Background

Kapsayıcı Bir Sınıf Mücadelesini Mümkün Kılmak

İşçi sınıfı, sol söylemde çoğu zaman yekpare bir özne olarak ele alınır. Bu özne, cinsiyetsiz, cinselliksiz ve bedeninden arındırılmıştır. Ücretli emek denildiğinde akla gelen figür çoğu zaman heteroseksüel, cisgender, ailesi olan ve özel hayatı siyasetin dışında kalan “nötr” bir çalışan imgesidir. Oysa işçi, yalnızca mavi tulumlu bir fabrika işçisinden ibaret değildir; plazalarda, ofislerde, atölyelerde, çağrı merkezlerinde, hastanelerde ve hizmet sektöründe çalışan herkes bu sınıfın parçasıdır. Bu kurgu, sınıfı bir mücadele öznesi olarak yüceltirken, sınıfın içindeki eşitsizlikleri, hiyerarşileri ve tahakküm ilişkilerini görünmez kılar. Sınıf, üretim sürecindeki konumla sınırlı bir soyutlama olarak var olmaz. Bedenlerle, arzularla, korkularla ve bastırılmış kimliklerle birlikte var olur.

LGBTİ+ işçiler için emek süreci, yalnızca patronun sömürüsüne maruz kalmak anlamına gelmez. Aynı zamanda heteroseksüel ve cisgender normların mutlak kabul gördüğü bir alanda var olmaya çalışmak demektir. İşyerleri, sermaye ilişkilerinin yeniden üretildiği; emek gücünün disipline edildiği, bedenlerin denetlendiği ve hangi yaşamların sisteme uyumlu sayılacağının belirlendiği sınıfsal iktidar alanlarıdır. Kimin “uyumlu” olduğu, kimin “problem çıkardığı”, kimin gözden çıkarılabilir olduğu; sınıfsal olduğu kadar cinsiyetlendirilmiş ve cinsellik üzerinden kurulan ölçütlerle belirlenir. Bu nedenle LGBTİ+ işçiler için çalışmak, çoğu zaman susmak, saklanmak ve kendini inkâr etmekle eş anlamlıdır.

Sınıf mücadelesi tartışmalarında sıkça başvurulan “önce ekmek” söylemi, bu gerçekliği perdeleyen güçlü bir ideolojik işleve sahiptir. Bu söylem genellikle tanıdık cümlelerle kurulur: “Şimdi sırası mı?”, “önce sınıf mücadelesi”, “işçinin cinsel yönelimiyle değil ekmeğiyle ilgileniyoruz”, “bu tartışmalar mücadeleyi böler.” Heteroseksüel ve cisgender işçi deneyimi evrensel kabul edilir; bunun dışına düşen her talep, tali, lüks ya da zamansız ilan edilir. Sonuçta sınıf siyaseti, eşitsizlikleri hedef alan bir mücadele hattı kurmak yerine, normatif bir işçi figürünü yeniden üreten dar bir alana hapsolur. Bu dil, sınıfı birleştirme iddiasıyla konuşurken, sınıfın içindeki tahakküm ilişkilerini dokunulmaz kılar. Oysa ekmeğe erişimin kendisi, herkes için eşit değildir. Kimin işe alınacağı, kimin işten ilk çıkarılacağı, kimin “uyumsuz” ilan edileceği; yalnızca üretkenlik ya da performansla değil, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimle de yakından ilişkilidir. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın araştırmaları, LGBTİ+’ların özellikle güvencesiz ve düşük ücretli işlerde kimliklerini gizlemek zorunda kaldığını; açılmanın ise mobbing, dışlanma ve işten çıkarılma riskini ciddi biçimde artırdığını ortaya koymaktadır.1

Tam da bu noktada Sherry Wolf’ün Cinsellik ve Sosyalizm’de geliştirdiği perspektif, tartışmanın yönünü değiştiren bir yerden konuşur. Wolf, cinselliğin ve aile biçimlerinin tarihsel olarak kapitalist üretim ilişkileriyle birlikte kurulduğunu vurgular.

Heteroseksüellik, doğallık atfedilen bir gerçeklikten ziyade, belirli ekonomik ve toplumsal koşullar içinde örgütlenen tarihsel bir ilişkiler bütünüdür. Çekirdek aile, kültürel bir form olmanın ötesinde, işgücünün yeniden üretimini güvence altına alan maddi bir düzenek olarak işlev görür. Bu bağlamda işyerlerinde kurulan heteronormatif yapı, bireysel önyargıların toplamından çok, kapitalist sistemin devamlılığını sağlayan yapısal bir mekanizma olarak işler.

LGBTİ+’ları işçi sınıfının dışında, ona sonradan eklemlenen bir “kimlik grubu” olarak ele almak, bu yapısal bağı koparmak anlamına gelir. Bu yaklaşım, sınıfı heteroseksüel ve cisgender bir norm üzerinden yeniden kurar. Sherry Wolf’ün açıkça karşı çıktığı da tam olarak budur: LGBTİ+’lar, işçi sınıfının içinden gelen; güvencesizliğin ve kırılganlığın en yoğun yaşandığı emek alanlarında konumlanan kesimlerdir. Heteronormatif düzen, LGBTİ+’ları dışlarken cisgender ve heteroseksüel işçileri normun taşıyıcısı ve bekçisi konumuna yerleştirir. “Normal” olanın sınırları, işyerinde dayanışmayı büyüten bir hat kurmak yerine denetim üreten bir işleve bürünür. Bu konum, cis-hetero işçiye sembolik ayrıcalıklar sunar; sınıf içi dayanışmayı aşındırır ve ortak sömürü deneyiminin üzerini örter. Böylece heteronormativite, sermaye açısından kültürel bir çerçevenin ötesinde, sınıfın parçalanmasını mümkün kılan etkili bir yönetim aracına dönüşür. Türkiye’de Kaos GL’nin istihdam raporları, LGBTİ+’ların işe alım süreçlerinde sistematik biçimde elendiğini; işyerinde açıldıklarında ise mobbing, psikolojik şiddet ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kaldıklarını belgelemektedir.2

Kimlik siyaseti tam da bu noktada sınırlı ve sorunlu bir çerçeve sunar. LGBTİ+’ların yaşadığı baskıyı yalnızca tanınma, temsil ya da görünürlük meselesine indirgemek; eşitsizliği üreten sınıfsal ilişkileri görünmez kılar. Wolf’ün eleştirisi burada nettir:
özgürlük, birkaç kapsayıcı politika ya da sembolik temsil artışıyla sağlanamaz. Asıl mesele, insanların yaşamlarını sürdürme koşullarının köklü biçimde dönüşmesidir. İşyerinde “çeşitlilik” söylemi benimsenirken, güvencesizlik ve sömürü aynı hızla devam ediyorsa, ortada gerçek bir eşitlikten söz edilemez. Bu nedenle mesele, LGBTİ+’ların sınıf mücadelesine “eklenmesi” meselesinden çok, mücadelenin nasıl kurulduğunun baştan sorgulanmasını gerektirir. Sendikal örgütlenmeden işyeri komitelerine, toplu sözleşme süreçlerinden işyeri içi disiplin mekanizmalarına kadar her alanda heteronormatif varsayımların parçalanması, sınıf mücadelesinin maddi koşullarından biri olarak ortaya çıkar. LGBTİ+’ların güvenceli biçimde çalışamadığı, açılmanın işten atılma riski yarattığı işyerlerinde kurulan her örgütlenme, eşitsizliği yeniden üretir.

Bu körlüğün en ağır sonuçları, trans işçilerin deneyiminde somutlaşır. Translar için çalışma hakkı, çoğu zaman yalnızca kâğıt üzerinde vardır. İşe alım süreçlerinde elenmek, işyerinde açık olmanın doğrudan şiddet ve dışlanma riski yaratması, transları kayıtlı istihdamın dışına iter. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Transgender Europe (TGEU) tarafından yayımlanan araştırmalar, trans kadınların işgücü piyasasında en sistematik biçimde dışlanan gruplardan biri olduğunu; bu dışlanmanın süreklileşmiş yoksulluk ve güvencesizlik ürettiğini göstermektedir.3

İstihdamdan dışlanan trans işçiler için güvencesizlik bir istisna değil, kuraldır. Kayıt dışı çalışma, düşük ücretler ve sosyal güvenceden yoksunluk, yaşamın olağan koşullarına dönüşür. Trans kadınların seks işçiliğine itilmesi, bireysel bir tercih ya da “yaşam tarzı” meselesi değildir. TGEU ve çeşitli insan hakları raporları, bu yönelimin kapatılan iş alanlarının ve sistematik ayrımcılığın doğrudan sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.4 Bu gerçeklik, cinsiyet kimliği ile sınıfsal konum arasındaki bağı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.

Sınıf mücadelesi, kapsayıcılık iddialarıyla değil; kimi dışarıda bıraktığıyla ölçülür. LGBTİ+’ların işyerlerinde susmaya zorlandığı, trans işçilerin istihdamın dışına itildiği bir düzende kurulan her “birlik” söylemi, kurtuluş değil uyum üretir. Transların çalışamadığı, güvende olmadığı bir dünyada işçi sınıfının özgürlüğünün önünde ciddi bir engel bulunduğunu yadsımamak gerekir. Bu gerçekliği göz ardı etmek, eşitsizliğin başka bir ad altında sürmesine zemin hazırlar. Kurtuluş, kimliklerin tanınmasını aşan bir yerde; bu kimlikleri baskılayan maddi düzenin yıkımında başlar.

Dipnotlar:

  1. European Union Agency for Fundamental Rights (FRA), EU LGBT Survey II. ↩︎
  2. Kaos GL Derneği, LGBTİ+’ların İstihdamda Karşılaştığı Ayrımcılık raporları. ↩︎
  3. International Labour Organization (ILO) & Transgender Europe (TGEU), Inclusion of LGBTI people in the world of work. ↩︎
  4. Transgender Europe (TGEU), Trans Rights Europe & Central Asia Reports. ↩︎
Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Filiz Kılıç

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: kadinvardiyasi@gmail.com

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation