Dünya Basınında KadınGündem Kadın Vardiyası 12 Şubat 2026
Yanan Hamaney Portresiyle Yakılan Sigara Protestoların Simgesine Dönüştü

İran’da protestocuları ısrarla ‘isyancı’ olarak nitelendiren dini liderin posterlerini yakmak, 2008’den bu yana hükümet karşıtı eylemlerin simgesi haline gelen güçlü bir direniş geleneğine dönüştü.
İran son zamanlarda internet kesintileriyle karşı karşıya ancak yurt dışında yaşayan İranlılar duruma sert bir şekilde tepki veriyor. “Iran-Dokht” adlı bir sosyal medya kullanıcısının alaycı bir dille “Sigara içmiyorum ama şu anda canım sigara yakmak istiyor” yazdığı görüldü.
Uluslararası İlgi
Avrupa merkezli yayın organı Nexta TV durumu şöyle özetledi: “Bu sadece bir şok yaratma girişimi değil, apaçık siyasi bir duruştur. Bu eylem; kadınların bedenini, giyimini, davranışlarını ve tüm hayatını kontrol altına almak için on yıllarını harcayan bir rejime gösterilen açık bir aşağılamadır.”
Bu görüntüler aynı zamanda, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin İran ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybetmesiyle patlak veren 2022 yılındaki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarından kesitleri de anımsattı. O dönemde, kadınların başörtülerini yaktığı videolar internette hızla yayılmıştı; buna, bazı izleyicilerin Tahran’da öldürülen genç protestocu Nika Shakarami’yi hatırlattığını söylediği sahneler de dahildi.
O dönemde geniş çapta paylaşılan bir diğer görüntüde ise Karaj’da genç bir kadının protestoculara katılmadan önce kısa saçlarını topladığı görülüyordu. Pekçok kadın da saçlarından birer tutam kesip bu görüntüleri internette paylaştı. Bu o kadar yaygınlaştı ki, birçok ülkede kadın milletvekilleri İranlı kadınlarla dayanışma içinde olduklarını göstermek için parlamentolarında aynı hareketi tekrarladı.
Daha yakın bir tarihte ise, beyaz saçlı ve ağzı kanlar içinde sloganlar atan yaşlı bir kadını gösteren başka bir video hızla yayıldı. İnternet kesintisinden önce sosyal medyada paylaşılan görüntülerde kadının, İslam Cumhuriyeti’nin 47 yıllık iktidarına atıfta bulunarak “Korkmuyorum. 47 yıldır ölüyüm zaten” dediği görülüyor.
Kaynaklar:

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir göçmenlik memuru Minneapolis’te düzenlenen bir göçmen baskını sırasında bir kadını aracının içinde silahla vurarak öldürdü. Silahlı saldırı, Minnesota eyaletindeki bu şehirde protestoların fitilini ateşledi. Yerel otoriteler ve Başkan Donald Trump yönetimi olay sırasında yaşananlara dair farklı açıklamalar yaptı.
ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nda (ICE) görevli bir federal memur, arabasında bulunan bir kadını vurarak öldürdü. Yerel yetkililer, kadının ABD Başkanı Donald Trump’ın göçmenlik politikalarına karşı düzenlenen protestolar sırasında yasal gözlemci olarak görev yaptığını söyledi. Yasal gözlemciler genellikle, kolluk kuvvetleri ve göstericiler arasındaki etkileşimleri izlemek, herhangi bir çatışmayı veya olası yasal ihlali belgelemek amacıyla protestolara katılan gönüllülerden oluşuyor. Şubat ayı boyunca ABD genelinden gelen yerel haber raporları, göçmen aktivistlerinin sivil ICE ajanlarını ve araçlarını tespit etmek için mahallelerini gözetleyen gönüllü gruplar oluşturduğunu ve bu konuşlandırmalar hakkında sosyal medya üzerinden komşularına uyarılar yayınladığını bildirdi.
Minneapolis Belediye Meclisi üyesi Jason Chavez yerel medyaya yaptığı açıklamada, “Sahada ICE ajanlarını izleyen, ailelere kira ve gıda yardımı yapan, mahallelerimize göz kulak olan, buraları güvende tutabilmemizi ve göçmenlik bürosu uygulamalarının ailelerimizi parçalamamasını sağlayan çeşitli toplumsal müdahale ekiplerimiz var,” dedi. Çarşamba günü gerçekleşen olayın videolarında maskeli bir ICE ajanının SUV aracına doğru 3 el ateş ettiği görülüyor. Araç daha sonra kontrolden çıkıyor ve park halindeki diğer araçlara çarpıyor.
Meclis Başkanı Elliott Payne ve meclis üyeleri yaptıkları ortak açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Renee, bu sabah komşularına yardım etmek için dışarıda olan bir hemşehrimizdi ve bugün hayatı federal hükümetin ellerinde son buldu. Şehrimizde her kim birini öldürürse; tutuklanmayı, soruşturulmayı ve yasaların en geniş kapsamıyla yargılanmayı hak eder.”
Good’un annesi Donna Ganger Minnesota, Star Tribune gazetesine, Good’un evinden birkaç blok ötede öldüğünü söyledi. Kızının ICE’a karşı yapılan protestolara katıldığını reddetti. “Son derece şefkatliydi. Hayatı boyunca insanlarla ilgilendi. Sevgi dolu, affedici ve şefkatliydi. Muhteşem bir insandı.”
Trump, çarşamba günü kendi platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda şunları söyledi: “Aracı süren kadın; aşırı derecede düzensiz davranışlar sergileyen, engeller çıkaran ve direnç gösteren biriydi; sonrasında ise ICE Memurunu kasıtlı ve acımasız bir şekilde ezdi. ICE memuru da bunun üzerine kendisini nefsi müdafaa amacıyla vurmuş görünüyor.”
Bu olayların neden yaşandığına dair ise “Çünkü Radikal Sol, kolluk kuvvetlerimizi ve ICE ajanlarımızı her gün tehdit ediyor, onlara saldırıyor ve hedef gösteriyor” dedi.
Görüntülerden, Good’un aracını kasıtlı olarak ajanın üzerine sürüp sürmediği anlaşılamıyor. Kayıtlarda aracın önce geri manevra yaptığı, ardından ileriye doğru hamle ettiği görülüyor. Tam o sırada bir ajanın öne doğru atıldığı fark ediliyor; ancak bu durumun aracın hareketinden mi kaynaklandığı yoksa memurun kendi inisiyatifiyle mi gerçekleştiği belirsizliğini koruyor.
İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) Bakanı Kristi Noem düzenlediği bir basın toplantısında, “Her türlü can kaybı bir trajedidir,” dedi; ancak Good’un “gün boyunca (ICE’ın) çalışmasını gizlice takip ettiğini ve engellediğini” belirtti.
DHS (İç Güvenlik Bakanlığı), ICE’ı yönetiyor ve geçtiğimiz yaz, mevcut yaklaşık 6.000 kişilik insan kaynağına ek olarak 10.000 ICE ajanı daha almak için büyük bir işe alım kampanyası başlattı. DHS, X üzerinden yaptığı açıklamada, ICE ajanının, Good’un kendisini araçla ezmeye çalışması üzerine “savunma amaçlı ateş” açtığını yazmıştı.
Minnesota’daki yetkililer, Cumhuriyetçi Trump yönetiminin silahlı saldırıya ilişkin açıklamalarına itiraz etti. Demokrat Vali Tim Walz DHS’nin açıklamasına “Videoyu izledim. Bu propaganda makinesine inanmayın. Eyalet; hesap verebilirliğin ve adaletin sağlanması için tam, adil ve hızlı bir soruşturma yapılmasını sağlayacaktır” şeklinde cevap verdi.
Belediye Başkanı Jacob Frey ise ICE’ın açıklaması üzerine “Sizi burada istemiyoruz. Bu şehirde bulunma amacınızın bir tür güvenlik oluşturmak olduğunu iddia ediyorsunuz ancak tam tersini yapıyorsunuz. İnsanlar zarar görüyor, aileler parçalanıyor, şehrimize, kültürümüze, ekonomimize büyük katkılarda bulunmuş Minneapolis sakinleri terörize ediliyor ve şimdi birisi öldü. Bu sizin sorumluluğunuzda. Ayrıca buradan ayrılmak da sizin sorumluluğunuzda. Daha fazla hasarın, daha fazla can kaybının ve yaralanmanın olmamasını sağlamak da sizin elinizde” dediği bir açıklama yayınladı.
Sudan’daki mülteci kamplarında hayatta kalmak; açlık, güvensizlik ve kayıpla birlikte günlük bir pazarlık haline geldi. Aynı zamanda değişimin de katalizörü oldu. Savaş uzadıkça, bir zamanlar büyük ölçüde özel alana hapsolmuş kadınlar, toplumsal yaşamı yeniden şekillendiren kamusal, siyasi ve ekonomik roller üstleniyorlar.
Savaşın patlak vermesinden bu yana 12 milyonu aşkın insan yurdunu terk etmek zorunda kaldı; bu nüfusun yarısından fazlasını ise kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Erkeklerin cephede olması, yaralanması, alıkonulması veya göç etmesiyle birlikte, hanehalkının yükünü omuzlayan kadınlar kamp yaşamının da temel direği haline geldi. Bir zorunluluk olarak ortaya çıkan bu tablo, köklü toplumsal cinsiyet rollerini de sessizce dönüştürüyor.

Gerek kamplarda gerekse sığındıkları bölgelerde, yerinden edilmiş kadınlar geleneksel olarak “erkek işi” görülen en ağır görevleri omuzlamış durumda. Artık odun kesip satan, inşaatlarda tuğla taşıyan ve karınlarını doyurabilmek için en zorlu şartlar altında tarlalarda ter dökenler onlar. Birçoğu, evin yegane geçim kaynağı olarak güvensiz çalışma koşullarında ve belirsizliklerle dolu piyasalarda ailelerini ayakta tutma mücadelesi veriyor.
Fakat hayatta kalmak hiç ekonomik değil. Çökmüş bir devlet eliyle dış dünyadan koparılmış kadınlar, yerelden yanıtlar bulacak yeni sistemler inşa etmeye yardımcı oluyorlar. Krizleri yönetmek için kurulan yerel komitelerdeki gayri resmi acil servisler, artık birçok bölgede geçici yerel yönetimler gibi işlev görüyor. Kadınlar; gıda dağıtımını koordine etme, su noktalarını güvence altına alma, gece nöbetleri düzenleme ve anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapma gibi öncü roller üstleniyor.
Bu karma komitelerin yanı sıra, kadınlar sıklıkla göz ardı edilen ihtiyaçları karşılamak için “kadın acil servisleri” olarak adlandırılan kendi özel alanlarını da oluşturdular. Bu gruplar, anne ve çocuklara yönelik yardımları yönetiyor, hijyen malzemeleri dağıtıyor ve çatışma bölgelerindeki hastanelerin neredeyse %80’inin çalışamaz durumda olduğu bu dönemde temel cinsel ve üreme sağlığı desteği sağlıyor. Sağlık hizmetlerinin çöküşü, doğum sürecini hamile kadınlar için hayatı tehdit eden bir çileye dönüştürmüş durumda.
Kadın örgütlenmesinin toplumsal etkisi daha küçük, daha sessiz biçimlerde de ortaya çıkyıor. Kamplarda kadınlar, çay veya kahve sohbetleri için bir araya geliyor; bu gayrıresmi iyileşme gruplarında deneyimlerini paylaşıyor, ruh sağlığı hakkında konuşuyor ve birbirlerine destek oluyorlar. Bu buluşmalar, özellikle cinsiyet temelli şiddet vakalarının arttığı durumlarda travma ve istismar konusundaki sessizliği bozmaya yardımcı oluyor. İnsani yardım örgütleri, bu tür şiddet türlerinin son iki yılda hızla arttığını ve kadınları süreki savunmasız halde bıraktığını ifade ediyor.
Gıda güvensizliği, eşitsizliği daha da bariz kılıyor. Kıtlık koşulları yayıldıkça; kadınlar genellikle en son ve en az yiyen oluyor; kendi yemeklerinden çocukları ve yaşlılar için fedakârlık yapıyorlar. Buna karşılık, birçok kişi ekonomik olarak hayatta kalma biçimlerini küçük işletmeler aracılığıyla yeniden şekillendiriyor: Özellikle Port Sudan gibi şehirlerde mahalle fırınları, terzilik kooperatifleri, yiyecek tezgâhları ve sokak satıcılığı. Bu çabalar gelir sağlıyor, onuru geri kazandırıyor ve kırılgan yerel ekonomileri güçlendiriyor.
Hareketlilik aynı zamanda bir hayatta kalma stratejisi olmuş durumda. Risklere rağmen kadınlar iş bulmak, eve para göndermek ve akrabalarını daha güvenli alanlara taşımak için şehirlerarası seyahat ediyor. Bir zamanlar toplumsal olarak kısıtlanan hareket özgürlükleri, artık ailelerin hayatta kalması için hayati önem taşıyor.
Şimdiye kadar kadınlar, kampların ve pazarların ötesinde siyasi olarak kendilerini gösterdiler. Sudan genelinde kadınların liderlik ettiği 70’ten fazla kuruluş; istismar vakalarını belgeliyor, barış için savunuculuk yapıyor ve resmi müzakerelerden dışlanmalarına karşı çıkıyor. Resmi görüşmelerde büyük ölçüde kenara itilmiş olsalar da bu gruplar kalıcı bir barışın kadınların sahada karşılaştığı gerçekleri dile getirmesi gerektiğini savunuyor.
Savaş Sudan’daki kurumları, eğitim sistemini ve toplumsal dokuyu harap etti. Ancak bu durum, sistemler çöktüğünde toplulukları kimin ayakta tuttuğunu da ortaya çıkardı. Sudanlı kadınlar, emek, örgütlenme ve aktivizm yoluyla karşılıklı yardımlaşmaya ve gayri resmi yönetim biçimine dayanan dirençli ağlar kuruyorlar. Bunu yaparak, sadece çatışmadan sağ çıkmakla kalmıyor, aynı zamanda bir arada kalmakta zorlanan bir ülkede güç, katılım ve olasılık kavramlarını yeniden tanımlıyorlar.
Fransız milletvekilleri; kadın hakları gruplarının cinsel rızayı zayıflattığı ve evlilik içi tecavüze zemin hazırladığı yönündeki eleştirilerinin ardından, “evlilik görevi” kavramını sona erdirmeyi öngören yasa tasarısını çarşamba günü oy birliğiyle onayladı. 120’den fazla milletvekilinin desteğini alan tasarı, aynı evde yaşamanın eşleri cinsel ilişkiye zorunlu kılmadığını netleştiriyor ve onay için şimdi Senato’ya gidiyorlar.

Fransız milletvekilleri; kadın hakları gruplarının, evlilikte cinsel rıza kavramının göz ardı edilmesi ve evlilik içi tecavüz konularındaki eleştirilerinin ardından, “evlilik görevi” kavramına son vermeyi amaçlayan yasa tasarısını çarşamba günü oy birliğiyle onayladı. Alt meclis olan Ulusal Meclis’te 120’den fazla milletvekilinin desteğini alan metin; medeni kanunda, birlikte yaşamanın eşler için cinsel ilişkiye girme konusunda herhangi bir yükümlülük yaratmadığını netleştiriyor. Partiler üstü hazırlanan bu yasa tasarısı, şimdi üst meclis olan Senato’ya gidecek.
Fransız medeni kanunu, evliliğe bağlı olan dört görev sıralıyor: Sadakat, destek, yardım ve birlikte yaşama; ancak cinsel yükümlülükten bahsetmiyor. Ancak geçmişteki mahkeme kararları, birlikte yaşamayı bazen “yatağı paylaşmak” şeklinde yorumlamış; bu da “evlilik görevi” anlayışının uygulamada varlığını sürdürmesine yol açmıştı.
Örneğin 2019’da Fransa’da bir erkek, karısının kendisiyle cinsel ilişkiye girmeyi bıraktığı gerekçesiyle boşanma davası açmıştı. Geçtiğimiz yıl Avrupa’nın en üst düzey haklar mahkemesi (AİHM), kocasının cinsel birliktelik talebini reddeden bir kadının, boşanma durumunda mahkemelerce “kusurlu” sayılmaması gerektiğine hükmederek eski eşin lehine karar vermişti. Fransa da geçtiğimiz yıl; Hollanda, İspanya ve İsveç gibi diğer Avrupa ülkelerini takip ederek, tecavüz suçunun tanımına “rıza” ilkesini dahil etmişti.
Kaynaklar:
Yüksek Mahkeme 30 Ocak Cuma günü, adet sağlığı ve hijyenine ilişkin hakkın Anayasa’nın 21. maddesiyle güvence altına alınan Yaşam Hakkı ve 21A maddesiyle güvence altına alınan Ücretsiz ve Zorunlu Eğitim Hakkı’nın bir parçası olduğuna hükmetti.

Mahkeme; ülkedeki hem özel hem de devlet statüsündeki tüm okullara, 6. ile 12. sınıflar arasındaki kız öğrenciler için “Okula Giden Kız Çocuklarına Yönelik Regl Hijyeni Politikası”nı uygulama talimatı verdi. Kırsal ve kentsel alanlardaki tüm okullar; ergenlik çağındaki kız çocuklarına, en yüksek güvenlik ve hijyen standartlarına sahip, doğada çözünebilen hijyenik pedleri ücretsiz olarak sağlamak zorunda kalacak. Bu tarihi kararı açıklayan Yargıç JB Pardiwala ve Yargıç R Mahadevan’dan oluşan heyet, yetkililerden okullarda regl hijyeni yönetim tesislerinin kurulmasını sağlamalarını istedi.
Mahkeme heyeti, “İster devlet tarafından işletilen ister özel olarak yönetilen olsun tüm eyaletler/birlik bölgeleri hem kentsel hem de kırsal alanlardaki her okulun, kullanılabilir su bağlantısına sahip, işlevsel ve cinsiyete göre ayrılmış tuvaletlerle donatılmasını sağlamalıdır” şeklinde karar verdi ve okullardaki tuvaletlerin engelli çocukların ihtiyaçlarını da karşılaması gerektiğini ekledi.
Okullara, regl hijyeni yönetim köşeleri oluşturma talimatı verildi. Mahkeme, “Bu köşeler; yedek iç çamaşırı, üniforma, tek kullanımlık pedler ve regl dönemindeki acil durumları gidermek için gereken diğer materyallerle donatılmalıdır,” ifadelerini kullandı. Mahkeme ayrıca hijyenik atıkların imhası konusunda da talimatlar yayımladı.
“Meseleyi noktalamadan önce şunu belirtmek isteriz ki; bu karar sadece hukuk sisteminin paydaşları için değildir. Bu karar aynı zamanda kız çocuklarının yardım istemeye çekindiği sınıflar içindir. Yardım etmek isteyen ancak kaynak yetersizliği nedeniyle bunu yapamayan öğretmenler içindir… İlerleme, savunmasız olanları nasıl koruduğumuzla ölçülür,” dedi Yargıç Pardiwala.
Yüksek Mahkeme, tüm eyaletlere ve birlik bölgelerine uyum raporlarını sunmaları için üç ay süre verdi. Mahkeme heyeti, karara uyulmaması durumunda okulların tanınma statülerinin iptal edileceği konusunda uyarıda bulundu.
Kaynaklar:

Birleşmiş Milletler, Uluslararası Eğitim Günü’ndende yaptığı açıklamada Afganistan’da 2 milyondan fazla genç kızın eğitimden mahrum bırakıldığını ifade etti. Kuruluş, devam eden kısıtlamaların hem kız çocuklarının geleceğine hem de ülkenin kalkınmasına ve istikrarına zarar vereceği konusunda uyarıda bulundu.
UNICEF ve UNESCO yaptıkları ortak açıklamada, dünyada orta ve yükseköğretimi kadınlara ve kız çocuklarına bilfiil yasaklayan tek ülkenin Afganistan olduğunu söyledi. Kuruluşlar; herkes için tam, güvenli ve kapsayıcı eğitime erişimi sağlamak adına acil ve toplu eylem ile eğitime daha fazla uluslararası yatırım yapılması çağrısında bulundu. BM Genel Kurulu 24 Ocak’ı Uluslararası Eğitim Günü ilan etti.
Afganistan’da ortaöğretim kurumları yaklaşık dört buçuk yıldır kız çocuklarına kapalı tutuluyor; kadınların ve kız çocuklarının üniversiteye gitmeleri ise hâlâ yasak. Aynı zamanda, üniversitelerin kapatılması, öğretim görevlileri ile öğrencilerin göç etmesi veya dışlanmasıyla birlikte yükseköğretim sistemi giderek zayıflıyor.
UNESCO Afganistan Ofisi Başkanı Suhyon Kim şunları söyledi: “Kız çocuklarının eğitime erişimi engellendiğinde, bunun bedelini tüm ulus öder. Temel öğrenimin güçlendirilmesi ve kadın öğretmenlerin desteklenmesi, Afganistan’ın toparlanması ve direnç kazanması için hayati yatırımlardır.
UNICEF Afganistan Temsilcisi Tajudeen Oyewale ise şu ifadeleri kullandı: “Afganistan’ın acilen kadın öğretmenlere, hemşirelere, toplum sağlığı çalışanlarına ve doktorlara ihtiyacı var. Kadınların sadece kadınlar tarafından tedavi edilebildiği bir ortamda, eğer bugün kız çocukları eğitimden mahrum bırakılırsa, gelecekte hasta kadın ve çocuklara kim bakacak?” Kuruluşlar, Afganistan’da eğitim hakkının korunması için derhal harekete geçilmesi çağrısında bulundu.
Kaynaklar:
Derleyen: Telli Kayalar
Çeviri: Telli Kayalar & Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Seher Yıldırım
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖