Background

Kara Düzenin Failleri, Epstein Tarikatı

“Ya sosyalizm, ya barbarlık”. Son zamanlarda Rosa’nın bundan 110 yıl önce kaleminden dökülen kelimelerin belki de bu kadar anlam kazandığı bir süreçten geçmemişizdir. Dünyanın gözü önünde çembere alınıp Siyonizm’in soykırım kılıcından geçirilen Filistin halkı, kaçırılan ülke başkanları, yerlerine “atanan” ABD temsilcileri ve nihayetinde Epstein dosyası. İpinden boşanırcasına gerçekleştirilen saldırıların her birinin failleri aynı ipliğe işlenmiş durumda: kara düzen ve onun aktörleri.

Bilindiği üzere geçtiğimiz günlerde Trump’ın tüm yokuşa sürme çabalarına rağmen Epstein dosyasında yeni belgeler ortaya çıktı. Bu bilgiler hususunda tüm dünya, içlerinde Trump, Bill Clinton, Prens Andrew gibi pek çok siyasi aktörün ve sanatçının içerisinde bulunduğu bir “pedofili tarikatının” çocukları kaçırıp seks kölesi olarak kullandıkları, hatta yedikleri gerçeğiyle tanışıp sapkınlık dolu bilgi bombardımanı ile baş başa bırakılmış oldu. Peki hak ve özgürlükler dünyasının muzaffer kahramanları (!) olan bu pedofili cemaatinin maskesi gerçekten düştü mü, yoksa bizlere “demokrasi” dağıtmaya devam etme arzuları sürüyor mu?

Epstein dosyası da her post-truth bilgi bombardımanında olduğu gibi “Epstein ve dostlarının arzular dünyası” gibi renklendirilmeye çalışılıp alabildiğine magazinleştirildi elbette. Ancak daha evvel bahsettiğimiz gibi tıpkı bir yumağın aynı ipe bağlı olması gibi kara düzene bağlanan bu fuhuş ve şantaj ağı, ne yalnızca Demokratlar’la ne de Cumhuriyetçiler’le ilişkilendirilebiliyor. Bağlandığı tek bir parti olabilir ancak, o da “Kara Düzen Partisi”. Bu, tek bir partiye özgülenemeyecek olan siyasi ağ, her ne kadar Jeffrey Epstein’in şahsına özgülenmiş olsa da beraberindeki aktörlerle birlikte MI6 ve Mossad’ın iştirakiyle Kaddafi’nin devrilmesinden haftalar önce devlet varlıklarına çökmeyi planlıyor, diğer ortakları olan NATO ise Libya’daki cihatçı çeteleri fiilen destekleyerek bu operasyona son noktasını koyuyor. Dosyada emperyalistlerin kan akıttığı pek çok yere dair planlamalar yer alıyor; Venezuela, Suriye, Libya ve daha nicesi. Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ise baş aktör olarak gözümüze çarpıyor.

Kendi uydusunda yer almayan memleketleri, bir mail adresiyle paramparça eden ve kaynaklarına çöken, halklarını kıran bu çetenin marifetleri, görüleceği üzere yalnızca bir azgınlık, tatminsizlik örüntüsüyle tarif edilemez. 1990’lardan itibaren Doğu Bloku’nun dağılması ile birlikte yeni dünyanın yeni sahipleri, kendilerine vadedilen topraklarında vadettikleri özgürlükleri tatbik ediyorlar esasen; elbette ki hukuka tabi olanlar ve de olmayanlar şeklinde ikili bir tasnifi işleterek. 

Demokratlar veyahut Cumhuriyetçiler gibi bir ayrıma gitmeksizin yapılaşan bu çetenin yeni dünya üzerine inşa ettikleri kara düzenden bize kalanlar neydi peki? Arkasında herhangi bir çetesi olmayan halklara kalan; esasen siyasi hayatın öznesi olmaktan tasfiye edilmek, kaderlerinin bir mail dizisine terk edilmiş olmasıdır. Kız çocuklarının kaçırılıp seks kölesi yapılması, akıl ermeyecek şekilde katledilmesidir. Şantaj ve fuhuş yapılanmasının paravan şirketlerinin esasen müesses nizamın hukukuna uyumlu olmasıdır. 

Bizler gibi sıradan insanların siyasetten izole edilmeye çalışıldığı, siyasete güvensizliğin en yüksek halini bulduğu şu günlerde tüm dünya için Epstein dosyası hem beklenen hem de şaşırtan bir vaka oldu. Öyle ki bu şaşkınlıkla dosyada adı geçmediği için Erdoğan’a “uçkuruna sahip çıkan, oyun kurucu siyasetçi” sıfatları dahi yakıştırıldı. Peki Erdoğan, gerçekten de bu kara düzen yumağının bir parçası değil mi?

Haftalardır dosyada adı geçen kurumlara, isimlere bakarken elbette ki Türkiye’den isimler de var mı diye kulaklarımızı kabarttık. Aklımıza bundan 15 yıl evvel stajyer Burak Oğraş’ın havuzunda ölü bulunduğu otel olarak Rixos Hotels bu dosyanın en dikkat çeken vakalarından; öyle ki dosyada genç kızların masaj eğitimi almak üzere Rixos Hotels’e gönderildiğine dair bilgiler yer alıyor. Tüm bunların yanında ABD’nin sömürge valisi, Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Epstein çetesinin bizatihi öznelerinden, çocuk istismarı partilerinin özel davetlilerinden biri konumunda.

Bir dosyanın içinde memleketimizin izlerini sürmeye çalışırken sahiden Erdoğan ve Saray Rejimi, bu kirin pasın içinde temiz kalmış bir ada parçasını mı temsil ediyor? Elbette ki hayır. Müesses nizam her ne ise, Saray Rejimi de bunun Türkiye’de temsilcisi, Orta Doğu’da tatbik edicisidir. Pedofili tarikatının temsilcisi ABD Başkanı Trump için Ankara’da yürüyeceği turkuaz halıları döşeyen, 10 Milyar TL’ye VIP havalimanı inşaatı için kollarını sıvayan, memleketimizi bu tarikatın zirvesini ağırlama salonuna dönüştürmek için Temmuz ayında NATO Zirvesi’nin ev sahipliğine soyunan, Tom Barrack’ın karşısında tüm bürokrasisiyle beraber el pençe divan duran Saray Rejimi’nin ta kendisidir. Öyle görünüyor ki Saray Rejimi, bu kara düzenden, ellerinde kız çocuklarının ve kadınların kanı bulunan bu tarikattan zincirlerini koparmaya hiç mi hiç niyetli de değil.

Bu zincir, kolay boşanılacak bir zincir de değil. Kara düzen dediğimiz, yeni ve de sahipsiz dünyanın partisi, birbirine derin ideolojik kodlarla sımsıkı sarmalanmış halde. İşte bundandır bu sapkınlığın münferit bir vaka olarak anılmaması gerekliliği. Özellikle hayatlarının sefaletlerinden çekip çıkarılma vaadiyle alıkoydukları kız çocuklarının, kadınların bedenlerini metalaştıran bu çeteler, memleketlerinde de bu pratiklerin izlerini sürüyorlar; kara düzenin tüm temsilcileri kadınların yüzyıllar boyunca uğruna can verdikleri haklarını bertaraf etmeye, kadın bedeni üzerinde tahakküm kurmaya, toplumsal cinsiyet öğretilerini beyinlere kazımaya yeminli halde.

Mail dizeleriyle devletleri yıkıp kuran, herhangi bir hukuki hesaba kitaba takılmaksızın kadınları, çocukları alıkoyma cüretini gösterebilen bu kara düzene karşı, elinde sıkı sıkıya sarıldığı canından başka herhangi bir varlığı kalmamış olan biz yurttaşların asıl sahibi olduğu bu dünyayı, sapkın “özgürlük neferlerinden” almanın tam vakti gelmiş bulunuyor. Öyle ki, Epstein dosyalarının yayımlanmasını zorlayan irade, hayatlarımızın rengini solduran bir avuç elite karşı duyulan öfke olmuştur; bu öfkenin meyve vermesinin bir sebebi de yalnız yürümeme iradesini ortaya koyan kadınların başlattığı Me Too hareketidir. 

Kara düzenin yarattığı bu kültürel ve ideolojik erozyonda, çocukların ve kadınların enkaz altında kalmaması için mücadelemizle “kalpsiz dünyanın kalbi, ruhsuz koşulların ruhu” olma mecburiyetindeyiz. Bunun için tüm kadın hareketine düşen görev, Türkiye’nin sömürge valisi Tom Barrack’ın sınır dışı edilmesi gerektiğini en yüksek sesiyle haykırmak ve de Temmuz ayında Trump için serilecek o turkuaz halıyı ayaklarının altından çekmek olacaktır.

Editör: Sabâ Esin
Düzelti: Sabâ Esin
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sâba Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Hâle Çağlayan

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: kadinvardiyasi@gmail.com

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation