Background

Dev Yapı-İş Üyesi Kadınlarla Söyleşi: Kadınlar Şantiyelerden Örgütlü Mücadeleye Katılıyor

Sendikalar, işçilerin haklarını korumak ve çalışma koşullarını, ekonomik, sosyal ve özlük haklarını iyileştirmek için kurulan örgütlerdir. Toplu sözleşmeli ve güvenceli bir iş yaşamı için sendikalı olmamız gerekir. Sendikalar, kadın işçiler açısından cinsiyet eşitsizliğine karşı da bir direniş hattı haline gelmelidir. Kadın emeğinin örgütlü mücadelesi, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin temel taşlarından biridir. Kadınlar, eşit işe eşit ücret, işyerinde güvenlik, tacize karşı koruma ve güvenceli çalışma koşulları gibi taleplerinin yanında doğum izni, süt izni, kreş hakkı gibi taleplerini de sendikal örgütlenme yoluyla sürdürebilir kılabilir. Bu yüzden kadınların sendikalı olması, sendikaları kadın emeğinin hak mücadelesi için bir araca dönüştürmesi ve işyerlerinde cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele etmesi açısından son derece önemlidir.

Burada bir parantez açarak Türkiye’de yalnızca 10 kadından 4’ünün çalışma yaşamının içinde yer aldığını üstelik bunların büyük bir kısmının esnek ve güvencesiz koşullarda çalıştığını belirtmek gerekir. Çalışan kadınların yaklaşık %20’si yarı zamanlı çalışmakta, yarı zamanlı çalışanların ise %65’i sigortasız çalıştırılmaktadır. Sendikalaşma oranlarına baktığımızda ise her 10 kadından yalnızca 1’inin sendikalı olduğu görülmekte; kayıt dışı çalışanlar da hesaba katıldığında bu oran %6,8’e kadar düşmektedir.

İnşaat sektörü ise erkek egemen yapısıyla ve güvencesiz çalışma koşullarıyla bilinen emek yoğun bir sektördür. Proje tabanlı bir iş olması ve açık havada çalışılması dolayısıyla belirli sınırlılıklar ve yüksek riskler taşımaktadır. İnşaat sektörü aynı zamanda örgütsüzlüğün hüküm sürdüğü, sıklıklaiş cinayetlerinin ve hak kayıplarının yaşandığı bir sektördür. Tüm bu yapısal sorunlar bir de kadın olmak ile birleştiğinde bu sektörde çalışmak çok daha zor bir hale gelmektedir. “Erkek işi” olarak nitelendirilen inşaat sektöründe kadınların sendikalaşma oranı son derece düşüktür. İnşaat sektöründe toplam 191.651 kadın işçi çalışırken, sektördeki kadınların yalnızca 3.834’ü sendikalıdır ve kadınların sendikalaşma oranı %2’dir.

Üyesi olmaktan ve birlikte çalışmaktan gurur duyduğum Dev Yapı-İş Sendikası Kadın Meclisi üyesi kadınlarla; Türkiye’de ve inşaat sektöründe sendikal örgütlenme, sendikalı olmanın önemi, Dev Yapı-İş sendikasının kadın çalışması, sektörde kadınların karşılaştığı zorluklar, kadınların cinsiyetlerinden dolayı maruz kaldıkları ayrımcılık ve tüm bu sorunlar karşısında örgütlü mücadelenin önemi üzerine konuştuk.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Derya Ulu: Dev Yapı-İş sendikasında yöneticiyim. 48 yaşındayım ve çocuğum yok. İstanbul’da yaşıyorum, teknik ressam olarak çalışıyorum. İşyerinde çoklu iş yapıyorum diyebilirim; asıl olarak proje çizimi yapıyorum fakat bunun yanında teklif hazırlama, ön muhasebe ve büro işlerini de yürütüyorum. İşyerinde benim dışımda 1 kadın çalışan daha var fakat kendisi patronun eşi ve finans işleriyle ilgileniyor.

Begüm Kutluakdoğan:30 yaşındayım, çocuğum yok. Ankara’da çalışıyorum. İnşaat Mühendisiyim. Çalıştığım iş yerinde Teknik Ofis Mühendisi olarak görev alıyorum. Çalıştığım şirkette tek kadın çalışan benim.

Züleyha: Ben de 30 yaşındayım, İş Güvenliği Uzmanı olarak İstanbul’da çalışıyorum, benim dışımda iş yerinde çalışan 3 kadın arkadaşım var.

Dünyada inşaat sektöründe kadın işçilerin sayısı, sendikalaşma oranları nasıl? Kadın işçilerin sendikal örgütlenmesi konusunda dünyada nasıl bir eğilim var?

Derya: Dünyada inşaat sektöründeki kadın işçilerin oranı hakkında kesin ve net rakamlar veremem. Sendika olarak biz de bu bilgileri derlemeye çalışıyoruz bir süredir, hazırlık sürecimiz bitince sonuçları kamuoyuyla da paylaşmak istiyoruz.

Aslında bakıldığı zaman farklı ülkelerde inşaat sektöründe teknoloji kullanımı arttıkça, ülkenin işçi hakları geliştikçe, işgücüne katılım oranları ve eğitim seviyesi de arttıkça kadınların inşaat iş kolunda çalışma oranlarının arttığını görüyoruz. Bu bilgiye paralel olarak çalışma koşulları ve yasal mevzuatı biraz daha iyi durumda olan Avrupa ülkelerine doğru gidildikçe kadınların da inşaat sektörünün değişik alanlarında çalıştıklarını görüyoruz. Yine eski Sosyalist ülkelerde kadının çalışma yaşamına katılımını sağlamak için zamanında yapılmış düzenlemelerin etkisiyle bu ülkelerde kadınların “erkek işi” olarak tarif edilen birçok işte çalıştıklarını görüyoruz. Dini etkinin hakim olduğu, kültürel olarak kadının çalışmasının bile çok zor olduğu Asya ülkelerinde ise kadınların inşaat sektöründe çalışma oranları çok daha az.

İşgücüne katılım oranları ile sendikalaşma oranları birbirine paralel ilerliyor.  Tabi kölelik koşullarında ucuz işçilik sömürüsüyle işçilerin çalıştırıldığı ülkelerde ise kadın ve çocuk işçilerin ağır çalışma koşulları altında madenlerde, dokumada, tuğla işçiliklerinde çalıştırıldığı Bangladeş vb. ülkeleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Türkiye’de inşaat sektöründe kadın işçilerin istihdam ve sektördeki sendikalaşma oranı nasıl peki? Kadın işçilerin sendikal örgütlenme sürecindeki zorlukları neler, konuyla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Derya: Türkiye’de İnşaat sektöründe kayıtlı 1 milyon 741 bin 475 işçi çalıştığı görülmekte.  Toplam sendikalı işçi sayısı ise 56.051 kişi. Sektörde 191.651 kadın çalışan var ve %2,0’ye denk gelen bir sendikalaşma oranı söz konusu. Bu sayılara kayıtsız çalışan inşaat işçileri, küçük taşeronlar halinde çalışan usta ve ekipleri dahil edildiğinde çalışan işçi sayısı artmakla beraber sendikalı işçi sayısı değişmemektedir. 

İnşaat sektöründe örgütlenmenin önündeki engellere baktığımızda, ilk sırada işçilerin belli ve kısıtlı sürelerle çalıştıklarını görmekteyiz. Şantiyeler, genellikle belirli bir süreyle sınırlı olarak devam eder; her imalat kalemi 2-4 ayda ya da en fazla bir yılda tamamlanır ve bu süre zarfında görev alan ekipler projeyi bitirip ayrılır. İşçilerin sürekli olarak şantiye değiştirmeleri ve şehir değiştirmeleri söz konusu olduğu için örgütlenmek zor. Örneğin, şantiye başladığında kalıpçılarla bir şantiyede ilişki kurmuş olsanız da 2-3 ay sonra o ekip işini bitirip ayrıldığında, kurduğunuz bağlantılar veya örgütlülüğünüz dağılıp gidebiliyor. Demirciler, sıvacılar gibi işlerde de durum benzer şekilde süreli oluyor.

Buradan, örgütlenmenin önündeki ikinci büyük engel olan taşeronlaşmaya geçebiliriz. İşlerin parçalanmış olması ve çok sayıda taşerona devredilmiş olması, aynı şantiyede her işçinin farklı bir firmaya bağlı çalışmasına neden oluyor. Hatta, birkaç işçi kendi hesaplarına bir araya gelip veya aile üyelerinden oluşan küçük gruplarla taşeronluk yaparak, işleri parça parça tamamladığı da oluyor. Bu durum, işçilerin örgütlenmesini oldukça zorlaştırıyor çünkü şantiyenin ana yüklenici firmasına bağlı olsalardı, örgütlenme ve işçilerin birlikte hareket etmesi daha kolay olurdu ancak taşeron çalışma bu süreci zorlaştırıyor. Şantiyelerde 3-5 kişilik ekiplerle onlarca ayrı firmanın çalışması, örgütlenmeyi engelliyor.

Üçüncü engel ise, sendika bürokrasisi ve sınıf mücadelesini merkezine almayan sendikacılıktır. İşçi sınıfının çıkarlarını önceleyen, işçilerde ve toplumda var olan örgütlenmeye, sendikaya karşı uzak durma eğilimini kırmaya çalışan örgütçü sendikacıların azlığı bu sorunun bir başka boyutudur. Var olan sendikacılıkla yetinen, sınıfı örgütlemek için yeterli çabayı göstermeyen bir yaklaşım, sendikaların etkinliğini ve işçilerin örgütlenmesini zayıflatıyor.

Türkiye’de kadınların inşaat sektöründe daha fazla istihdam edilmesi neden önemli peki? Bu sektörde kadınların çalışmasının önündeki en büyük engeller nelerdir?

Derya: Kadınların inşaat sektöründe ve diğer sektörlerde bulunması önemli çünkü temel olarak kadının bugün ikinci sınıf bir vatandaş olarak görüldüğü koşullarda; kadın söz söyleyemeyen, alınan kararlara dahil olamayan, üretimden koparılarak eve ve ev içi işleri itilen bir pozisyonda olmasına neden oluyor. Kadınların toplumsal yaşamın her alanında olması, eşit temsiliyete sahip olması ve yönetim kademelerinde yer alması için kadınların bütün bu alanlarda yer alması gerekir. İnşaat sektörü de bu alanlardan biri. İnşaat sektörü fiziki güç gerektiren işlerden olmasından kaynaklı erkek sektör olarak görülür halbuki birçok kadın mimar, mühendis, tasarımcı, teknik eleman olarak gerekli eğitimleri alarak sektörde çalışabilir durumdadır. Bunun yanında inşaat sektöründe aşçı, çaycı, satın-alma, muhasebeci, iş güvenliği uzmanı ve insan kaynaklarında kadın çalışanlar istihdam edilmektedir. 

Kadınların inşaat sektöründe kolaylıkla çalışabilmesinin koşullarının yaratılması gerekir. Bilim, teknik ve teknoloji hızla ilerliyor. Kaba insan gücüne dayalı işçilik yerine, teknolojinin insanların yaptığı işleri kolaylaştırıcı şekilde devreye alınması, kadınların da birçok erkek işini kolaylıkla yapmasını sağlayacaktır. Tabii burada eğitim önemli. Kadınların her işi yapabilmesi için öncelikle eğitime erişebilmesi gerekir. Çalışma koşullarının, barınma alanlarının, yemek yeme alanları dahil her türlü hijyenin kadının da bu sektörde çalışmasını kolaylaştıracak hale getirilmesi gerekir. Çalışan ve çocuğu olan kadınların kreş hakkının sağlanması gerekir. Tabii bir de işin psikolojik yönü var; kadının bu işi yapabileceğini ispatlamak için şantiyelerde erkek işçilere, ustalara, yöneticilere ve patronlara karşı bitmek bilmez bir ispat mücadelesinin yıpratıcılığından kurtarılması gerekir. Bunu da inşaatta çalışan öncü kadınlar yapabilir ve sendikal örgütçülerin mücadelesi başarabilir.

Özellikle rol model olarak önden giden tecrübeli kadın çalışanların, geriden gelenlerin önünü açan referans olan bir pozisyonda olmaları çok önemlidir. Şantiyede var olma mücadelesi vermiş her kadın mimar, mühendis, işçi kadın aynı mücadeleyi geriden gelene sıfırdan devretmemelidir. Ön açıcı ve örgütçü olmak önemlidir.

Dev Yapı-İş Sendikası’nın genel olarak üye sayısı, kadın üyelerin oranı ve kadın üye profili ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Derya: Dev Yapı-İş sendikasının üye sayısı 2.746. Maalesef kadın üye sayımız oldukça düşük. Kadın üye oranımız %1 dolaylarında, toplam 25 kadın üyemiz bulunuyor. Genellik mimar, mühendis, teknik eleman ağırlıkta olmakla beraber temizlik elemanı, aşçı ve çaycı olan üyelerimiz de var ancak üye profili işçilerin sık iş değişikliği, içten çıkma gibi sebeplerle değişiyor.

Dev Yapı İş Sendikası olarak kadınların örgütlenmesi için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Derya: Dev Yapı İş olarak sendikamızda kadın işçilerin örgütlenmesini önemsiyoruz. Yönetimde kadın üyelerimizin yer almasını ve sendikanın değişik komisyonlarında kadın üyelerimizin aktif yer almasını istiyoruz ve kadınları teşvik ediyoruz. Bünyemizde bir kadın çalışma grubu oluşturduk, yine sendikamızın kadın örgütlenmesine yönelik tutum belgesi belirleme ve buna uygun örgütlenme hedefi belirledik. Üye kadın arkadaşlarla sürekli iletişim kurup sendikaya aktif gelip gitmesini, bu olamıyorsa online vb. olanaklarla iletişim, eğitim, haberleşme sağlamaya uğraşıyoruz. Sadece sendikal değil toplumsal sorunlarda kadın sorunların çözümünde sözümüzün olmasına gayret ediyoruz.

Sendikal alanda kadın çalışanlarla ilgili istatistiksel raporların oluşturulması, inşaat sektöründe kadınlar için var olan zorlukların belirlenip aşılması konusunda çalışmalar yapmayı önümüze hedef olarak koyuyoruz. Sendikamızla beraber şantiyelerdeki kadınlara ulaşmayı, kadınları sendikamızda bir araya getirmeyi amaçlıyoruz.

Kadın işçiler neden sendikalı olmalı?

Derya: Eşit haklar için eşit söz hakkına sahip olmamız gerekiyor. Eşit söz ve temsiliyet için de sendikalarda yer almamız gerekiyor. Toplumsal yaşamın her alanında üretiyoruz; önce kadın olarak sonra işçi sınıfının bir parçası olarak bize dayatılan sömürüye, zor koşullarda çalışmaya, eve hapsedilmeye, eğitimden koparılmaya, eşit yaşam olanaklarından faydalanamamaya karşı sesimizi örgütlü olarak çıkarmak için sendikalı olmalı, sendikalarda karar alma ve yönetim kademelerinde yer almalıyız.  Kendi emeğimiz, kendi sözümüz, kendi kararlarımız ve kendi birliğimiz için örgütlü olarak sendikalarda yer almamız, mücadele etmemiz önemli.

Kadın Meclisi olarak yürüttüğünüz çalışmalar nasıl ilerliyor? Önümüzdeki dönemde hangi konulara yoğunlaşmayı planlıyorsunuz?

Derya: Başlangıç olarak sendikalı kadınlar arasında bir örgütlenme yarattık, çeşitli toplantı ve kararlar alıyor olmamız önemli. İlerleyen zamanlarda önümüze koyduğumuz hedef inşaat sektöründe yer alan daha fazla kadına ulaşıp örgütlüğümüzde yer almasını sağlamak, şantiyelerde daha fazla bulunup işçilere ulaşmak ancak henüz çok büyük ilerleme kaydetmiş değiliz. Önümüze koyduğumuz programlarla daha ileri taşıyacağımıza inanıyorum.

Sektörünüzde öncelikli problem ne? Şantiyede kadın olmaktan kaynaklı yaşadığınız sorunlar neler?

Begüm: İnşaat sektöründe öncelikli problem elbette işe alımlarda kadınların daha az tercih edilmesi. Görünür bir örnek olarak İşkur sitesinde yayınlanan çoğu ilanda cinsiyet erkek diye belirtiliyor. Başvurmaya çalıştığınızda ‘’Başvurunuz aşağıdaki nedenden ötürü gerçekleşemedi: Cinsiyet bilgisi eşleştirilemedi’’ şeklinde uyarı veriyor.Şantiyede kadın olmaktan kaynaklı pek çok problem ile birlikte çalışıyoruz. Kabullenme söz konusu değil. Sürekli olarak şantiyenin kadınlara uygun olmadığı vurgulanıyor ve neden şantiyede çalışıyorsun diye soruluyor. Ben çalıştığım ilk günden son güne kadar bu soruyu duydum. Şantiyelerde siz kendiniz adına konuşmadan neyi yapıp yapamayacağınız konusunda yorum yapılabiliyor.

Züleyha: Sektördeki en büyük problem bence hala kadınların burada “yadırganması.” Şantiyeye ilk adım attığınızda sanki herkes “Yanlış mı geldin?” der gibi bakıyor. Bir de teknik bilgiye sahipseniz, yani masa başı değil de sahada aktif çalışıyorsanız, bu sefer de sürekli kendinizi kanıtlamanız bekleniyor. En basit haliyle, bir erkek çalışanın söylediği teknik bir şey hemen kabul edilirken, bir kadın söyleyince “Emin misin?” diye sorgulanıyor.

Derya: En önemli problem sizin bu işi yapabileceğinize inanılmaması, bu inançsızlığın yarattığı küçümseme, ciddiye almama mobbingi, şantiyedeki çalışma ortamının kadın çalışanlar hiç yokmuş gibi dizayn edilmesi. Kadınlar için ayrı WC, giyinme ve soyunma kabinleri, yemek yeme ve dinlenme alanları yok. Çok pis, kaba veya sağlıksız ortamlarda çalışmak zorunda bırakılmak bir başka sorun. Bir de kişisel koruyucu kıyafetler kadın bedenine göre yapılmıyor bu durum da kaza ve iş cinayeti riski doğurabiliyor.

Çalışma ortamı kadınlar için nasıl? Günlük işleyişte erkek işçilere kıyasla nasıl farklı muameleler görüyorsunuz?

Begüm:Çalışma ortamı kadınlar için ne yazık ki çok olumsuz. Cinsiyetçi ifadeler, iş bölümünün cinsiyete göre yapılması gibi durumlar söz konusu. Örneğin kadınlara “kadın olduğun için daha düzenlisindir” diyerek ek olarak evrak işleri ya da ince emek gerektiren işler verilebiliyor. Erkeklere kıyasla işleyişe dahil olabilmek için daha fazla efor sarf etmemiz gerekiyor. Çay kahve servisi için özel olarak birisi çalışmıyorsa bu, aynı görev tanımına sahip erkek işçinin değil kadının ek görevi olarak görülüyor.

Şantiyelerde fiziki koşulların kadınlara uygunluğu biraz işin çapına ve kadın sayısına göre belirleniyor sanırım. Büyük bir şantiyede ve kadınların sayısının birden fazla olduğu yerlerde koşullar daha iyi olabiliyor. Ancak genel olarak her şey erkeklere göre tasarlanmış. Çalıştığım şantiyede kadınlar tuvaleti olmadığı için mesai saatleri içinde sıvı tüketmemeye çalışarak günü bitiriyorum.

Züleyha: Bazı erkek çalışanlar sizi meslektaş olarak değil, misafir gibi görüyor. “Sana kahve getireyim mi?” gibi iyi niyetli ama aslında “Sen buraya ait değilsin” algısı yaratan şeyler duyabiliyorsunuz. Halbuki biz burada iş yapmaya geldik, kadın olduğumuz için sözüm ona tolerans tanınmasına değil.

Derya: Bir kere ücret eşit değil, aynı işi de yapsanız erkek işçiye göre hem daha düşük ücret veriliyor hem de işinizin yanında başka birçok iş daha yapmanız bekleniyor. Örnek vereyim siz proje çizmek için işe girmişsiniz ama sizden diğer işleri de yapmanız bekleniyor. Fotokopi çekme, çay yapma, ofisi temizleme, malzeme listeleri çıkarmanız, muhasebe, sekreterlik hiçbir şey yoksa aynı işi yapan erkek işçiyle otururken sizin patrona çay veya kahve götürmeniz bekleniyor, bunu yapmadığınızda öteki kadın veya erkek çalışanlar tarafından da garip karşılanıyorsunuz.

Kadın işçiler şantiyede hangi ayrımcı uygulamalarla karşılaşıyor? Cinsiyetçi iş bölümü, fiziksel güç algısı ve mobbing gibi sorunlarla nasıl baş ediliyor?

Begüm: Aynı iş tanımına sahip olsak da erkek meslektaşlar daha önemli görevleri üstlenirken kadınlar bu görevlerin ayrıntılarını halletmek için görevlendirilebiliyor. Ben kadın olduğum için(bu belirtilmişti) daha düzenli olurmuşum diye dosya düzenlemelerini bana yaptırıyorlar. Bir keresinde düzenlediğim bir dosyanın dağıldığını görünce bunu neden böyle yaptınız ben her seferinde dağıttığınızı mı toparlayacağım demiştim. İş arkadaşım da gayet doğal ve ciddi bir şekilde “e evdeki gibi işte Begüm” demişti. İşte bu kadar açık, bu cümle her şeyi anlatıyordu. Baş etmek içinse “makbul kadın” olmaktan çıkmak gerekiyor. Olabildiğince itiraz etmek belki de. Erkeklerin dolayısıyla sistemin konfor alanına müdahale ettikçe, ses çıkardıkça afallıyorlar. Kadınların her yerde olduğuna ve söz sahibi olduğuna maruz bırakmamız gerek. Bunun yanında ben kadın meslektaşlarımdan cesaret alıyorum. Bu şekilde baş ediyorum. Bazen de sadece işime odaklanarak güçleniyorum.

Derya: Taciz, konuştuğunuzda taciz olmadığını iddia ettikleri ama aslında tacize varan mobbing ki bu sadece patronlardan değil öteki işçilerin de yaptığı bir şey. İş ile ilgili bir konuda tartıştığınız usta da yeri geldiğinde sizin haklılığınızı çürütemiyorsa bunu kabul edemeyip kadın kimliğinizi aşağılayan bir laf ediveriyor. “Bu kadın milleti hep böyle şirret” gibi en basiti. Surat ifadesi mimikleriyle aslında iğreti bir hisse kapılmanıza sebep olacak bir alt etme hamlesi oluyor mutlaka, bunlarla çok fazla mücadele gerekiyor. Çoğunlukla kadın çalışanlar bundan kurtulmak için ofis işlerine doğru yöneliyor veya üstün bir psikolojik harple kendini kabul ettiriyor. Maalesef bir taraftan da biraz bağırma, sert konuşma, mesafe koyma uğraşları biçiminde ilerliyor süreç. Benim genellikle karşılaştığım belli bir süreden sonra bu işte pes etmeyip devam eden kadınlar kendini kabul ettiriyor, ne kadar zor da olsa bu süreci atlatmış veya daha önce kadın çalışanlarla aynı şantiyede çalışmış işçilerin daha sonrasında iş hayatında davranışları engel çıkarmak durumundan kabul ve destek durumuna dönüşebiliyor.

Kadınların şantiyede yaşadığı zorluklar sadece cinsiyetten mi kaynaklanıyor, yoksa inşaat sektörünün genel sorunlarıyla da bağlantılı mı? İş kolundan kaynaklanan hangi ek sorunlarla karşılaşıyoruz?

Begüm: Elbette cinsiyetimizden dolayı yaşadığımız zorluklar saymakla bitmez. Ama ben genel olarak kadın olsun erkek olsun inşaat sektörünün şantiye özelinde uygun ortamlar olmadığını düşünüyorum. İş güvenliği önlemlerinin yeteri kadar uygulanmadığı bir ortam var. Kadınlar yüksekten düşebilir, erkekler düşmez mi? Kadınlar tozdan etkilenebilir, erkekler etkilenmez mi? İş güvenliği önlemleri alınmaması herkes için çok tehlikeli bir ortam oluşturuyor. Kendi kişisel dikkatimize bakıyor her şey. Bunun yanında kişisel koruyucu ekipman denildiğinde sadece baret-yelek-iş ayakkabısı ve kışın mont olarak düşünülüyor. Ancak şantiyede sürekli olarak dışarıda, kışın soğukta yazın güneş tepemizde, tozun içinde, yüksekte ve tehlikeli bir alanda çalışıyoruz. Uygun ve yeterli iş ekipmanı-kıyafeti olmaz ise çalışma verimi her cinsiyet için de düşüyor.

Züleyha: İkisinin birleşimi diyebiliriz. Şantiye zaten başlı başına zor bir çalışma alanı. Uzun çalışma saatleri, ağır koşullar, düzensiz yemek ve tuvalet gibi şeyler herkesi etkiliyor. Ama kadınlar için bu şartlar daha da sıkıntılı. Çünkü bir erkek çalışan bir şekilde bu zorluklara “alışır” gözüyle bakılırken, kadınlar için “Bu işi yapamaz” gibi bir algı oluşturuluyor.

Derya: İş kolundan ve genel işçi haklarından kadınlarda öteki bütün işçiler gibi etkileniyor. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, sigortaların gerçek ücretten yatmaması, taşeron çalışmaktan kaynaklanan sorunlar, iş güvenliği sorunları, kreş hakkı, uzun emeklilik yaşları ve bağlanan düşük emekli ücretleri, iş yasalarında patronlar lehine yapılan değişikliklerden öteki işçilerle beraber etkileniyorlar. Ulaşım zorluğu, servis olanaksızlıkları gibi çoğaltılabilecek birçok sorun var.

Türkiye’de kadınların şantiyede yaşadığı zorluklarla diğer ülkelerdeki kadın çalışanların yaşadığı sorunları kıyaslarsak, sizce en büyük fark ne?

Derya: Kıyasladığımız ülkeye göre değişir tabii. İran, Afganistan, Bangladeş veya Afrika gibi işçi sömürüsünün, özellikle çocuk işçi sömürüsünün fazla olduğu hatta bazılarında kadının sokağa bile çıkmasını engellendiği ülkelerle koşullar çok daha kötü. Bilim ve teknik geliştikçe kadınların işgücüne, çalışma ortamına ve eğitime ulaşması daha kolay hale gelebiliyor ve mücadeleyle daha da ilerleyebiliyor. Kapitalizm altında kadının haklarını alması ve çalışma koşullarının tamamen düzelmesi mümkün değil tabii. Rekabetin, kar hırsının dünyayı esir aldığı koşullarda kadınların haklarını elde etmesinin tek yolu işçi sınıfıyla beraber örgütlü mücadele etmesidir.

Bu kıyaslamayı kapitalizmin daha ileri düzeyde olduğu, emperyalist kapitalist batı ülkeleri ile yaptığımızda ise bizim biraz daha mücadeleyi yükseltmemiz gerektiğini söylemem gerekir çünkü daha gerideyiz. Gerçi şuna da değinmeden geçemeyeceğim, büyük kapitalist ülkelerde görece hakların ve kadınların çalışma şartlarının daha iyi olmasının çeşitli sebepleri var.

Bunlardan ilki, yıllar boyu işçi sınıfı ve kadın mücadelesinin bizden ileride olması ve hakları için büyük bedeller ödemiş olmaları. Oralarda da kapitalistler, daha fazla kar elde etmek için, işçi sınıfının kazanılmış haklarını tırpanlamanın yollarını arıyor. Esnek çalışma, uzun emeklilik yaşları, ücretlilerin alım gücündeki erimeler bu ülkelerde de artıyor. İkinci ise Sovyetlerin varlığıydı. Sovyetlerde yaşanan işçi sınıfının devrimci iktidarı kapitalist ülkelerin kendi işçilerinin de ayaklanmasından korkmalarına neden oldu, Sovyetlerde işçilere, kadın işçilere tanınan haklar ve olanaklar kapitalist ülkelerdeki işçilerin de haklarını kazanmasını etkiledi.

Kişisel koruyucu donanım (KKD) gibi iş güvenliği ekipmanları kadın çalışanlar için uygun şekilde tasarlanıyor mu?

Begüm: Bu konuda benim zorlanmam bazen istenilen iş ayakkabısında uygun numarayı bulamamak oluyor. İş montları da hareket kısıtlılığına neden oluyor çünkü bence erkeklere göre tasarlanmış. Bunun dışında kendime iş pantolonu almak istedim. İnternet üzerinden iş pantolonu diye arattığınızda erkek cinsiyetini seçerseniz şantiyede giymeye uygun iş pantolonları çıkıyor. Ancak cinsiyeti kadın olarak seçtiğinizde ofiste çalışmaya uygun kumaş pantolon çıkıyor.

Züleyha: Hayır, birçok yerde kadın bedenine uygun iş kıyafeti ve ekipman yok. En basiti, çelik burunlu iş ayakkabıları bile genellikle büyük numaralarda üretiliyor. Küçük ayak numarası olan kadınlar için uygun ayakkabı bulmak zor. Eldivenler deseniz, çoğu kadın eline büyük geliyor, o yüzden iş yaparken rahat edemiyoruz

Derya: Hayır, hiçbir şekilde kadınlar dikkate alınmadan üretiliyor ve bu şekilde sipariş veriliyor. Bu çok ciddi olarak iş cinayetlerine zemin hazırlıyor. Eldeki kıyafet veya ekipman kadın bedenine ya hiç olmuyor ya da zorla oldurulmaya çalışılırken koruyucu ekipmanın kendisi işi engeller hale geliyor. Büyük, yakası paçası kıvrılmış kıyafetle, olmadığından giyilemeyen iş ayakkabıları vb., kaza riski artıyor tabii ki.

Erkek meslektaşlarınızla aynı işi yaptığınızda eşit ücret alıyor musunuz? Ücret eşitsizliği ile karşılaştınız mı?

Begüm: Elbette karşılaştım. Hatta kıdemim erkek meslektaşımın üstünde olduğu halde ondan daha düşük maaşım vardı.

Züleyha: Her zaman! Aynı işi yapıyoruz ama çoğu zaman erkek çalışanlar daha yüksek maaş alıyor. En basitinden, işe girişte pazarlık konusunda bile farklı muamele oluyor. Erkek bir çalışan maaş konusunda pazarlık yaptığında “İyi pazarlık yaptı” diye takdir edilirken, kadın bir çalışan aynı şeyi yapınca “Ne çok şey istiyor” bakışlarıyla karşılaşıyor. Kadının şantiyede işe girmesi bile bir lüksmüş de diğer şartları talep ediyor gibi bir algı var.

Derya: Evet karşılaştım. Kesinlikle aynı işi yapıyor olsanız da ve hatta üzerine fazladan işler yükleniyor olsanız da erkek işçiye göre daha az ücret alıyorsunuz. Benim karşılaştığım işverenlerin erkek işçinin ailenin geçimini sağladığını varsayıp daha fazla vermesi. Zam dönemlerinde de erkek işçilerin daha yüksek oranda zam aldıklarına tanık oldum. Aynı işi yapıyor olmama rağmen daha düşük oranda zam yapıldı.

Kadınların teknik yeterliliği konusunda önyargılarla karşılaşıyor musunuz? Size yönelik “Kadın bu işi yapamaz” gibi yaklaşımlar oluyor mu?

Begüm: Çok fazla karşılaşıyorum. Erkek meslektaşlarım teknik bir konu tartışırken yorum yaptığımda ve doğru olsa bile duyulmadığı çok oluyor. Sonrasında tartışmalarına devam ederek benim söylediğim öneriye vardıklarına şahit oldum. Bir önyargı var ki beni duymamayı tercih ediyorlar.

Züleyha: Maalesef ki oluyor. Şantiyeye her yeni girdiğinizde sanki “Bu işi yapabilecek mi?” diye gözlem altına alınıyorsunuz. Oysaki erkekler için böyle bir durum yok. Kimse onların yetkinliğini sorgulamıyor, direkt kabul görüyorlar.

Bir de “Kadın eli değince her şey daha düzenli oluyor” gibi sözde övgüler var. Aslında bu da bir önyargı. Yani biz burada temizlik ya da düzen sağlamak için değil, işimizi yapmak için varız.

Derya: Bilgisayar ve masa başı işlerde olmadı ama daha pratik gerektiren işlerde, satın alma, şantiye veya ustalara iş tarifinde evet yapamayacağım düşünüldü. Örnek olması açısından daha önce, ben ve mühendis bir arkadaş beraber imalathaneye iş tarifi yapıyorduk. Bir süre sonra imalatı mühendis arkadaşın yönetmesi gerekirken (stok takibi, eksilen malzemelerin siparişi, üretilecek kanal, menfez vb. malzemenin ölçü ve imalat tarifleri ve iş bölümünün sağlamak gibi) işler benim üzerime kaldı oysa ben sadece çizim yapacaktım. Fakat ben imalata gittiğimde hem ustalarda hem gelip ürün alan firma temsilcilerinde bir garip bakış görüyordum. İşleri tarif ederken kuşkuyla bakıp doğruluğunu kontrol ettiklerini fark ettim, yapabileceğime inanmıyorlardı. 3-4 ay gibi bir süre geçtikten sonra kendileri de itiraf etti zaten, “biz senin bu işi yapabileceğine hiç inanmamıştık, şaşırttın bizi”. Bazen küçük oyunlarla beni sabote bile ediyorlardı, tabii bir süre sonra bu engelleme, sabote etme davranışı destek ve dayanışmaya döndü. Hatta kadınların bulunmasının bu anlamda işçilerin kendi arasında birlik olmalarına olumlu katkıya dönüştüğünü de görmüş oldum.

Şantiyede herhangi bir mobbing veya taciz vakasına şahit oldunuz mu? Bu tür durumlarla karşılaştığınızda nasıl bir destek alıyorsunuz?

Begüm: Şantiyede taciz ve mobbing hep var. Bizzat kendin yaşıyorsun, yanındaki kadın arkadaşın yaşıyor. Birlikte yaşıyorsunuz. Ben kendim saha mühendisi olarak çalışırken şantiye şefi ‘’Evli misin bekar mı? Hafta sonu ne yapıyorsun?’’ gibi sorular soruyordu.  Mesai sonrası geç saatte arayarak ‘’Ne yapıyorsun? Buluşalım mı?’’ diyordu. Başka bir şantiye şefi yine kendisiyle dışarıda vakit geçirmediğimiz için mesai sonrası işten çıkmamızı engelleme, öfkeli olma gibi davranışlar sergilemeye başlamıştı. Bu gibi durumlar, örnekler çok fazla var ancak burada sayfa yetmez sanırım. Tüm bunlara karşı durabilmek için elbette kadın iş arkadaşlarımla dayanışıyorum, onlardan destek alıyorum. Neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Birbirimizi cesaretlendiriyoruz ve şahidi oluyoruz. Sadece kendi iş yerimde değil tüm kadın mühendislerle dayanışma kuracağım çeşitli çalışmalara katılıyorum. Halkın Mühendisleri topluluğu bunlardan biri, İnsaat Mühendisleri Odası bunlardan biri. Yine Dev Yapı-iş kadın buluşmalarına dahil oluyorum. Tüm kadın meslektaşlarımı da bir araya gelmeye ve dayanışmayı büyütmeye davet ediyorum.

Züleyha: Ne yazık ki bu tür olaylarla karşılaşılabiliyor. Direkt sert bir taciz olmasa bile, laf sokmalar, uygunsuz espriler, fazla koruyormuş gibi yaparak işin dışına itmeye çalışma gibi şeyler yaşanıyor. Şikâyet etmek ise ayrı bir mesele çünkü çoğu zaman “Abartıyorsun” diye üzeri örtülüyor.

Derya: Taciz amaçlı bir muamele görmesem de mobbing boyutuna varan düzeyde yaptığım işlerden daha fazlasını yapmam beklendi, bunun baskısını gördüm. Ya da bir işi yaptığınızda açıktan yapılmasa da kadın kimliğinden dolayı yüz ifadesi ve ses tonuyla küçümsendim, bu durumda genellikle kendi başımıza baş ediyoruz. Maalesef gidip bir tacizi şikâyet ettiğinizde ikinci kez bir küçümsemeyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu duruma sizi maruz bırakan değil mağdur olan siz zavallı ve acınacak halde görülüyorsunuz. Bazen de “cahillerle muhatap olma cahil ne yapacaksın” yaklaşımıyla geçiştiriliyor. Kavganızı kendiniz veriyorsunuz çoğunlukla.

İşyerinde kadın dayanışması ne düzeyde? Birbirinize destek oluyor musunuz?

Begüm: Özellikle şantiyelerde yani kadın sayısının az olduğu yerlerde doğalında kadın dayanışması oluyor. Biz şantiyede bir iki defa bir araya geldik. Bu kadar erkeğin olduğu ve erkekliğin üretildiği bir yerde kadınlarla birlikte öğle yemeği yemek bile nefes almak gibi geliyor. Destek ve samimiyet anında oluşuyor ve söz dönüp dolaşıp şantiyede yaşadığımız olumsuz durumlara gelebiliyor. Bu konuda birbirimizden güç alıyoruz.

Derya: Ben sendikacı ve politik kimliğimle elbette her zaman kadın çalışan arkadaşlarımı destekleyen ve ön açan konumda olmayı seçtim. Benim bulunduğum çalışma ortamlarında destekçi kadınlar olduğu gibi; buna karşı çıkarak hak mücadelesi verdiğinizde bozguncu, düzene uymayan olarak size karşı duruş gösteren kadınlar da vardı ama son yıllarda kadın kimliği ve hakları bilinirliği arttıkça kadın çalışanların birbirlerine destekleri de artıyor gibi.

Cinsiyetçi küfürler iş ortamında sizi rahatsız ediyor mu? İş yerinde saygı ortamı kadınlara karşı nasıl?

Begüm: Cinsiyetçi küfürler beni çok fazla rahatsız ediyor. Bazen çalışma motivasyonumu bozmamak için duymazlıktan geldiğim oluyor. Örnek olarak çok fazla cinsiyetçi ifade-küfür kullanan iş arkadaşım bir gün telefonla konuşurken söylediği söz artık çok rahatsız etti ve kendisini uyardım. Bana ‘’Daha önce hiç rahatsız olmazdın, şimdi ne oldu? Bu şekilde olacaksa bu odada çalışmak zorunda değilsin yan odaya taşın’’ gibi ifadeler kullandı. Cinsiyetçi ifadeler kullanmayı kendilerine çok rahat hak görebiliyorlar. Özellikle kadın sayısının azlığı ile ‘sen de artık bizdensin’ gibi söylemlerde cinsiyetçiliği meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Yani bir saygı ortamından söz etmek zor.

Züleyha:Evet, kesinlikle rahatsız ediyor. Ama maalesef birçok şantiyede bu küfürler o kadar sıradanlaşmış ki, insanlar farkında bile değil. Bazen iyi niyetle “Kusura bakma, alışkanlık” diyerek özür diliyorlar ama bu da sorunu çözmüyor. En kötüsü de şaka adı altında yapılan cinsiyetçi yorumlar. Yani açık açık bir aşağılama yok ama “Kadın haliyle nasıl bu kadar işi öğrendin?” gibi sözler, aslında içinde büyük bir önyargı barındırıyor.

Derya: Çok rahatsız edici tabii. Sürekli küfürlü konuşmalar huzursuzluk verici ancak kadınların çalıştığı ortamda bütün çalışanlarda daha düzenli olma, saygılı davranma biçimi hâkim oluyor. Daha derli toplu olmak gibi düzenleyici bir etkisi de var.

Şantiyede kadın çalışanlara yönelik ‘Kadınların şantiyede ne işi var?’ veya ‘Ben eşimin/kızımın burada çalışmasına izin vermezdim’ gibi söylemlerle karşılaşıyor musunuz? Bu tür yaklaşımlar iş motivasyonunuzu nasıl etkiliyor?”

Begüm: Çok fazla karşılaşıyorum. Bu söylemleri duyarak iş motivasyonunu korumak zor oluyor. Bir keresinde şantiye şefi olarak çalıştığım iş yerinde odama biri girdi. Şantiye şefi masamda otururken kendisini karşıladım oturduk ve şantiye şefi nerede diye sormuştu. Ben de benim dedim. Komikti. Bu koşullarda iş motivasyonumu korumanın tek yolu hemcinsim meslektaşlarımla daha çok bir araya gelmek, hem mesleki olarak dayanışma içerisine girmek hem de duygudaşlık ile birbirimize sarılmak. Mücadeleyi hiç bırakmamak. Ben Halkın Mühendisleri topluluğu ile hareket ediyorum. Örgütlü çalışmadan aldığım güç ile kendimi yalnız hissetmiyorum. Şantiyelerde, ofislerde erkek işi olarak görülen her işte giderek çoğalıyoruz.Hani bir slogan var ya: ‘’UMUTSUZLUĞA KAPILIRSAN BU KALABALIĞI HATIRLA’’, aynen öyle.

Züleyha: Çoğunlukla karşılaşıyoruz. Bu cümle bazen şaka gibi söyleniyor, bazen de ciddi ciddi “Kadınlar için uygun bir meslek değil” diye anlatılmaya çalışılıyor. En çok duyduklarımdan biri de “Ben eşimin/kızımın burada çalışmasını istemem” cümlesi. Kadınların ne yapacağına karar verme hakkını kendinde görüyor. Bu, sadece bireysel bir düşünce değil, geneli bu şekilde. Onlar için bu, “doğal” bir düşünce biçimi. Ama aslında bu, kadınların burada var olmasını baştan reddeden bir bakış açısı. Bu tür yaklaşımlar bazen sinir bozucu, bazen de gerçekten yorucu olabiliyor. Sürekli kendinizi kanıtlamak zorunda hissetmek, her işinizi “Kadın olarak yapabiliyor musun?” bakışları altında yapmak, uzun vadede insanın enerjisini tüketiyor. Ama bir yandan da inat ettiriyor. “Evet, ben buradayım, çünkü burası benim de iş alanım” demek için daha fazla mücadele etmeye itiyor.

Derya: Beni daha çok ilk ortama girdiğimde bu işi yapabileceğimi kanıtlamaya zorlanmam yoruyor. Erkekleşmeniz, kavgacı ve sert olmak zorunda olmak yoruyor yoksa dikkate alınmıyorsunuz. Tabi bu bir süreç ve bir süre geçtikten sonra, hele ki sizin de emekçi halktan bir ailenin bireyi olduğunuzu ve başarılı olduğunuzu kabul ettikten sonra tersine döndü. Her zaman böyle olmayacağını kabul ediyorum ama genel olarak engel olmaya çalışma durumu gurur duyma, saygı duyma durumuna da dönüşebiliyor. Sendikacı kimliğinizle öteki işçilerin sorularına cevap verdikçe, sorunlarında ortaklaştıkça bu saygı daha da büyüyor, kendinden görüyor. Bu söylediğim erkek işçi arkadaşlar üzerindeki etkisi tabi. Beyaz yakalı saydığımız mühendis, muhasebe veya başka alandaki erkek işçiler rekabete devam ediyor maalesef.

Derya, Begüm ve Züleyha’nın ifade ettiği sorunun adını koymak gerekir. Şantiyelerde çalışan kadınların emeği, sermayenin cinsiyetçi iş bölümü çerçevesinde yeniden üretilen bir sömürü biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kapitalist üretim ilişkileri, kadın emeğini güvencesiz, düşük ücretli ve ikincil işgücü olarak konumlandırmakta, erkek egemen işleyiş de kadınların sektörde var olmasını zorlaştırmaktadır. Emek yoğun bir sektör olan ve erkek egemen yapısıyla bilinen inşaat sektörü, kadınları hem üretim sürecinde emek gücünü satarken sömürmekte hem de cinsiyetçi iş bölümü dolayısıyla sistematik ayrımcılığa maruz bırakmaktadır.

Bu sömürü düzeninden kurtulmanın tek yolu ise örgütlenmek ve mücadele etmektir. Kadın emeğinin ve sorunlarının görünür kılınması ve taleplerimizin karşılanması için biz kadınların sendikalı olması ve sendikalarıyla birlikte eşit işe eşit ücret, çalışma saatlerinin düşürülmesi, mobbing ve ayrımcılığa karşı mücadele etmesi son derece önemlidir.

Bu söyleşi için vakit ayıran, emek veren sendika üyesi kadın arkadaşlarıma teşekkür ediyor, hepsiyle gurur duyuyorum. Dev Yapı-İş Sendikası Kadın Meclisi, inşaat sektöründe hiçbir kadını yalnız bırakmamak, örgütlenmek ve şantiyelerde mücadele yürütmek için yola çıkmıştır. Kadınların teknik yetkinliklerinin sorgulanmadığı, güvenceli ve eşit koşullarda çalışabileceği bir sektör yaratmak için örgütlü gücümüze güveniyoruz. Kadın emeğini metalaştıran, esnekleştiren ve güvencesizleştiren sermaye düzenine karşı, şantiyelerde eşitlik ve özgürlük mücadelesini hep birlikte büyütelim!

Şantiyede çalışan tüm kadınlara buradan çağrı yapıyoruz; omuz verin bu düzeni birlikte değiştirelim.

Sendikalı Ol, DİSK’li Ol, Dev Yapı-İş’e Üye Ol!

Dev Yapı-İş Sendikası yönetici Derya Ulu, kadın teknik elemanların sendikalı olmasının önemi üzerine Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin düzenlediği, “Ücretli Çalışan ve İşsiz Mimarlar Buluşuyor: Şantiyede Mimarlık” konulu buluşmasında konuşma yapıyor.

Editör: Özgür Genç, Sinem Yıldız
Düzelti: Özgür Genç, Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Sinem Yıldız
Seslendirme: Beyza Çizmeci

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation