Background

Bir Tutam Umut, Bir Çimdik Cesaret

Bir bahar sabahı uyandın, ocağa çayı koydun, pencereyi açıp evi havalandırdın… Eşin kahvaltı yapmadan çıkmış; bugün resmi tatil ama o yine çalışıyor.

Çocuklar evde, birazdan “acıktım” sesleri yükselecek.

Kendine demli bir çay koyup gününü düşünüyorsun. Pazara gidilecek… Akşama ne pişirsem… Tüh, nohutu ıslatmayı unuttum… Beyazları yıkayıp assam, ardından ütüye geçsem… Perdeler de yıkanacak ama bugün zor, yarına kalır artık…

Ufak kız öksürüyor, ona bir nane-limon kaynatayım… Oğlanın ödevleri vardır… Büyük kızın vizeleri yaklaşıyor, iyi besleniyor mudur acaba, yurt yemekleri düzelmiştir inşallah…

Bunlar geçip giderken zihninden, gözün bir an takvime kayıyor. Eski yaprağı koparıyorsun.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü” yazıyor.

Seni ilgilendiren bir gün değil, değil mi? Sen çalışmıyorsun; işçi bayramı, senin bayramın değil.

Öyle mi gerçekten?

Çayını al gel, anlatıyorum. 

Mavi yakalı dediğimiz beden gücüyle çalışan işçiler, eğitim emekçileri olan öğretmenler, sağlık emekçileri, turizm emekçileri, beyaz yakalı denilen ama aslında çoğu zaman gri yakalı olan ve işçi olduğunun bile farkında olmayan plaza çalışanları… Evet, tüm bu saydığım kesimler 1 Mayıs’ta yerini alıyor.

Peki ya sen?

Evde aşçı, temizlikçi, çocuk bakıcısı olan… Saçını süpürge eden sen? Gerçekten çalışmıyor musun? “Ev hanımı, çalışmıyor” demek bu kadar kolay mı?

Bunu söylediğimiz anda; yemek yaparken, çamaşır asarken, evi toparlarken, çocuğunun peşinde koştururken verdiğin emeği bir kalemde silmiş olmuyor muyuz?

Elbette oluyoruz. Adına “ev işi” diyerek küçümsediğimiz şey, aslında tam zamanlı, mesaisiz, izinsiz bir emek biçimi. Ev içi emek ne basitleştirilebilir ne de yok sayılabilir.
Üstelik senin yaptığın, bu düzenin en görünmez ama en temel yükünü taşımak. Sen her gün o evi çekip çevirirken hayatı yeniden kuruyorsun. Ertesi gün herkes işine, okuluna gidebilsin diye o düzeni sen ayakta tutuyorsun. Verdiğin bu emek, kapitalist düzenin en görünmez ama en kritik dayanaklarından biri. Evde yeniden üretilen yaşam, ertesi gün iş gücü olarak yeniden sisteme sunuluyor. Yani ev içi emek, yalnızca bir “aile meselesi” değil; doğrudan doğruya sınıfsal bir meseledir.

Yaptığın şey sadece ev işi değil. Yaptığın şey; hayatı ayakta tutmak, bir düzeni her gün yeniden kurmak.

Tam da bu yüzden senin sosyal güvencen olmalı. Emeklilik hakkın, maaşın, sağlık güvencen olmalı. Geleceğe dair bir garantin, yarınını düşünürken içine çöken o belirsizliği dağıtacak bir hakkın olmalı. Çünkü sen sadece bugünü çekip çevirmiyorsun, bir ömrü veriyorsun.

Peki tüm bunlara nasıl ulaşacaksın?

Elbette birlik olarak.

Komşunla iki lafın belini kırıp, okkalı bir kahve içtiğin o anda… Haklarının olduğunu ona da hatırlatarak. “Evdeyim, çalışmıyorum” diyen arkadaşına “Olur mu öyle şey, sen aşçı değil misin, temizlikçi değil misin, çocuk bakıcısı değil misin?” diyerek…

Anlatmaya en yakınından başlayarak.

Peki ya sonra?

Sonrası mücadele. Zaten hayatı boyunca mücadele etmiş bir kadın için hak aramak ne ki… 

Bak şimdi, sana 3 adımda mücadele rehberi sunuyorum:

1. Anlat.
Ulaşabildiğin tüm kadınlara ev içi emeği anlat. Çay içerken, çocuğun okuldan çıkmasını beklerken, iki lafın belini kırarken… Unutma, bilgi bulaşıcıdır.

2. Meydana çık.
Bu iş sadece konuşarak olmaz, görünür olmak gerekir. Şanslısın, 1 Mayıs yani senin bayramın çok yakın. “Benimle kim gelecek?” diye düşünme, ilk adımı sen at. Kıvılcımı çakan sen ol. 

İki kişi, üç kişi, beş kişi… Hatta gerekirse tek başına çık. Başlangıçta asıl mesele kalabalık olmak değil, görünür olmaya cesaret edebilmektir. 

İnce ince işlediğin oyalar gibi hazırladığın bir pankartla tek başına bile çıksan, binlerce kadının sesi olursun.

3. Örgütlen.
Dur, dur… “Örgüt” dedim diye çekinme. Onu da bize yanlış öğrettiler.

Örgütlenmek; bir araya gelmek, toparlanmak demektir. Tıpkı ilmek ilmek örgü örmek gibi, saç örmek gibi… Sana örgütlen derken birlik ol diyorum. Komşularını örgütle derken onları bir araya getir diyorum.

Küçük başla: Aynı apartmandan iki kadın, mahalleden üç kişi… Bir gün belirleyin, toplanın, konuşun. Dertleri ortaklaştırın, çözümleri birlikte düşünün. Gerekirse bir derneğe, bir platforma, bir sendikaya temas edin.

Ama en önemlisi şu: Yalnız olmadığınızı görün, yalnız olmadığınızı gösterin.

Çünkü tek başınayken “katlanmak” gibi görünen şey, yan yana gelince “değiştirmek” olur.

Söylediğin söz artık sadece bir söz olmaz; arkasında bir bilinç, bir güç, bir birlik olur.

Sen ki düğün organize eden, çocuklarının ödevlerini takip eden, aynı anda evin tüm yükünü çeken güçlü bir kadınsın… Sen; 7 gün 24 saat çalışan, mesaisi olmayan, izni olmayan bir emekçisin. Sana bunu hiç söylemediler ama artık söyleme sırası sende.

Herkes uyuduğunda al çocuğunun boya kalemlerini, kâğıtlarını… İçinde biriktirdiğin ne varsa yaz o pankarta. Akşamın yemeğini sabahtan hazırla, bilirim diğer türlü için rahat etmez.

Bayramda, düğünde giyerim diye dolabın en arkasına kaldırdığın o güzel kıyafetleri çıkar, giy.

Cesaretini, umudunu, gücünü alıp sokağın köşesinde seni bekleyen kadınların koluna gir.

Sonra meydanda, var gücünle haykır:

“Yok saydığın emek, hayatını kuruyor!”

Unutma: 

Sen sustuğun sürece bu düzen sürer.

Ama sen konuşursan, düzen sarsılmaya başlar.

Editör: Telli Kayalar 
Düzelti: Telli Kayalar 
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Seda Bedestenci Yegâne

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation