Serbest Kürsü Ezgi Yenisöz 18 Mart 2025
Bize yıllardır aynı masalı anlatıyorlar: “Annelik, kadının en yüce görevidir.” Hayır! Annelik, patriyarkal düzenin kadınları eve kapatarak görünmez emeğe mahkûm etmesinin en büyük araçlarından biridir. Kadınlara, çocuk doğurmanın “doğal” bir içgüdü olduğu öğretilirken, çocuk bakımının ve ev içi emeğin de yalnızca onların sorumluluğunda olduğu dayatılıyor. Annelik, sevgiyle özdeşleştirilerek yüceltilirken, gerçekte kadınları toplumsal yaşamdan dışlayan, ekonomik bağımsızlıklarını ellerinden alan, onları sessiz ve sömürülmeye açık hale getiren bir sistem olarak işliyor. Kadınların anneliği seçip seçmeme hakkı bile tartışılırken, anneliği kutsamak şöyle dursun, onun nasıl bir tahakküm aracı olarak kullanıldığını görmek zorundayız.
Bakım Emeği: Kadınların Omzuna Yüklenen Görünmez Kölelik
Ev işleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, duygusal emek… Kadınlar her gün saatlerce bu işleri yapıyor ve hiçbir karşılık almıyor. Dünyada karşılıksız emeğin %75’ini kadınlar üstlenirken, erkekler yalnızca 30 dakika ila 2 saat arasında bakım emeğine zaman ayırıyor.1 Peki bu işlerin ekonomik değeri neden yok? Çünkü bu düzen, kadınları tamamen karşılıksız bir hizmet ordusu olarak görüyor. “Anne olmak her şeye değer” diyorlar ya, işte o “her şey” dedikleri şey, kadının kendi hayatı, kendi hayalleri, kendi özgürlüğü!
Peki, babalar? Onların işi çocuk sahibi olmak, çocuk büyütmek değil. Onların görevi eve para getirmek, arada çocukları sevip “iyi baba” rolüne bürünmek. Ama kadınlar? Onlar için yeterince “iyi anne” olmak diye bir şey yok. Ne kadar verirsen ver, hep daha fazlası istenir. Daha çok ilgilen, daha çok fedakârlık yap, daha çok kendini yok et!
Annelik ve Suçluluk: Kadınlar Üzerindeki Büyük Baskı
Rodsky’nin erkeklere sorduğu soru bunu net biçimde ortaya koyuyor: “Bir iş gezisini bir gün uzatsan, eve geç dönsen kendini suçlu hisseder miydin?” Erkekler şaşırıyor: “Özlerdim ama neden suçlu hissedeyim ki?” Aynı soru kadınlara sorulduğunda ise cevap hep aynı: “Evet, çok kötü hissederdim.”
Kadınlara doğdukları andan itibaren suçluluk pompalanıyor. İşe giderler; çocuklarını bırakmak zorunda kaldıkları için suçluluk duyarlar. Evde kalırlar; ekonomik özgürlüklerini kaybettikleri için suçluluk duyarlar. Kendilerine bir gün ayırmak isterler; bencil oldukları söylenir. Kadınların, toplumun dayattığı annelik mitine uymaktan başka şansı kalmıyor.
Harriet Lerner’in dediği gibi: “Bana suçlu hissetmeyen bir kadın gösterin, size bir erkek göstereyim.”2 Çünkü bu sistem, kadınların suçluluk duygusuyla itaat etmesini istiyor. Onlara “senin önceliğin çocuğun” denirken, erkeklere “senin önceliğin kariyerin” deniyor. Bu düzenin anneliği kutsallaştırması, kadınları sessiz, fedakâr, tükenmiş ve bağımlı bırakmak içindir.
Ben Anneliğin Esiri Değilim!
Çocuklarımı seviyorum. Hem de her şeyden çok! Kokularını içime çekmeyi, ellerimi avuçlarının içinde hissetmeyi, gözlerindeki o sınırsız sevgiyi seviyorum. Onlarla kahkahalar atmayı, dünyayı yeniden keşfetmeyi, bana sarıldıklarında hayatın tüm yükünü unutmayı seviyorum ama bu, onların annesi olmanın benim tek varoluş sebebim olduğu anlamına gelmiyor.
Ben bu düzenin annelik diye kodladığı esareti kabul etmiyorum!
Özgürlük Mücadelesi: Suçluluğa Rağmen Var Olmak
Kadınlar artık bu oyunu bozmak zorunda. Bu sistemin dayattığı “fedakâr anne” yalanını yıkmadan özgürlük gelmeyecek. Anneliği kutsal değil, toplumsal bir dayatma olarak görmek zorundayız. Patriyarkal kapitalist sitemin devamlılığı için bir dayatmaya dönüştürüldüğünün ve bunun “kutsallıkla” bezendiğinin farkında olmak zorundayız. Kadınlar kendi hayatlarını yaşama hakkına sahiptir ve bu hakkı kullanırken suçluluk duymamalıdır.
Evet, bu düzen kadınların annelik dışında var olmasını istemiyor. Ama biz var olacağız. Suçluluk duymadan, fedakârlık baskısına boyun eğmeden, sadece bir anne olarak değil, bir insan olarak yaşam hakkımızı savunacağız.
Bu düzen, kadınları anneliğin görünmez emeğiyle ezmeye devam ettikçe, bizden “sessiz fedakârlıklar” bekledikçe, ben her gün isyan edeceğim.
Çünkü annelik kutsal değil, kadınları susturmak için kullanılan bir zincirdir. Ve o zincirleri kırmanın zamanı geldi!
Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Sinem Yıldız
Seslendirme: Filiz Kılıç
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖