Emeğin Cinsiyetli Yüzü Elif Karçık 9 Şubat 2026
2025 yılı, iktidarın “Aile Yılı” ilan ettiği ve beraberinde aile yılını “en az” on yılı kapsayacak şekilde genişlettiği bir yıl olarak kayıtlara geçti. Yıllardır sürdürülen neoliberal ekonomi politikaları; aile, nüfus, kadın düşmanı politikalarla birleşti, kadınların bedenlerine, yaşamlarına, özgürlüklerine yönelik müdahalelerin giderek arttırılması hedeflendi. İktidar, şiddeti, eşitsizliği ve ayrımcılığı derinleştirerek, kadın özgürlük ve eşitlik mücadelesini baskılamaya çalıştı.
Aile yılı kapsamında hayata geçirilen destek programlarıyla, evlilik ve çocuk doğumuna yönelik teşvikler yapıldı, evliliği ve çocuk sahibi olmayı teşvik eden çeşitli maddi destekler sağlandı. Eşit miras hakkı ve Medeni Kanun başta olmak üzere kadınların hukuki haklarına yönelik saldırılar sürdü. 8 Mart’ta, 25 Kasım’da ve kadınların sokaklara, meydanlara çıktığı diğer tüm günlerde da kısıtlamalar, yasaklamalar, müdahaleler oldu. Kadınların, istihdama katılım oranı %32,5 seviyesinde kalırken, yalnızca 11 milyon kadın çalışma hayatında yer alabildi. Çalışan kadınların üçte birinin kayıt dışı çalıştırıldığı tespit edilirken, beş kadından birinin yarı zamanlı, esnek ve güvencesiz biçimlerde istihdam edildiği Genel-İş Emek Araştırma Dairesinin yayınladığı raporda görüldü.1 2 milyon kadının asgari ücrete dahi erişemediği açığa çıktı. 2025 yılında yaşanan iş cinayetlerinde 138 kadın, 94 de çocuğun katledildiği İSİG Meclisi verileriyle ortaya kondu.2 Kadın yoksulluğu artarak devam ederken cezasızlık politikası da sürdürülmeye devam etti; beraberindeki infaz düzenlemesiyle birçok taciz ve istismar suçlusu da serbest bırakıldı. Kadına yönelik şiddeti önlemek bir tarafa, yıl boyu yaşanan kadın cinayetleri göz göre göre yaşandı; Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2025 yılında 294 kadının erkek şiddetiyle katledildiğini, 297 kadının ise şüpheli biçimde ölü bulunduğunu açıkladı.3
Yukarıda bir çırpıda ifade edilmeye çalışılan can yakıcı gerçekliğin karşısında, kadınların dayanışması da örgütlülüğü de mücadelesi de artarak devam etti; 2025 yılını kadınlar “direniş yılı” ilan etti.
Kadınlar, altı yıldır kayıp olan Gülistan Doku’nun, şüpheli bir şekilde ölü bulunan Rojin Kabaiş’in, eski polis memuru tarafından vahşice katledilen Ayşe Tokyaz’ın ve katledilen, şiddetin farklı biçimlerine maruz kalan yüzlerce kadının davasını, adalet mücadelesini sürdürdü; erkek-devlet şiddetine, militarizme, savaş politikalarına karşı eşit ve özgür bir yaşam için, barışın toplumsallaşması mücadelesini yürütmek için Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’ni kurdu; 1 Eylül’de barış için, 5 Ekim’de Filistin’de yaşanan soykırıma karşı itirazı büyütmek için kadınlar alanlardaydı; 8 Mart, 25 Kasım başta olmak üzere her zaman sokaklardan, meydanlardan, kampüslerden, iş yerlerinden mücadeleyi kesintisiz büyüttü; Kadın Cinayetlerine Karşı Feministler Kampanya Grubu, Medeni Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz Kampanya Grubu üzerinden kadın cinayetlerine karşı mücadele etmek ve kadınların kazanılmış haklarına sahip çıkmak için bütünleşik bir hat oluşturdu; varlık mücadelesi her mevzide büyütüldü. Bu büyüklük çok büyük oldu, birlik oldu; kadınlar hiç vazgeçmedi!

Kadınlar eşit bir yaşamı inşa etmek için iş yerlerinden de sesini yükseltti. DİSK Kadın Komisyonu, “Yaşamı Durdurmak için Kadınlar Greve” diyerek 7 Mart’ta kadınları bir günlük greve çağırdı. Petrol- İş sendikasında örgütlü Temel Conta işçileri, sendikal hakları ve insanca yaşam talebiyle 400 günü aşkın süredir direnişe devam ediyor; Portakal Plastik işçilerinin sefalet ücretine karşı direnişleri kazanımla sonuçlandı; Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlü Chinatool Otomotiv’de kadın işçilerin öncülüğünde sadece ücret değil, sendikalaşma ve emek mücadelesi sürdürüldü, ücret ve sosyal haklar konusunda kazanımlar sağlandı; Smart Solar’da sıfır zam dayatmasına karşı kadınlar emeği ve hakkı için kavgayı büyütmeye devam ediyor; Kaynak Teknik işçileri kötü çalışma koşullarına karşı greve çıktı ve ilk toplu sözleşmelerini mücadeleyle kazandı; TEKSİF sendikasında örgütlü TKIS Blinds işçileri direnişini 230 gün boyunca çadırda sürdürdü, mücadeleleri hâlâ devam ediyor; BirTek-Sen’de örgütlü Şık Makas işçileri ücret hakları için, emeği ve onuru için eylemlerine kararlılıkla devam ediyor4; Koop-İş sendikasında örgütlü Swatch Group işçileri 16 mağazada greve çıktı mağazalardan büyüyen örgütlü mücadele kazanımla sonuçlandı; Tek Gıda-İş sendikasının örgütlü olduğu Sunel, Oryantal Tütün Paketleme (OTP) ve TTL tütün fabrikasındaki işçiler grevlere çıktı, talep edilen zam oranlarının yapılmasıyla kazanımla sonuçlandı; BTO-SEN’de örgütlü Queen Flowers işçileri, işten çıkarılma, sendikalaşma hakkının engellenmesi, mobbinge ve tacize karşı direnişe geçti, işten atılmalara karşı açtıkları dava sürüyor.5 Kadınlar, Gebze’den Tokat’a, İzmir’den Dersim’e kadar, fabrikalarda, atölyelerde, plazalarda bulunduğu her yerde emeği, hakkı ve güvenceli bir iş yaşamı için direnişi büyüttü; mücadele ateşini yaktı, grev çadırını kurdu, üretimden gelen gücünü örgütlü bir biçimde ortaya koymaktan hiç vazgeçmedi, örgütlülük büyüdü, mücadele sürdü, kadınlar direnerek kazandı.
2026 yılının, sendika üyesi kadınların mücadeleye daha fazla omuz vermesi gereken yılların yapıtaşlarını döşeyecek bir yıl olmasının gerekliliğini sahiplenen bizler, ortaya koyacağımız iradenin ve mücadelenin önemli olduğunu biliyoruz; taleplerimizi iş yerlerinden, sokaklardan, meydanlardan, yaşamın her alanından ifade etmenin ve bunun mücadelesini yürütmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Bu sorumluluğun ilk adımı olarak bir yazı dizisi biçiminde emekçi kadınların taleplerinin altını çizmeyi bir ihtiyaç ve sorumluluk olarak görüyoruz. Bu taleplerin örgütlü mücadelesini yazılı, çizili, sözlü ve fiili bir biçimde sürdürmeyi bir zorunluluk olarak görüyoruz. Toplantılar ve forumlar başta olmak üzere ortak tartışma zeminlerini yaratmanın, kolektif düşüncenin ve buradan çıkan eğilimle sonuca ulaşmanın örgütlülüğü büyütecek bir unsur olacağını düşünüyoruz. Sadece bizimle sınırlı kalmayan, başta emek örgütlerinde yer alan geniş bir bileşimle ortak mücadeleyi büyütmenin hayati bir öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.
Kadınların çalışma yaşamına dahil olamama konusunda toplumsal cinsiyet rollerinin büyük etkisi var; öyle ki bugün işgücü piyasasında yer alamayan milyonlarca kadın, çocuk baktığı için iş dahi arayamadıklarını ifade ediyor. Kadınların, daha işe alım süreçlerinde ayrımcı muameleye maruz kaldığı, emeğinin değersiz görülerek düşük ücretlendirildiği, “kadın işi” olarak görülen, “makbul” alanlarda istihdam edilmeye çalışıldığı, uğradığı ayrımcılık ve eşitsizlik karşısında varlık kavgası verdiği, işgücüne dahil olduğunda güvencesizlik kıskacında eş değer işe eşit ücret almadığı, kâh yarı zamanlı kâh uzaktan çalıştığı ve esnekliği, kuralsızlığı dayatan çalışma biçimlerine razı gelmek durumunda kaldığı ve bunun derinleşerek sürdüğü bir süreci yaşıyoruz. Tam da bu sebeple başta kapitalist üretimin bize dayattığı, norm haline gelmiş taşeron çalışma, belirli süreli çalışma, uzaktan ve yarı zamanlı çalışma gibi çalışma biçimlerinin karşısında durmak gerekir. Kadınların güvenceli, tam zamanlı istihdama katılmasının olanaklarının yaratılması için toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren her türlü pratiğe karşı da mücadele etmek bir zorunluluktur. Bakım emeğinin kadınların omzundan alınarak toplumsallaşması; kamusal, ücretsiz, nitelikli, bilimsel kreşlerin açılması gerekir. Kadınların, eşit, güvenli ve şiddetsiz bir iş ortamında çalışmasının koşullarının yaratılması gerekir.
Bizler, çalıştığımız inşaatlarda; şantiye ve ofislerde, daha işe alım süreçlerinden başlayan bir ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Şantiyelerde, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde kaynaklı olarak kadınların çalışamayacağına dair ataerkil koşullar hâlâ devam ediyor. Erkek cinsiyetlendirilmiş bu alanlarda kadın çalışan sayısı oldukça az, bir de iş ilanlarında “erkek” olma kriteri getirilince, ayrımcı pratiklere istihdama katılım noktasından başlayarak maruz kalıyoruz. İş başvuru yapabildiğimiz ve işe kabul edildiğimiz durumda ise, aynı işi yaptığımız meslektaşlarımızla eş değerde işe eşit ücret alamıyoruz, görev tanımımız belirli alanlarla sınırlı tutuluyor. Şantiyelerin kurulumu, konumu, erişim ve güvenli dolaşım konusu ise en büyük sorunlarımızdan biri olmaya devam ediyor. Bugün kadınların, şantiyelerde hijyen alanlarına ulaşmasının “lüks” olduğu bir çalışma yaşamının içindeyiz. Fiziksel koşullar, kötü çalışma ortamı, güvencesizlik, norm haline “getirilmiş” erkek egemen yapı, rahatsız edici davranışlar ve sözler, ayrımcı pratikler ile birleşince biz kadınların üretimin içinde kalması oldukça zorlaşıyor. Bu yazı dizisinin devamında bu konuları detaylıca ele alıp görünür kılmanın, hep birlikte itiraz geliştirmenin, dayanışmayı büyütmenin bizi ileriye taşıyacağını biliyoruz.

Yıllardır kadınların, hakları ve emekleri için sürdürdüğü mücadelenin daha ileriye taşınması için örgütlü gücümüzü büyütmemiz ve taleplerimizi her mevziden dillendirmemiz, direniş cephesini genişleterek yol almamız gerekiyor. Bunu yaratmanın bir yolu da sendikalarda kadın örgütlülüğünü büyütmekten geçiyor. Dev Yapı-İş Kadın Meclisi, bu kararlılığı sahiplenerek inşaatlardan, şantiye ve ofislerden bu süreci örmeye çalışmanın yollarını düşünmeye, tartışmaya ve örgütlenmeye çalışmaktadır. Bu yazı dizisi de bu arayışın ilk adımlarından biridir. Biz, kadınların eşit ve özgür bir yaşama kavuşabilmesinin nesnel koşullarının sınıf örgütlenmesi, öznel koşullarının ise kadın örgütlenmesi yoluyla sağlanabileceğini; kadınların çifte sömürüden kurtulmasının yolunun, ataerkil kapitalist düzenin çarklarının dişlilerini kırmaktan geçtiğini biliyoruz.
Buradan da tüm emekçi kadınlara bir çağrıda bulunuyoruz: Siz olmazsanız bir kişi eksiğiz; sen olmazsan bir kişi eksiğiz! Bulunduğunuz iş kolundaki ilerici sendikaya üye olun, örgütlü mücadeleyi emek cephesinden hep birlikte büyütelim!
Örgütlü ol, güçlü ol!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Fotoğraflar: Elif Karçık
Dipnotlar:
Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Seda Bedestenci Yegâne
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖