Background

İki İnsan Bir Hayat

Hatice Özbay

“İki İnsan Bir Hayat” bir aşk sloganı değil; kadınları ücretsiz bakım emeğine, yoksulları aile içine, toplumu vakıf bağışlarına mahkûm eden bir rejimin adıdır.

Biz Aile Yılı’nı yazdık. Kamusal kreşlerin nasıl tasfiye edildiğini, bakım emeğinin nasıl “komşu annelik” adıyla kadınlara yıkıldığını, devletin sosyal yükümlülüklerini mahalleye ve eve devrettiğini teşhir ettik. Diyanet’in ideolojik rolünü de yazdık. Aileyi nasıl bir itaat, yoksulluğu nasıl bir kader, kadını nasıl bir bakım makinesine dönüştürdüğünü de. Şimdi o dosyaların üzerine nur topu gibi bir proje geldi: “İki İnsan Bir Hayat.”

“İki insan bir hayat” ne demek? Bu bir aşk cümlesi değil… Bu bir ekonomik ve dini talimat.

Devlet, Diyanet Vakfı aracılığıyla diyor ki: “Tek başına yaşayamazsın. Yoksulsun. Güvencesizsin. Ama iki kişi olursan idare edersin. Kadın bakar, erkek getirir. Biz karışmayız.”

Bu; kadın emeğini ev içine sabitleyen, yoksulluğu romantize eden, sosyal devlet yerine aileyi ikame eden, kamusal sorumluluğu vakıf bağışıyla örten bir nüfus ve emek rejimidir. Ve buna “yardım”, “merhamet”, “maneviyat” diyorlar. Biz buna sosyal devletin cenazesi diyoruz.
Bu proje yeni değil. Bu, “Aile Yılı” diye başlayan tasfiyenin 10 yıllık programa dönüşmüş halidir.

Mesaj açık: Aman ha, “evlenemiyoruz, geçinemiyoruz” diye sızlanmayın. Diyanet Vakfı var.

Size çeyiz verir, nikâhınızı kıyar, vaazınızı da verir. Devlet yok; vakıf var. Hak yok; bağış var. Sosyal politika yok; aile var.

Devlet diyor ki: “Tek başına yaşayamazsın. Yoksulsun. Güvencesizsin. Ama iki kişi olursan idare edersin.” Bunu yaygınlaştırmayı da doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı ve onun vakfı olan Diyanet Vakfı’na devrediyor.1

Yani yoksulluk artık kamusal bir sorun değil, aile içinde çözülecek bir “ahlak meselesi” haline getiriliyor. Sosyal devletin yokluğu, vakıf kampanyalarıyla örtülüyor. Kreş yerine komşu annelik, bakım desteği yerine gelin-kaynana dayanışması, barınma politikası yerine de evlilik teşviki konuyor.

Tam da bu noktada büyük bir çelişkiyle karşı karşıyayız. Çünkü bu ülkede kadınlar evlendiklerinde daha az kazanmaya başlıyor. Evrensel Gazetesi’nde Özlem Temenna’nın ortaya koyduğu veriler çok net: Kadınların ücretleri evlilikle birlikte ortalama 10 puan düşüyor. Aynı işi yapan kadın, evlendikten sonra daha düşük ücret alıyor. Yani evlilik, kadın için ekonomik bir güvence değil; doğrudan bir kayıp.2

Bir gün önce bu veriyi okuyoruz. Ertesi gün Diyanet Vakfı çıkıp “Evlenemiyorsanız üzülmeyin, biz sizi evlendiririz” diyor. Bu nasıl bir ikiyüzlülük? Kadın evlenince daha ucuza çalıştırılıyor ama yoksulluğun çözümü olarak yine evlilik pazarlanıyor.

Gülsüm Kav Gazete Pencere’deki köşe yazısında, “Aile Yılı” tartışmasını bir ahlak meselesi değil, refah devletinin geri çekilmesiyle ortaya çıkan yeni bir emek rejimi olarak tarif ediyordu.

İktidarın “Aile Yılı” ilanı, yalnızca kültürel bir muhafazakârlık hamlesi değil; aynı zamanda çöken bir ekonomik düzenin ideolojik onarımıdır. Gülsüm Kav’ın “Aile Yılından Geriye Ne Kaldı?” başlıklı yazısında gösterdiği gibi; bu söylem, erkek geçim sağlayıcı modelin maddi temellerinin çöktüğü bir tarihsel anda devreye sokulmuştur.

Bir dönem tek bir erkek ücretinin haneyi geçindirebildiği, kadınların ücretsiz bakım emeği karşılığında göreli bir ekonomik güvenlik elde ettiği varsayımsal “aile uzlaşması”, 1970’lerden itibaren reel ücretlerin düşmesi ve sosyal devletin geri çekilmesiyle fiilen çökmüştür. Bugün hanelerin ayakta kalabilmesi için çift gelir zorunlu hâle gelmiş; ancak bu gerçeklik, iktidarın aile söyleminde inkâr edilmektedir. Kav’ın işaret ettiği gibi, neoliberal dönemde ataerkil pazarlık maddi temellerini yitirmiş, bunun yerine kadınlara ekonomik güvence değil, “fedakâr anne”, “ailenin direği” ve “kutsal bakım emekçisi” gibi ahlaki roller sunulmuştur.3

Tam da bu yüzden “İki İnsan Bir Hayat” gibi projeler masum değil. Çünkü bu projeler, dayatılan yeni düzenin uygulama araçlarıdır. “Ben yokum. Ama artık aile var. Kadın var. Ücretsiz emek var. Dayanışma var. Sabır ve itaat var.”

Diyanet Vakfı’nın kendi sitesinde duyurduğu “İki İnsan Bir Hayat” projesi, tam da bu yeni emek ve nüfus rejiminin resmî belgesidir. Diyanet kendi metninde bile ne yaptığını gizleyemiyor: Proje, 81 ilde yaşayan “yetim, öksüz ve ihtiyaç sahibi” nişanlı gençlere yöneliktir. 18–35 yaş arası, geliri iki asgari ücretin altında olanlar başvurabilecek; yalnızca ilk evlilik kabul edilecek ve nikâh müftülükte kıyılacak, karşılığında 500 bin liralık ayni çeyiz yardımı verilecek ve çiftler “Evlilik Okulu” başlığı altında eğitime tabi tutulacak. Üstelik bu “sosyal politikanın finansmanı da kamu bütçesinden değil, vakıf bağışlarıyla sağlanacak.4

“Yoksul”, “kimsesiz”, “muhtaç” gibi ifadeler, bu yardımın bir yurttaş hakkı değil, yoksullar için tasarlanmış bir evlilik rejimi olduğunu açıkça söylüyor. Diyanet Vakfı’nın kendi sitesinde yayımlanan metin, bu açıdan bir sosyal politika duyurusundan çok; yoksulluğun aile içine nasıl kapatılacağının itirafı gibi okunuyor. Kimler başvurabiliyor? Yoksullar, kimsesizler, muhtaçlar. Yani sistemin zaten dışına itilmiş olanlar. Bu kısım ayrıca iç acıtıcıdır… Çünkü onlara sunulan şey bir sosyal güvence değil; evlilik karşılığında verilen bir sadaka paketi.

Bu proje tam da gençlerin evlenemediği, barınamadığı, geçinemediği bir ekonomik yıkım döneminde devreye sokuluyor.

2026’nın ‘yeni Aile Yılı’ ilan edilmesi tesadüf değil; tam tersine neoliberal krizin sosyal sonuçlarının artık sistematik biçimde aile içine paketlendiğini gösteriyor. Devlet; işsizliği, yoksulluğu, barınma krizini ve bakım yükünü çözmek yerine, bunları evliliğin ve ailenin içine sıkıştırarak yönetmeye çalışıyor. Bu, neoliberalizmin yeni politik oyunudur: sosyal devleti geri çek, aileyi ikame et, kadın emeğini ücretsiz sigorta gibi kullan.

Tam da bu noktada, bir gün önce Evrensel’de Özlem Temenna imzasıyla yayımlanan haber gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Kadın ve erkek arasındaki ücret farkı evlilik sonrası daha da derinleşiyor.

Yani bu ülkede evlilik, kadın için bir güvence değil; ekonomik bir düşüş anlamına geliyor. Kadın evlenince daha az kazanıyor, daha kırılgan hale geliyor, daha bağımlı oluyor. Ama tam da bu gerçek ortadayken, devletin Diyanet Vakfı eliyle yoksul gençlere “evlenmeyi” bir tür ekonomik çözüm gibi pazarlaması yardım değil; ataerkil bir emek rejiminin yeniden kurulmasıdır.

Ayrıca yoksulluğun içinden çıkan genç kadınlara ve erkeklere yalnızca bir çeyiz yardımı değil, bir hayat modeli dayatılacak. Bu modelin merkezinde de kadının bakım emeği, erkeğin geçim yükü, ailenin içine hapsedilmiş bir hayat var.

Bu yüzden bu proje bir sosyal destek değil, bir toplumsal disiplin programıdır.

11.Yargı Paketi de bu hattın hukuki ayağıdır. Kadınları şiddetten korumayan, ekonomik bağımsızlığı güvenceye almayan ama boşanmayı zorlaştıran, nafakayı tartışmalı hale getiren bir düzen kuruluyor. Kadına verilen mesaj nettir: Aile içinde kal.

Diyanet Vakfı da bu politikanın “sosyal” yüzü olarak devreye giriyor. Yoksulsan, kimsesizsen, geçinemiyorsan; evlen. Sana çeyiz veririz, nikâhını kıyarız, bir de nasıl “iyi eş” olunacağını öğretiriz. Ama seni bir yurttaş olarak değil, bir ailenin parçası olarak tanırız. Haklarınla değil, rollerinle var olursun.

“İki İnsan Bir Hayat”: Sosyal devletin yerini aileye, kamusal hakkın yerini bağışa, yurttaşlığın yerini nikâha bırakan bir düzenlemenin adıdır. Burada %99 İçin Feminizm: Bir Manifesto’nun söylediği şey tam olarak bu noktaya oturuyor. O kitapta anlatılan temel gerçek şuydu: Kapitalizm yalnızca fabrikalarda, ofislerde ya da şantiyelerde sömürü üretmez. Asıl hayati olan, toplumsal yeniden üretimdir; yani insanların hayatta kalmasını sağlayan bakım, yemek, temizlik, çocuk, yaşlı, hasta bakımı, duygusal emek, ev içi düzen. Bu görünmez emek olmadan hiçbir piyasa, hiçbir üretim, hiçbir kâr ayakta duramaz. Ve bu emeğin tarihsel olarak kadınlara yıkıldığı anlatılır.

Neoliberal devlet geri çekildikçe bu yük daha da ağırlaşır. Kreş kapanır, bakım hizmetleri piyasalaşır, sosyal güvenlik budanır. Ama çocuk yine doğar, insan yine yaşlanır, hastalanır. Bu boşluğu kim doldurur? Aile. Ve ailenin içinde de çoğunlukla kadın.

“İki İnsan Bir Hayat” tam olarak bu yeniden üretim rejiminin dinî ve vakıf diliyle kurulmuş halidir. Devlet, “Ben yokum” derken şunu da ekliyor: “Ama senin bir eşin var. Bir ailen var. Kadın bakar, erkek getirir. Birlikte idare edersiniz.”

Bu, %99 İçin Feminizm’in tarif ettiği neoliberal feminizmin tam karşıtı bir düzenektir. Burada kadın güçlenmez; tam tersine daha fazla ücretsiz emekle sisteme bağlanır. Yoksul kadın, bir işçi olarak değil; bir eş, bir anne, bir bakıcı olarak kurgulanır. Ona verilen şey hak değil, çeyizdir. Güvence değil, nikâhtır. Sosyal politika değil, bağıştır.
Ve bu bağışın bedelini yine kadın öder.
Çünkü evlilik sonrası ücret düşer. Çünkü bakım yükü artar. Çünkü boşanmak zorlaşır. Çünkü 11. Yargı Paketi kadının çıkış kapılarını daraltır. Çünkü refah devleti çekilirken, kadının bedeni ve emeği sosyal güvenlik ağına dönüştürülür.

İşte bu yüzden “İki İnsan Bir Hayat” masum bir yardım değil, sınıfsal ve cinsiyetli bir disiplin projesidir. Yoksulluğu bireysel ahlaka, toplumsal krizi aile içi fedakârlığa yıkar, kadın emeğini de görünmez bir doğal kaynak gibi kullanır.

Bu projeyi sadece “yoksullara yardım” gibi okursak büyük resmi kaçırırız. Bu, doğrudan ataerkil bir sosyal mühendisliktir. Çünkü “İki İnsan Bir Hayat” erkekle kadını eşit iki özne olarak değil, birbirini tamamlamak zorunda olan hiyerarşik roller olarak kurgular.

Dilimizdeki “evin iç işleri bakanı” lafı da tam olarak bu düzenin kültürel ifadesidir. Erkek para, kadın bakım demektir. Bu, patriyarkanın modern versiyonudur: Devlet artık “erkek reis” diye konuşmaz ama aileyi ekonomik birim, kadını da onun ücretsiz sigortası haline getirir.

Diyanet’in bu işin merkezinde olması tesadüf değildir. Çünkü Diyanet artık yalnızca hutbe yazan bir kurum değil; devletin sosyal politika aygıtlarından biri haline gelmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile imzaladığı protokoller, hastanelerde manevi destekten aile danışmanlığına kadar uzanan bir alanda kamusal hizmetin dinî kurumlara devredildiğini gösterir. Şimdi “İki İnsan Bir Hayat” ile bu hat bir adım daha ileri taşınmıştır: Yoksulluk yönetimi doğrudan Diyanet Vakfı’na verilmiştir.

Bu çok net bir özelleştirmedir, ama sermayeye değil, dine ve vakfa özelleştirme. Kreş, bakım, sosyal destek, barınma gibi kamusal haklar artık bütçeden değil, bağıştan karşılanacaktır. Yani yoksul kadının hayatı, hayırseverlerin vicdanına bağlanacaktır.

İşte %99 İçin Feminizm’in tam olarak karşı çıktığı şey budur. Kitap şunu söylüyor: Kadınların ezilmesi yalnızca kültürel değil, ekonomiktir. Patriyarka kapitalizmle iç içe çalışır; kadınların ücretsiz bakım emeği olmadan ne piyasa ne devlet ayakta kalabilir. Neoliberal devlet çekildikçe, bu yük daha da aile içine ve kadınların sırtına yıkılır.

Kadınlar evlenince daha az kazanıyor. Bu ülkede bu artık istatistik. Ama devlet, bu eşitsizliği kapatmak yerine, kadını evliliğin içine daha da sıkı itiyor. Çünkü patriyarka için ideal olan, ekonomik olarak bağımlı kadındır.

Bağımlı kadın, itaatkâr kadındır; şiddete daha açık, boşanmaya daha uzak, ücretsiz emeğe daha hazır olandır.

Bu yüzden 11. Yargı Paketi ile boşanmayı zorlaştırmak, nafakayı tartışmalı hale getirmek ve aileyi kutsallaştırmak ile Diyanet Vakfı’nın “evlenirsen sana çeyiz veririm” demesi aynı politikanın iki yüzüdür. Biri hukuki, biri ideolojik. İkisi birlikte kadını aile içinde tutan ataerkil bir emek rejimi kurar.

Bize “iki insan bir hayat” diyorlar.Bizim gördüğümüz ise şu: Devletin çekildiği yerde, iki kişiye yıkılmış bir hayat.

Kaynaklar:

  1. Diyanet Vakfı – “İki İnsan Bir Hayat” Projesi
    https://tdv.org/tr-TR/tdv-iki-insan-bir-hayat-projesiyle-genclere-evlilik-destegi-verecek/
    ↩︎
  2. Özlem Temenna – Evrensel, Kadınlar evlenince daha az kazanıyor. https://www.evrensel.net/haber/593498/kadinlarin-yasadigi-ucret-esitsizligi-evlilik-sonrasi-daha-da-derinlesiyor? ↩︎
  3. Gülsüm Kav – Gazete Pencere, Aile Yılı ve sosyal devletin geri çekilişi
    https://www.gazetepencere.com/yazarlar/aile-yilindan-geriye-ne-kaldi-685564h ↩︎
  4. Diyanet Vakfı – “İki İnsan Bir Hayat” Projesi https://tdv.org/tr-TR/tdv-iki-insan-bir-hayat-projesiyle-genclere-evlilik-destegi-verecek/ ↩︎
Editör: Telli Kayalar
Düzelti: Telli Kayalar
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Seda Bedestenci Yegâne

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: kadinvardiyasi@gmail.com

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation