Background

Eğitimden Kopuş: Çocuk İşçilik ve Çocuk Yaşta Evlilik

Türkiye’de çocuk işçiliği ve çocuk yaşta evlilik, bazı ailelerin aldığı yanlış kararların veya kültürel alışkanlıkların bir sonucu değildir. Her geçen gün derinleşen yoksulluğun, özelleştirilen eğitimin ve ataerkil toplumsal yapının iç içe geçtiği bir düzenin sonucudur. Bugün çocuklar sistematik biçimde eğitimden koparılıp emek sömürüsüne ya da erken yaşta evliliğe mecbur bırakılmaktadır. Bu krizin başlangıç noktalarından biriyse giderek artan yoksulluktur.

Türkiye’de artan işsizlik, eriyen ücretler, sosyal desteklerin yetersizliği (veya hiç olmaması), milyonlarca ailenin hayatını sürekli bir geçim mücadelesine çevirmiştir. Koşullar bu iken, çocuklar artık tabiri caizse ya eve ekmek getirmesi gereken bir “emek gücü’’ ya da evlendirilerek evden eksilmesi gereken bir ‘’boğaz’’ olarak görülmeye başlanır.

Yoksulluk, çocukları okuldan kapı dışarı eder. Kamusal ve nitelikli eğitimin tasfiye edilmesi, yoksul çocukların eğitime erişememesine sebep olur. Servislerle okula güvenle gidip gelebilmenin, kırtasiye alışverişinin; bir kalem bir defter almanın ve çocuklara günde en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemeğin dahi sağlanmadığı bir eğitim sisteminde okul, masraf yaratan bir mekâna dönüşür ve geldiğimiz noktada eğitim ücretsiz sunulması gereken bir hak da değildir artık. Böylece sessizce ama bir bir okuldan koparılan çocuklar sistemin dışına itilir, sistemin kölesi haline gelmeleri için zemin hazırlanır.

Türkiye’de bugün çocuklara sunulan şey, giderek daha az eğitim olanağı ve giderek daha fazla sömürüdür. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), bu sömürü düzeninin en açık şekilde utanmadan, sıkılmadan kurumsallaştırılan bir uygulamasıdır. Devletin “meslek kazandırıyoruz” gibi tatlı yalanlarla meşrulaştırdığı, “aile ekonomisine katkı” söylemleriyle süsleyip paketlediği bu model, aslında çocuk emeğinin sistematik bir şekilde ucuz iş gücü olarak piyasaya sürülmesidir. “Eğitim”, çocuk sömürüsünü gizlemek için bir kılıf olarak kullanılır. Ancak geçtiğimiz sene içerisinde katledilen en az 91 çocuk “işçinin” kanının ellerinde olduğunu gizleyecek hiçbir kılıf yoktur.

MESEM, çocukların yedek emek ordusuna dahil edilmesine aracı olur. Çocuklar, okullarda olması gereken yaşta atölyelere, şantiyelere, işyerlerine sürülür; gerektiğinde çalıştırılacak, gerektiğinde kenara atılacak bir emek potansiyeli olarak görülür. Yaşları gereği kendini savunamaz, hak talep edemez, itiraz edemezler. Bu yüzden çocuklar, sermaye tarafından kontrol etmesi en kolay halkadır. Düzen her sıkıştığında patronların ihtiyacını karşılamak üzere bir yara bandı olarak devreye sokulur. Ekonomik daralmaların ve kriz dönemlerinin bedeli bu “yedekte” tutulan kitlelere ödetilir.

Kız çocukları için bu sömürü biraz daha görünmez bir biçimdedir. Eğitimden koparılan pek çok kız çocuğu, çalıştıkları fabrikalarda ve atölyelerde düşük ücretle, güvencesiz ve denetimsiz koşullarda çalışırken şiddete ve tacize maruz kalır. Üstelik bu insanlık dışı koşullar yalnızca özel sektörde karşımıza çıkmaz. Örneğin MESEM kapsamında TBMM’de staj yaparken tacize uğrayan kız çocuklarında karşımıza çıkar. Bu, çocukları, devletin en üst kurumlarında dahi korumayan sistemin, aslında kimleri koruduğunun, kimleri ise feda ettiğinin somut bir örneğidir.

Yoksul bir ailenin, eve artık “yük” olan ama ataerkil topluma göre çalışması makbul görülmeyen kız çocukları için sömürünün bir çeşidi daha vardır: Çocuk yaşta evlilik. Erken yaşta evlendirilen kız çocukları eğitimden tamamen koparılır, gelecekteki ekonomik bağımsızlıkları da ellerinden alınır. Henüz çocuk olmaları dolayısıyla, ortada gerçek bir rızadan söz etmek mümkün değildir. Yaşadıkları koşullar, aile baskısı ve toplumsal dayatmalar da buna izin vermez, üstelik başka bir seçenekleri de yoktur. Küçücük kız çocukları şiddet ve istismarla baş başa bırakılır. Bu istismar, bedenleri henüz gelişimini tamamlamamış çocukları ölüme kadar sürüklemektedir.

Çocuk yaşta evlilikler yedek emek ordusunun devamlılığını da garanti altına alır. Bu evliliklerle birlikte kız çocukları evin içine hapsedilir, evin tüm yükü omuzlarına yıkılır. Ev temizliği, yemek ve bakım gibi işler kız çocuklarına yaptırılır, henüz çocuk yaşta “anne olmaya” zorlanırlar. Bu küçük bedenler hem ucuz ve görünmez bir emeğe dönüştürülür hem de yoksulluk içinde büyüyen çocuklar yetiştirir. Böylelikle bu düzen, çocukların hayatını hiçe sayarak onların emeklerini ve bedenlerini deyim yerindeyse iliğine kadar sömürür; bu sömürüyü bir kuşaktan ötekine taşır ve kendini sürdürür.

Çalışmak zorunda bırakılan çocuklar gibi, erken yaşta evlendirilen kız çocukları da bu düzenin içinde yaşamını yitirir. Her iki durumda da çocukların emekleri, bedenleri hatta yaşamları gasp edilmektedir. Çocukların geleceği de hayatı da sermayenin ihtiyaçlarına ve devlet eliyle sürdürülen ataerkil düzenin dayatmalarına göre şekillenmektedir. Çocukların öldürülmediği, çalıştırılmadığı, evlendirilmediği; günde en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemeğe erişebildiği, nitelikli ve parasız eğitimin güvence altına alındığı bir toplumu kurmak ancak bu düzenin karşısına örgütlü bir mücadeleyle çıkıldığında mümkün olacaktır.

Tam da bu sebeple mücadelemizi büyütmek, dayanışmamızı güçlendirmek ve bu düzene karşı seyirci kalmayıp taraf olmak zorundayız!

Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Filiz Kılıç

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: kadinvardiyasi@gmail.com

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation