Background

Vitrindeki Feminizmin Parıltısı

Kapitalizmin ve ataerkinin acımasız çarklarında sıkışan, nefessiz kalan milyonlarca insanız. Yanlış duymadınız; bir avuç insan değil, milyonlarca insanız. Buna rağmen yan yana gelmekten korkan, elindeki çapsız ve işlevsiz işleri gözünde büyüten, emeğini satarken kendi değerini unutanlardan oluşan bir tabloyla karşı karşıyayız. Sermayenin iki dudağı arasından çıkacak bir sözle korku deryasında yüzen bizler için sanki yolun sonu görünüyor gibi.

Neoliberal saldırılarla birlikte giderek kabuğuna çekilen işçi sınıfı, yaptığı işe göre kendi içinde de ayrışıyor. “Beyaz yaka” olarak tabir edilen kesim, kendisine sağlanan bazı imkânların onu sınıf atlatmış gibi gösterdiğine inanıyor. Havalı ofislerde, şık masalarda çalışırken; aslında hiç yapamayacağı tatillerin, gidemeyeceği restoranların, çocuğunu gönderemeyeceği “özel” okulların hayalini kuruyor. Ya da kısıtlı geliriyle bazı hayallerini gerçekleştirdiğini sanırken, her geçen gün borç batağına daha da saplandığı gerçeğiyle yüzleş(e)miyor.

Oysa “krallar” ve “kraliçeler” gibi yaşama hayali kuranların gerçek kurtuluşu; gelir dağılımının adaletli olduğu, sosyal politikaların geliştirildiği, kadını toplumsal yeniden üretim yükü altında ezmeyen ve gerçek sendikaların varlığıyla patronların karşısında güçlü bir işçi sınıfının bulunduğu bir dünyadan geçiyor. Hayalini kurduğumuz bu dünya için verilen öncü mücadelelerin başında ise kadın mücadelesi geliyor. Kurtuluş feminizmde; fakat nasıl ve hangi feminizm?

Her sene 8 Mart yaklaşırken çekilen, sözde kadın mücadelesini öven reklamlara hepimiz şahit oluyoruz. Birçok kadının bam telini titreten, “yalnız değilsin” hissi yaratan bu sahte ve liberal özgürlük satan reklamların sayısı her geçen yıl artıyor.

Şişecam’ın 8 Mart reklamında1, kadının ağır işlerde çalışamayacağını ya da üst düzey pozisyonlara gelemeyeceğini söyleyenlere inat; kadınların tam tersine bu alanlarda var olabildiğinden ve ilgili kurumun bunu desteklediğinden söz ediliyor. Oysa şirketin faaliyet raporu incelendiğinde (üstelik şirketin iştigal alanı ağır işçilik gerektiriyor) kadınların toplam çalışan sayısının ancak dörtte biri oranında istihdam edildiği görülüyor.

Fiba Grup-Fiba Banka’nın 8 Mart reklamında2 ise kadın ve erkeğin zihin yüklerinin ne kadar farklı olduğundan bahsediliyor. Ancak bu anlatının arkasında, özellikle bankacılık sektöründe kadın çalışanların nasıl sömürüldüğü gerçeği gizleniyor. Uzun mesailer, üst düzey yöneticilerin mobbingleri ve bazen gece dahi çevrim içi olma beklentisiyle kadınlar adeta köle gibi çalıştırılıyor. Bunun yanı sıra yönetim kademelerinde erkek yöneticilerin ağırlıklı olması da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Fakat şunu belirtmekte fayda var: Bazı üst düzey kadın yöneticilerin ve liderlerin feminizm adı altında bize anlatmaya çalıştıkları şey aslında sınıf uçurumunu daha da büyüten bir anlayışa işaret ediyor. Bahsettiğimiz kadın yöneticilerin kendi “ayrıcalıklı” sınıflarına hizmet ettiklerini söyleyebiliriz. Reklamlarda bu ayrıcalıklı sınıfa dahil yöneticilerin desteklenmesi de aslında bize liberal feminizmi tarif ediyor.

Liberal feministler kadın–erkek eşitsizliğini çoğunlukla eğitim, haklar, yasalar ve toplumsal önyargılar üzerinden okur. Eşit haklar ve fırsat eşitliğini merkeze alırken, bu yaklaşımın toplumsal ve sınıfsal eşitsizlikleri yeterince hesaba katmadığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Bu nedenle her kadının eşit koşullarda yaşaması meselesi çoğu zaman arka planda kalabilmektedir. Ayrıcalıklı konumda bulunan kadınların deneyimleri ve başarıları daha görünür hale gelirken, farklı sınıfsal konumlarda bulunan kadınların yaşadığı eşitsizlikler aynı ölçüde merkeze alınmamaktadır.

Her ne kadar liberal feminizmin kadınların oy hakkı, eğitim ve çalışma hayatına katılımı gibi tarihsel kazanımların elde edilmesinde önemli bir rolü olsa da günümüz dünyasında bu yaklaşımın farklı biçimlerde karşımıza çıktığını görmek mümkündür. Baskıyı uygulayan özne erkek değil de kadın olduğunda, yani iktidar ve baskı unsurunun öznesi değiştiğinde, ortaya çıkan tablonun kendiliğinden eşitlik ürettiğini söylemek güçtür. Kadınların siyasette ve şirketlerde daha fazla temsil edilmesi tek başına bir eşitlik göstergesi, yani toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayan bir unsur değildir. İktidar ilişkileri sorgulanmadığında öznenin kadın olarak değişmesi, ezen–ezilen ilişkileri açısından belirleyici bir fark yaratmayabilir. Eşitsizliği üreten yapılar dönüşmediği sürece, bu sistem kimin elinde olursa olsun baskı üretmeye devam edecektir.

Vahşi kapitalizm insan yaşamını giderek zorlaştırırken, en basit ve en liberal girişimler bile bir özgürlük ve eşitlik mücadelesinin parçası hâline gelebiliyor. Türkiye’de bunun sayısız örneği söz konusudur. Liberal feminizm, imtiyazlı bir azınlık ile kadınların geri kalanı arasındaki sınıfsal mesafeyi derinleştirerek yalnızca belirli bir zümrenin taleplerine odaklanmaktadır. Mücadeleyi dar bir alana hapseden ve yüzeysel bir eşitlik söylemine sığınan bu yaklaşım, günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Hakiki bir eşitlikten söz edebilmek için sembolik isimlerin yönetim kademelerinde yer alması yeterli değildir; asıl hedef, milyonlarca kadının maruz kaldığı ekonomik ve sosyal sömürünün ortadan kaldırılması olmalıdır. Toplumun büyük çoğunluğunu temsil eden bizler, yani yüzde 99, bu kısıtlı azınlıktan çok daha geniş ve kapsayıcı bir güce sahibiz.

Kadınlar son 10 yılda artan baskıların etkisiyle 8 Mart’ı daha çok kitleselleştiren grevler ve eylemler yaptı. Patriyarkanın korktuğu kadın dayanışmasını güçlü bir şekilde yeniden ortaya koyan kadınlar, potansiyellerini tekrar hatırlattı. Yeni feminist dalga bize gösteriyor ki kadınlar emeğin tanımını yeniden yapıyor. Ücretli emeğin yanı sıra ücretsiz emeğin de ön plana çıkarıldığı ve yeniden üretim sürecinin daha çok tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu hareket, kapitalizmin yok saydığı ev içi emeği görünür kılıyor.

Yazımı %99 için Feminizm: Bir Manifesto kitabındaki şu cümlelerle bitirmek istiyorum:

“%99 için feminizm, sınıf mücadelesini ve kurumsallaşmış ırkçılığa karşı savaşmayı benimsiyor. İşçi sınıfının her kesiminden kadınların kaygılarını merkezine alıyor: ister ırkçılık mağduru, göçmen ya da beyaz; ister cis, trans ya da ikili toplumsal cinsiyet kodlarına uymayan; ister ev emekçisi ya da seks işçisi; ister saat başına, haftalık, aylık ücret alsın ya da almasın; ister işsiz veya prekarya; ister genç ya da yaşlı olsun. Enternasyonalizme sadık bir feminizm, emperyalizme ve savaşa kesinlikle karşı durur. %99 için feminizm yalnızca neoliberalizme değil, aynı zamanda kapitalizme de karşıdır.”3

Feminist hareket savaşa karşı dururken emek, ekoloji ve hayvan hareketleriyle kesiştiği noktada etkisini arttıracaktır. Tek başına yürütülen bir mücadele alanı sınırlı kalır. Hareketin damarlarını besleyen diğer toplumsal mücadeleler, feminist mücadelenin de gücünü arttıracaktır. Kısacası, sosyalist feminist kadın mücadelesinin öncülüğünde kapitalizmin duvarlarını yıkmak mümkün olacaktır.

Kullanılan görselin kaynağı: https://scalawagmagazine.org/2025/07/liberal-feminism-will-never-liberate-us/

Dipnotlar:

  1. Şişecam 8 Mart Reklamı: https://www.youtube.com/watch?v=xudqydw7JlY
    ↩︎
  2. Fiba Grup / Fiba Banka 8 Mart Reklamı:
    https://www.instagram.com/reel/DVgZiCLgsT0/

    ↩︎
  3. Arruzza, Cinzia; Bhattacharya, Tithi; Fraser, Nancy – %99 için Feminizm: Bir Manifesto ↩︎
Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Seher Yıldırım

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: kadinvardiyasi@gmail.com

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation