Serbest Kürsü Gülten Melek Çakmak 17 Mart 2025
Sosyal medyanın hayat pratiklerini etkileyip dönüştürdüğü bu çağda zamanla tüm bildiğimiz doğrular yanlışlanıyor. Gündelik yaşam üzerinde tesirini artıran sosyal medya, yeni popüler kavramlar yaratarak yaşamın her alanına sirayet ediyor.
Dijitalleşme ve sosyal medyanın etkisiyle aşk, romantik ilişki kavramları da son yılların popüler konuları arasında yerini almaya başladı. Bu popülerlik, aşk tanımına ve romantik ilişkilere yeni anlam ve ritüeller kazandırarak hayli değişime uğrattı ve bu dönüşümün süreceği de aşikâr. Aşk ve ilişki kavramlarının revaçta olmasıyla herkeste efsane bir “aşk hikayesi yaşamaya” ve parmakla gösterilen romantik ilişkiler kurmaya dair bir talep oluşuyor. Herkes “nasibinde varsa sevilmek” ve tutkulu aşklar yaşamak istiyor. İlişkilerle kafayı bozduk ve sabah akşam ilişki konuşuyoruz. “İdeal ilişki nasıl olmalı, sevgilin bunu yapmazsa eksik olur, böyle yaparsa ayrılır mısınız” gibi cümleleri duyma sıklığımız günden güne artıyor.
Tiktok ve Twitter’da bu kelimeleri arattığımızda da karşımıza binlerce içerik çıktığını görebiliriz. Herkesin aşk ve ilişkilere dair söyleyecek bir sözü, verecek bir tavsiyesi var. Fazla etkileşim alan bu içerikleri gören sosyal medya ünlüleri de bu kervana katıldı ve herkes bir anda “aşk doktoru” oldu. Büyük kitleleri olan bu ünlülerin verdiği tavsiyeler “erkek dans etmemeli”, “kadın hesap ödememeli”, “erkekler kadın, kadınlar erkek oldu” gibi sözlerle anasayfalarımızı domine etmeye başladı. Hal böyle olunca ilgilisi-ilgili olmayanıyla hepimiz bu içeriklere maruz kalır olduk.
Kişiler arasında kurulan bağların mutlak benzersiz yanları olabilir. Feminizm “kişisel olan politiktir” şiarı ile bu benzersizliğin içerisinde görünmeyen toplumsal örüntüleri aramayı ilke edinerek ilişkilerdeki toplumsal cinsiyet rollerini ifşa eder. Ancak yeni türeyen bu “aşk doktorlarının” verdiği tavsiyeler, bu ilkenin de oldukça uzağında, iki kişi arasında kurulan duygusal bağı yapaylaştırıyor. Romantik ilişki ve pratiklere dair verilen genelgeçer, karşılığı olmayan bu tavsiyeler ilişkilerin normları olma yolunda ilerliyor. Sevginin kıymetinden, kurulan romantik bağın benzersizliğinden kopup sanki savaş oyunu oynuyormuş gibi stratejilere yöneliyoruz. Romantik ilişki hayatımıza anlam katan kıymetinden sıyrılıp parçalarını birleştirmek zorunda olduğumuz bir yapboz haline geliyor. Bu, bahsedilen tavsiyeler kadının “cepte görünmemesini”, erkeğin “baskın” olmasını öğütleyerek zaman zaman değişen isimlerle halihazırda yüzyıllardır var olan toplumsal cinsiyet rollerini, yeni görünümler ve süslü cümlelerle yeniden üretiyor.
Bu kadar fazla konuşulunca tabii yeni kavramların da icat edilmesi kaçınılmaz! Lovebombing, ghastlighting, ghosting, situationship hayatımıza giren kavramlardan bazıları -şimdilik. Başta yadırgadığımız bu kavramlara zamanla alışıp sıkça kullanmaya başlıyoruz. Bu kavramlar, kadınlara ilişkideki problematik olabilecek şeylerin sinyalini verirken yaşadıkları pek çok durumu da tanımlama şansı sunuyor. Ancak bu kavram bulutu, tüm ilişki bağları ve pratiklerinin şeyleşmesini de beraberinde getiriyor. Çünkü artık her şeyin bir tanımı var: Flörtünüz size çok ilgi gösteriyorsa lovebombing yapıyor; mesajlarınıza cevap vermiyorsa ghostlanıyorsunuz; birlikte yemek yiyip-sevişip-vakit geçiriyor ama birbirinize sevgilim demiyorsanız hayırlı olsun, nur topu gibi bir situationshipiniz var demek. Bu yeni icat edilen kavram setinde, tıpkı tarif defteri gibi yaşadığınız tüm olayların, kurduğunuz tüm ilişkilerin bir tanımı var. Ama hiç merak etmeyin, bu dertlere derman olduğunu sanan bir sürü de aşk doktoru bulabilirsiniz. Hatta bu furya yalnızca bunlarla sınırlı da kalmıyor, gündelik hayatın ihtimaller denizinden bir durumu seçip “hadi tartışın” diyor. Mesela; sevgiliniz, eski sevgilisinin dayısının cenazesine giderse ondan ayrılıp ayrılmayacağınıza dair bir durumu tartışırken kendinizi buluyor, üstelik buna halihazırda verilmiş yanıtlara bile ulaşabiliyorsunuz.
Kapitalizmin bizi yakıcı bir yalnızlığa sürüklemesiyle kurtarıcı sandığımız bu ilişkiler için çabalarken aslında daha da yalnızlaşarak aşka da kendimize de yabancılaşıyoruz. Ezbere yazılıp çizilemeyecek olan romantik ilişkiler hakkında bu kadar fazla düşünmek ve normlar koymanın sonuçları bazı tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Sosyal medyada konuşulan ve koyulan bu kuralların gerçek hayatta bir karşılığı olmadığını, her ilişkinin kendine has dinamikleri olduğu gerçeğiyle karşılaşmak bizi içinden çıkılamaz bir cendereye sokarak günün sonunda kafa karışıklığıyla karşı karşıya bırakabilir.
İlişkiler üzerine düşünmek, konuşmak kıymetli olsa da her ilişkinin birbirinden farklı olduğunu bilerek, sosyal medya dayatmaları yerine kendi duygusal ihtiyaç ve ilişki anlayışımıza göre hareket etmek bizleri mutluluğa ulaştırabilir belki.
Herkesin “nasibindeki” aşkı yaşaması dileğiyle…
Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Sinem Yıldız
Seslendirme: Melike Çınar
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖