Serbest Kürsü Kübra Evliyaoğlu 18 Mart 2025
Bir kadının yaşadığı şiddet, yalnızca bedensel değil, aynı zamanda ruhsal ve toplumsal bir travmaya dönüşür. Şiddet, bir kadının yaşadığı acı kadar, toplumun ona yüklediği utanç ile de şekillenir. Toplum, şiddet gören kadını yalnızca bir mağdur olarak değil, aynı zamanda suçlu olarak görür. O kadının suçu, yaşadığı acıyı gizlememek ve ona eşlik eden utancı seslendirmektir. İşte bu noktada, şiddet gören kadına dair inşa edilen anlatı, bir “utanç toplumu” yaratır. Ben buna “utanç toplumu” diyorum. Bu toplum, şiddet görmüş kadınları yalnızca dışlamakla kalmaz, onları kendi acılarını, travmalarını gizlemeye zorlar.
Kadın, şiddet gördükçe, toplumda bir yok oluşa sürüklenir. Bir zamanlar güvendiği kişiler, ona yardım etmez; eleştiriler, yargılamalar ve değersizleştirmelerle karşılaşır. Şiddet gören kadın, ne kadar yardım ararsa arasın, her seferinde karşısına çıkan utandırma algısı nedeniyle bir adım daha geri gider. Şiddet gördüğü için ayıplanan, dışlanan, saygı duyulmayan bir kadını görmek, çoğu zaman toplumsal yapıyı güçlendiren bir hastalık halini alır. Kendi acısını açığa çıkaran bir kadını gören başka bir kadın, bu utançtan korunmak için sesini çıkaramaz. Çünkü şiddet görmek, toplumsal normların dışına çıkmayı, yargılanmayı ve dışlanmayı beraberinde getirir. Kadınlar, şiddetlerini seslendiremedikçe, utancın zincirine takılır ve gizlemeye başlarlar.
Bu utandırma şiddeti sadece toplumsal yapılarla sınırlı kalmaz. Ne yazık ki, bu anlayış bazı sosyalist ve feminist çizgideki gruplarda da sıkça karşılaşılan bir durumdur. Dayanışma adına, şiddet görmüş kadınlara yardım etmek adına yapılan müdahaleler bazen daha fazla güçsüzleştirici hale gelir. Kadın, bir grubun aidiyeti içinde, bir kimlik yüklemesiyle karşılaşır. Bu kimlik, onu yalnızca “şiddet görmüş” biri olarak etiketler ve içindeki özgürlüğü daha da daraltır. Dayanışma adı altında yapılan bu müdahaleler, kadına yapması gerekeni anlatma noktasına gelir. Bu noktada, kadın hem yaşadığı şiddeti gizlemek zorunda kalır, hem de kimlik dayatmalarına boyun eğmek zorunda bırakılır. Yani aslında, yardım bahanesiyle bir kez daha utandırılır.
Ama bir kadının yaşadığı şiddet, yalnızca o kadına ait değildir. O şiddet, toplumsal yapının bir yansımasıdır. Kadın, toplumsal yapının ona yüklediği utancı taşıdığı her an, şiddet sadece bedensel değil, ruhsal bir yıkım yaratır. Şiddet gören kadın, sadece dışlanmaz, aynı zamanda toplumsal baskılarla susmaya zorlanır. Her suskunluk, bir başka kadının da şiddetini gizlemesine sebep olur. Susarak bu travmalar derinleşir, birikerek daha da görünmeyen hale gelir.
Ve işte bu yaratılan utandırma şiddeti, kadını sadece susmaya zorlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumun kırılgan yapısını pekiştirir. Kadınlar susarken, toplumun eşitsizlikleri pekişir; her suskunluk bir kayıptır. Bu kayıp, sadece kadınların yaşadığı bir travma değil, toplumsal yapının içinde daha geniş bir çöküşün belirtisidir. Ancak, bu utandırma şiddeti bir gün kırılabilir. Kadınlar birbirlerine ses vererek, seslerini yükselterek, direnerek bu zinciri kırabilirler. Şiddet gören kadınlar, utançlarıyla baş etmek için birbirlerine güç verirler. Gerçek kadın dayanışması yalnızca kadınları değil, toplumun tamamını iyileştirebilir. Dayanışma, yalnızca kadınların acılarını değil, toplumsal eşitsizliği de yok eder. Gerçek bir dayanışma, önyargılardan, aidiyetlerden, ideolojilerden arınmış bir dayanışmadır. Bu dayanışma, kadınları özgürleştirirken, toplumun her kesiminde adaleti ve eşitliği inşa eder.
Bu nedenle, şiddet gören kadının acısı, yalnızca bir mağduriyet değil, bir toplumsal yaradır. Kadınlar, kendi travmalarını seslendirebildiklerinde, yalnızca kendilerine değil, aynı zamanda toplumun vicdanına ses olurlar. Her kadının sesi, başka bir kadının direnişi olur. Şiddet, ancak kadınların bir araya gelerek görünür kılacağı bir yaradır. Ve bu yarayı iyileştirecek olan, birbirlerinin acılarını duyabilen, birbirlerine ses verebilen kadınlardır. Suskunluk, yalnızca kadını değil, tüm toplumu yok eder. Kadınlar, seslerini çıkararak, bu utanç sarmalını kırabilir ve bir yeniden doğuş başlatabilirler.
Editör: Ebru Pektaş
Düzelti: Ebru Pektaş
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Sinem Yıldız
Seslendirme: Hâle Çağlayan
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖