alman ordusuna milyarlarca avro akıtılırken ve Rheinmetall gibi silah şirketleri rekor kârlar elde ederken, kadın sığınma evleri yeterli kaynaklardan yoksun kalmaya devam etmekte, sosyal konut inşaatı azalmakta ve çoğunluğu kadınlardan oluşan bakım personeli, kendini tüketene kadar çalışmaktadır.

Berlin Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Girişim (BIG e.V.), her ay koruma arayan 400 kişiyi geri çevirmek zorunda kalıyor ve bu durum yalnızca Berlin’de değil, Almanya’nın tamamında daha da kötüye gidecek gibi görünüyor. Devlet, ordu için her zaman para buluyor ancak sosyal koruma yapıları için bulamıyor.

Siyasi ve medyatik söylem; “ulusal savunma” çağrısıyla, askerlerin idealleştirilmesiyle, “disiplin” ve “fedakârlık” övgüsüyle militarizasyonu giderek daha fazla yüceltiyor. Bu ideoloji, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirerek gündelik yaşama sızıyor. Devlet, askeri gücü normalleştirerek ve savaşa hazırlanarak ev içi patriyarkal şiddet riskini arttırıyor.

Aşırı sağcı AfD’nin (Almanya için Alternatif) ve diğer gerici güçlerin artan varlığı bu eğilimi güçlendiriyor. Sosyal çöküş ve demografik değişim korkusunu bir silah olarak kullanarak, kadınları anne ve bakıcı rollerine indirgeyen geleneksel aile ideolojisini yayıyor ve feminizmi vatana yönelik bir tehdit olarak suçluyor. Bu ortamda kadınlara karşı “sert bir el” normalleştiriliyor.

Kapitalist kriz döneminde, patriyarkal şiddet ideolojik bir silaha dönüşür. Cinsiyete dayalı emeği yeniden üretir ve korku ile öfkeyi yönetici sınıftan uzaklaştırarak kadınlara, göçmenlere ve queer bireylere yöneltir.

Küresel Militarizasyon, Küresel Patriyarka

Son üç yılda, küresel silahlanma harcamaları rekor seviyelere ulaşırken, otoriterlik eğilimleri güçlendi ve kadınların ve queer bireylerin hakları konusunda gerilemeler yaşandı.

Savaş ile patriyarkal şiddet arasındaki bağ, hiçbir zaman son iki yıldır Filistin halkına karşı işlenen soykırım sırasında olduğundan daha görünür olmamıştı. İsrail’in ateşkese rağmen saldırılarını sürdürmesi nedeniyle Gazze’de kadınlar, cinsel şiddet de dâhil olmak üzere hedef alınan şiddet biçimlerine ve yıkıcı boyutlarda yerinden edilmeye maruz kalıyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’ne göre, Gazze’de yerinden edilenlerin %70’inden fazlasını kadınlar ve çocuklar oluştururken, sağlık altyapısının çökmesi nedeniyle anne ölümleri de dramatik biçimde arttı.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu raporlarına göre, Ukrayna’da 2022’den bu yana aile içi şiddette keskin bir artış yaşandı. Travma ve ruh sağlığı sorunlarıyla mücadele ederek cepheden dönen askerler, kadınları potansiyel olarak şiddet içeren evlerde mahsur bırakan sokağa çıkma yasakları ve hava saldırısı sirenleri ile artan işsizlik ve ekonomik güvencesizlik, patriyarkal şiddeti daha da derinleştiriyor. Yerinden edilen kadınlar, mahremiyetin bulunmadığı aşırı kalabalık barınaklarda ilave risklerle karşı karşıya kalırken, elektrik kesintileri ve enerji altyapısına yönelik saldırılar da kamusal alanları ve toplu taşımayı kadınlar için daha tehlikeli hâle getiriyor.

Rusya ve Çin’deki rejimler, “geleneksel aile değerlerini” ideolojik söylemlerinin bir parçası olarak aktif biçimde teşvik ederken, feminist ve LGBTQ+ hareketlerini “Batı’nın yozlaşmışlığı” olarak damgalayıp baskı altına alıyor.

Birleşmiş Milletler raporları, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yaygın cinsel şiddeti belgeliyor. Sudan’da kadınlar kitlesel kaçırılmalar ve cinsel köleleştirmeden etkilenirken, Afganistan’da Taliban’ın teokratik diktatörlüğü kadınları eğitimden, çalışma hayatından ve kamusal yaşamdan şiddet yoluyla dışlıyor.

“Erküre” ve Askerlik

Patriyarkal şiddetin en yeni cephesi dijital mecralar. YouTube, TikTok ve X üzerinde faaliyet gösteren “erküre”1, kadın düşmanı fenomenler ile aşırı sağcı gruplardan oluşan bir ağ olarak milyonlarca genç erkeğe nefret ideolojisi yayıyor. Andrew Tate ve Myron Gaines gibi isimler; tahakkümü, ayrıcalık hissini ve kadınlara yönelik küçümsemeyi teşvik ediyor. Bu söylemler, yönetici sınıfın militarist hedefleriyle yakından bağlantılıdır. Teknoloji milyarderleri ise bu kadın düşmanı figürlerin faaliyetlerini sürdürmelerine olanak tanıyor.

“Erküre” içerikleri milyarlarca kez izlenmekte ve aşırı sağ hareketler için bir devşirme aracına dönüşmektedir. Bu içerikler, kadın düşmanlığını militarist milliyetçilikle birleştirerek “gerçek erkeklerin” kadınlar üzerinde tahakküm kurduğu ve vatanlarını şiddet yoluyla savundukları mesajını yaymaktadır.

“Erküre” yalnızca söylemden ibaret değildir. Patriyarkal kapitalizmin kültürel bir uzantısıdır. Öfke ve hayal kırıklığından fayda sağlar, toksik masküleniteyi bir kimlik olarak pazarlar ve otoriter siyaseti meşrulaştırır. Bunun sonucu ise hem toplumsal cinsiyete dayalı şiddet hem de militarizm açısından radikalleştirilmiş “ideal” askerler olarak görülen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasıdır.

Savaşa Karşı Sosyalist Feminizm

Yönetici sınıf savaşa hazırlanıp silahlanırken bizim yanıtımız enternasyonalist sınıf mücadelesi olmalıdır.

Patriyarkal şiddete karşı mücadele, militarizme karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Her ikisi de sömürü, hiyerarşi ve korku üzerine kurulu aynı sisteme hizmet eder. Sosyalist feministler; emperyalizmin, otoriterliğin ve ekonomik sömürünün sona ermesini talep ederken aynı zamanda kadınların ve LGBTQ+ bireylerin özgürlüğü, işçi hakları, barınma hakkı ve güçlü kamusal hizmetler için de mücadele eder.

Tarih, kolektif mücadelenin neler başarabileceğini göstermektedir: 1917 Rus Devrimi’nin ilk yıllarında kadınlar seçme ve seçilme hakkı, kürtaj hakkı, çocuk bakım hizmetleri ve eşit ücret gibi önemli kazanımlar elde etti. Gazze’den Berlin’e, Tahran’dan Kiev’e kadar kadınlar militarizme ve patriyarkal tahakküme karşı direniyor. Sosyalist feminizm; savaşlarda harcanmayı, sömürünün yükünü taşımayı reddeden herkesle omuz omuza durmak demektir. Aynı zamanda emperyalist savaşı ve patriyarkal şiddeti sona erdirecek kolektif mülkiyet ve demokratik planlamaya dayalı bir toplum için mücadele etmektir. Ancak işçi sınıfının birleşik mücadelesiyle, özgürleşmiş bir dünyanın maddi ve toplumsal temellerini yaratabiliriz.

Bu yazı 20 Mart 2025 tarihinde International Socialist Alternative web sitesinde yayımlanmıştır.

Yazar: Alex V

Erişim: https://internationalsocialist.net/2026/03/militarism-and-patriarchal-violence-go-hand-in-hand/

  1. Erküre: İngilizce man (erkek) ve sphere (küre) sözcüklerinin birleşimi olan manosphere sözcüğünün karşılığı olarak dilimize girmiştir. Feminist ideolojilere karşı geleneksel cinsiyet rollerini ve erkek haklarını savunan çevrim içi yapılardan oluşan dijital alt kültürü ifade eder. (ed.) ↩︎
Çeviri: Sena Uzunal
Düzelti: Telli Kayalar
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Su Efsane Akpınar

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation