Serbest Kürsü Damla Yeşilli 8 Temmuz 2026
Türkiye bir kez daha NATO zirvesine hazırlanıyor. İktidar ve ona yakın medya günlerdir aynı cümleleri tekrarlıyor: “Türkiye’nin prestiji artıyor”, “Dünyanın gözü Türkiye’de”, “Liderler Türkiye’de buluşuyor.” Oysa bu cümlelerin hiçbiri bize gerçeği anlatmıyor. Çünkü NATO zirvesi, bir ülkenin uluslararası saygınlığının değil; emperyalist sistem içerisindeki konumunun göstergesidir. Halkın vergileriyle finanse edilen dev organizasyonlar, savaş politikalarının planlandığı toplantılar ve dünya halklarını ilgilendiren kararların kapalı kapılar ardında alınması, bize “prestij” diye sunuluyor. Oysa savaşın prestiji olmaz. İşgalin itibarı olmaz. Emperyalizmin ev sahipliği yapılacak bir onuru yoktur.
NATO, resmi anlatıda “savunma ittifakı” olarak tanıtılır. Okullarda böyle öğretilir, televizyonlarda böyle anlatılır. Fakat tarih, resmi propagandadan çok daha güçlü bir tanıktır. Yugoslavya’nın bombalanması, Afganistan’ın yirmi yıl süren işgali, Libya’nın parçalanması ve Ortadoğu’nun istikrarsızlaştırılması gibi örnekler, NATO’nun yalnızca üye ülkelerin sınırlarını koruyan bir yapı olmadığını açıkça göstermektedir. Bu örgüt, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra da varlığını sürdürmüş; yeni düşmanlar üreterek, yeni savaş alanları yaratarak ve küresel güç dengelerini Batı lehine şekillendiren askeri bir aygıt olarak hareket etmeye devam etmiştir. Bu nedenle sosyalistler açısından NATO, yalnızca bir askeri ittifak değil; emperyalist dünya düzeninin silahlı gücüdür.
Bize sürekli “NATO Türkiye’nin güvenliğini sağlıyor” deniliyor. Peki hangi güvenlikten söz ediyoruz? Her yıl yüzlerce işçi, çalışırken hayatını kaybediyor. Kadınlar sokak ortasında katlediliyor. Çocuklar MESEM adı altında ucuz iş gücü olarak fabrikalara gönderiliyor. Milyonlarca yurttaş depreme dayanıksız binalarda yaşamaya mahkûm ediliyor. Gençler geleceksizlik içinde ülkeyi terk etmeye çalışıyor. Emekliler yaşamlarını sürdürebilmek için yeniden çalışmak zorunda kalıyor. Halkın gerçek güvenlik sorunu bunlarken, NATO’nun gündeminde bunların hiçbiri yoktur. Çünkü NATO’nun güvenlik anlayışı halkın yaşam hakkını değil, sermayenin çıkarlarını esas alır. Onlar için güvenlik; askeri üslerin güvenliği, enerji koridorlarının güvenliği, silah tekellerinin kârı ve jeopolitik üstünlüğün korunmasıdır.
Zirve öncesinde yaşananlara baktığımızda da aynı tabloyu görüyoruz. Yıllardır bütçe yok denilen işler birkaç hafta içinde tamamlanıyor. Güzergâhlardaki yollar yenileniyor, rögar kapakları asfalt seviyesine getiriliyor, binalar boyanıyor, peyzaj çalışmaları hızlandırılıyor, kamu düzeni yalnızca yabancı heyetlerin göreceği alanlarda kusursuz hâle getiriliyor. Bazı bölgelerde yoksulluğun görünmemesi için brandalar çekiliyor, kent adeta bir film platosu gibi makyajlanıyor. Taksicilere yeni kıyafet kuralları getiriliyor, berberlerden esnafa kadar herkes zirvenin vitrini hâline getirilmeye çalışılıyor. Demek ki kaynak varmış. Demek ki belediyeler ve kamu kurumları istendiğinde birkaç günde çalışabiliyormuş. Yıllardır “imkânsız” denilen ne varsa, NATO liderleri geleceği zaman mümkün hâle geliyor. O hâlde mesele kaynak değil; siyasal tercihtir. Bu iktidar kendi yurttaşına göstermediği özeni, emperyalist dünyanın temsilcilerine göstermeyi tercih ediyor.
Daha acı olan ise bütün bunların “milli başarı” diye pazarlanmasıdır. Oysa bağımsızlık, yabancı devlet başkanlarını ağırlamakla ölçülmez. Bağımsızlık, başka devletlerin askeri stratejilerinin parçası olmamaktır. Bağımsızlık; dış politikasını Washington’un, Brüksel’in ya da başka bir başkentin çıkarlarına göre şekillendirmemektir. Türkiye’nin NATO içinde üstlendiği rol, yıllardır “müttefiklik” söylemiyle meşrulaştırılıyor. Ancak bu “müttefiklik”, Türkiye’nin dış politikada bağımsız hareket etmesini sağlayan değil, tersine onu Batı güvenlik mimarisinin bir parçası hâline getiren bir ilişki biçimidir. Bunun bedelini ise savaş politikalarına ayrılan kaynaklarla, artan askeri harcamalarla ve halkın sırtına yüklenen ekonomik maliyetlerle yine emekçiler ödüyor.
Buradan özellikle milliyetçi, muhafazakâr ve kendisini “tam bağımsız Türkiye” söylemiyle tanımlayan kesimlere de bir çift söz söylemek gerekiyor. Bu ülkede yıllarca emperyalizme karşı en yüksek sesi kim çıkardı? 1968’de 6. Filo İstanbul’a geldiğinde “Yankee Go Home” diye haykıranlar kimlerdi? Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve arkadaşları neden Amerikan emperyalizmini Türkiye’nin bağımsızlığının önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüler? O günlerde Amerikan askerlerini protesto edenler sosyalistlerdi. Bugün de NATO’ya, emperyalizme ve savaş siyasetine karşı en net itirazı yine sosyalistler yükseltiyor. Milliyetçilik, yalnızca bayrak sallamakla olmaz. Gerçek yurtseverlik, ülkenin bağımsızlığını emperyal güçlerin çıkarlarına teslim etmemektir.
Bugün bize NATO zirvesinin Türkiye için büyük bir fırsat olduğu söyleniyor. Oysa bu zirve, halkın değil savaş politikalarının zirvesidir. Bu toplantılar daha fazla silahlanmanın, daha yüksek savunma bütçelerinin ve küresel rekabetin konuşulduğu masalardır. Dünyanın dört bir yanında süren savaşların gölgesinde, milyonlarca insan yerinden edilirken, çocuklar bombalar altında yaşamını yitirirken, “güvenlik” adı altında yeni askeri stratejiler geliştirilmektedir. Sosyalistler tam da bu nedenle NATO’ya karşıdır. Çünkü biz savaşın değil barışın, silahın değil emeğin, işgalin değil halkların kardeşliğinin tarafındayız.
Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla askeri ittifak değildir. Daha fazla okul, daha fazla hastane, daha güvenli işyerleri, daha adil bir gelir dağılımı, daha güçlü bir hukuk sistemi ve gerçek bir demokrasidir. Emekçinin alın teriyle oluşan kamu kaynakları savaş zirvelerine değil, halkın ihtiyaçlarına ayrılmalıdır. NATO’nun Türkiye’ye vaat ettiği şey bağımsızlık değil, bağımlılıktır. Güvenlik değil, militarizmdir. Barış değil, sürekli savaş hâlidir.
Bizim cevabımız dün olduğu gibi bugün de aynıdır. Bu toprakların geleceği Pentagon’un savaş planlarında değil, bu ülkenin emekçilerinin ellerindedir. Türkiye’nin yolu emperyalist ittifaklara daha sıkı bağlanmaktan değil; bağımsızlıktan, halk egemenliğinden ve eşitlikten geçmektedir. NATO’nun sunduğu düzen savaşın düzenidir. Bizim savunduğumuz düzen ise halkların kardeşliğinin, barışın ve tam bağımsız bir Türkiye’nin düzenidir!
Editör: Sabâ Esin
Düzelti: Sabâ Esin
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Şadan Genç
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖