Yazar: Meryem Göktepe

Ortaokul yıllarında başlayarak öğrenci hareketi içinde yer aldı. Kamu çalışanlarının sendikal mücadelesi yanında, insan hakları ve kadın mücadelesi içinde yer aldı. Hala sendikal, insan hakları ve kadın mücadelesi vermektedir.

Cumartesi annesi Hanife Anne tek evladı Murat’ını polise kendi elleriyle teslim etti. Çünkü 1990 yıllarının karanlığının farkındaydı. Biliyordu, bu yıllar kayıpların, faili meçhullerin ve sokak infazlarının rutine bağlandığı yıllardı. Murat Yıldız siyasi bir suçtan aranmıyordu ama yine de bir anne güvenmemekte haksız değildi. 90’lı yılların karanlığında Güneydoğu’da Kürt gazetecileri öldürmek gelenek haline gelmiş, İstanbul’da avukatlar, sendikacılar Beşiktaş gibi merkezî yerlerde, kafelerde gündüz gözüyle taranıyordu. Ankara’da evinin sokağında Uğur Mumcu, Diyarbakır’da Musa Anter öldürülmüştü. İşte böylesine karanlık günlerin yaşandığı bir zamanda Murat, polis tarafından ifadeye çağrılıyordu. Hanife Anne de elleriyle teslim ederse inkâr edilemez, biricik oğlunu sağ alabilirdi. Murat sevdiği kızın…

daha fazla oku

Bu Cumartesi dünyanın en uzun soluklu adalet arayışını yürüten Cumartesi Anneleri’nin 1000. Haftası. Haftalarca gözaltında zorla kaybedilen, failleri meçhul bırakılan yakınlarının izini süren bu sessiz çığlık, bastırılmak için sayısız işkenceye, gözaltına alınmalara rağmen barışçıl bu eylem, Galatasaray Meydanı’nı elde ederek kazanıldı. Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri de 1990’lı yıllardır. Resmi rakamlara göre bile 17 binden fazla insan, failleri meçhul bırakılarak gözaltında kaybedildi. Kaybedilenlerin yakınları faillerin bulunması için hakikat ve adalet mücadelesi vermeye devam ediyor. 90’lı yıllar aynı zamanda 80 darbesi sonrası işçi hareketleri, kamu çalışanlarının sendikalaşma mücadelesinin yükseldiği yıllardı. Mücadelenin karşısında bir karanlık güç yine sahnedeydi ve aydınlar, gazeteciler, sendikacılar…

daha fazla oku

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu bir mekanizma her şeyden evvel demokratik değildir. Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın bu kadar keskin olduğu bir ülkede, iktidar 20 yıldır kadınları toplumsal hayatın dışına atmaya çalışıyor. Kadınları ikinci sınıf cinsiyet olarak konumlandırırken, LGBTi+’ları yok saymaya çalışıyor. Kadınları sadece fırsat eşitliği gibi kendi içinde hegemonik hiyerarşiyi sürdürmeye yarayan bir kavrama sıkıştırmaya çalışırken LGBTi+’lara karşı nefret söylemini körüklüyor.Öyle ki kadını kutsal ailenin teminatı, her ne yaşarsa yaşasın “anne, kızkardeş” gibi sıfatlarla ikinci sınıf görüp, topluma da öyle empoze ediyor. Kadınlar bugün hâlâ mecliste %19, belediye başkanlıklarında %3 oranlarında temsil ediliyor. Bu eşitsizlik ortamı aslında bir adalet sorunudur. Toplumsal…

daha fazla oku

Bu yazı çıktığında, Cumartesi Anneleri yine adalet arıyor olacak. #CumartesiAnneleri996Hafta boyunca sessiz çığlık olmaya devam ediyor. 25 Nisan’da, geçtiğimiz perşembe, Çorlu Tren Katliamının üzerinden geçen tam altı yıl sonra, kısmi bir adalet sağlandı. Duruşmayı izlerken düşündüm de 6 yıldır yasalar mı, deliler mi değişti? Hayır tabii ki. Peki ne oldu da kısmi bir cezasızlık son buldu? Kadınlar, başta Mısra Öz olmak üzere anneler, ablalar, babaanneler, anneanneler, teyzeler, ezcümle kadınlar yılmadı, sürdürdü mücadeleyi. Hem de çocuklarının, yakınlarının gelmeyeceğini bilerek. Çünkü adalet; ekmek, su ve temiz hava kadar en temel gereksinimdir insan kalabilmek için. Mücadele ettiler çünkü başka iş cinayetleri, kaza adı…

daha fazla oku