Background

Kadın, Yaşam, Özgürlük! Jin,Jiyan, Azadî!

Kadın olmak neden ölüm riski taşımak demek? Ve biz hâlâ sessiz miyiz?

Her gün dünya genelinde onlarca kadın, sadece kadın olduğu için öldürülüyor.

Biz biliyoruz: Kadınların öldürülmesi tesadüf değildir. Afganistan’da Taliban yasaklarıyla, İran’da devletin ölüm fermanlarıyla, Türkiye’de cezasızlık politikalarıyla kadınların yaşam hakkı hedef alınmaktadır. Erkek şiddeti dediğimiz şey, tek tek erkeklerin öfkesinden ibaret değil; onu besleyen bir düzenin, onu teşvik eden bir ideolojinin ve onu onaylayan bir devlet aklının ürünüdür.

Afganistan’da kız çocuklarının okula gitmesinin yasaklanması, İran’da Mahsa Amini “başörtüsü kurallarına uymadığı” için öldürülmesi, Türkiye’de kadınların boşanmak istedikleri için katledilmeleri, aynı patriyarkal düzenin farklı tezahürleridir.

Bize “namus” diye dayatılan şey, erkekliğin şiddetle korunmuş ayrıcalığıdır. Bize “gelenek” diye öğütlenen şey, kadınların itaat etmesi üzerine kurulmuş bir boyunduruktur. Ve biz biliyoruz ki; bu cinayetleri bireysel sapkınlık, cinnet ya da kıskançlık krizi diye açıklayan her söz, katillerin yanında saf tutmaktır.

Bu durum, devletlerin ve egemen ideolojilerin kadınların bedenini kontrol etme ve yaşam haklarını ihlal etme biçimidir. Afganistan’da kadınlar penceresiz evlere kapatılırken, Suudi Arabistan ve İran’da kadınlar “ahlak yasaları” adı altında öldürülmekte veya idama mahkûm edilmektedir.

Kadın cinayetleri küreseldir; çünkü patriyarka küreseldir. Afganistan’da sokak ortasında öldürülen kadın ile Türkiye’de evinde öldürülen kadın, İran’da devletin fermanıyla öldürülen kadın aynı zincirin halkalarıdır. Bu zinciri kırmak, yaşamı savunmak, özgürlüğü kurmak bizim ellerimizdedir. İran’da sokaklarda çıplaklığıyla başörtüsünü protesto eden Ahoo Danyaei, cesaretiyle patriyarkanın korkusunu haykırıyor: Kadın, kendi bedeniyle de direnir.

Çünkü biliyoruz ki: Kadın, yaşamdır. Kadın ölürse toplum ölür. Kadın direnirse, dünya değişir.

Ancak öfke ve tepki tek başına yeterli değildir. Somut örnekler, bu sistemin ne kadar derin ve yaygın olduğunu gösteriyor. 2022’de İran’da Mahsa Amini, sadece başörtüsünü yanlış taktığı için öldürüldü.

2023’ten beri hapishanede olan Şerife Muhammedi ise işkence görmekte ve idam cezası kesinleşmiş durumdadır. Bu durum, sadece İran’da değil, tüm dünyada kadınların nasıl sistematik bir hedef haline getirildiğini gözler önüne seriyor.

Türkiye de bu küresel tablodan ayrı değildir. Kadın cinayetleri, ekonomik şiddet, yasaların yetersizliği, var olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, 6284’ün uygulanmaması beraberinde toplumsal sessizlik, kadınların yaşamını sürekli tehdit ediyor. Boşanmak isteyen, eğitim almak isteyen, kendi bedenine dair karar vermek isteyen kadınlar, yalnızca bireysel şiddetle değil; sistematik bir baskıyla da karşı karşıyadır.

Bu gerçekler, sosyalist feminist bakış açısıyla, kadınların hem kendi güçlerini hem de kolektif dayanışmayı yeniden tanımlamalarını zorunlu kılmaktadır. Farkındalık, yalnızca haberlerdeki istatistikleri görmek değil; yaşananları anlamak, adalet talep etmek ve örgütlenmeyi büyütmektir.

Şerife Muhammedi: İdamla Yargılanan Bir Kadın Aktivist

Şerife Muhammedi, 45 yaşında bir kadın ve işçi hakları savunucusudur. Aralık 2023’te “devlete karşı propaganda yapmak” suçlamasıyla tutuklanmış ve ağır işkencelere maruz kalmıştır. 4 Temmuz 2024’te İran Devrim Mahkemesi tarafından idam cezasına çarptırılmıştır. Ancak yapılan itirazlar sonucu 12 Ekim 2024’te bu ceza bozulmuş, fakat 13 Şubat 2025’te aynı mahkeme tarafından yeniden idam cezası verilmiştir.1

Bu süreçte yargılamanın adil olmadığı, kararı veren hâkimlerin baba-oğul olduğu ve ciddi usulsüzlüklerin bulunduğu insan hakları örgütleri tarafından dile getirilmiştir.2 Ancak tüm bunlara rağmen tam da ben bu yazıyı kaleme alırken idam cezası kesinleşmiştir.3 Muhammedi’ye reva görülen yeniden yargılama ve cezanın uygulanabilirliği, sistemin kadın haklarını nasıl politik bir mala dönüştürdüğünü somut biçimde kanıtlıyor.

Muhammedi’nin durumu, İran’da kadınların ve muhaliflerin karşılaştığı baskıları ve adaletsizlikleri açıkça gözler önüne de seriyor. Süreçte, Muhammedi’nin mücadelesi, sadece İran’daki değil, dünya genelindeki kadınların ve emekçilerin direnişinin bir simgesi haline gelmiştir.

Şeriat Rejimi Şiddeti: Kadınlara ve İşçilere Yönelik Baskının Temel Dinamikleri

İran’da İslam Cumhuriyeti anlayışı, devletle dinin iç içe geçtiği bir yapıyı ifade ediyor. Devlet, dinî otoritenin (Velâyet-i Fakih) denetiminde şekilleniyor; bu sistem, toplum üzerinde şeriat temelli baskıyı hem yasal hem ideolojik olarak dayatıyor.

  • Anayasa, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olabileceğini belirtse de bu ancak “İslami kriterlere uygunluk” koşuluyla mümkün oluyor. Bu belirsiz tanım, kadınların özgürlüklerinin sistematik olarak kısıtlanmasına araç oluyor.4
  • Yasal metinlerde kadınların tanıklık değeri ve mirastaki payı erkeklerin yarısıyla sınırlı; “kadının sesi” mahkemede bile daha zayıf sayılıyor. 5

Kadınlar Üzerinde Yıkıcı Baskı Aletleri

  • 2024 sonlarında çıkarılan, “Ahlak ve Başörtüsü Kanunu” ulusal düzeyde uygulanmak üzere onaylandı. “Uyuşuk kıyafet”, “ahlaka aykırı davranış” gibi tanımlarla, başörtüsüne uymayan kadınlara ağır para cezaları, hapis cezaları ve ölüm tehdidi getiriliyor.6
  • Gözleme dayalı toplu cezalar, gözetim sistemleri ve kamu ihbar mekanizmalarıyla birlikte rejim, kadınların bedenleri üzerinde tam kontrol kurmayı hedefliyor.7

Bunlar size bir yerlerden tanıdık geldi mi? Gelmesi gerek, çünkü ülkemizde son günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 90.000 camiden aynı anda yayınlanan Cuma hutbeleriyle benzer özellikler taşıyor.

Buradan Türkiye’de yükselen toplumsal tepkiye geçelim: Şerife Muhammedi’nin durumu bize gösteriyor ki, kadınlar sadece sıradan bireyler değil; patriyarkal devletlerin politik hedefidir. Türkiye’de kadın cinayetlerine, taciz ve tecavüzlerine sessiz kalan sistem, aslında benzer baskı mekanizmalarını yerleştirmenin hazırlığındadır.

Küresel Bir Sorun: Kadınların Savunmasızlığı

Afganistan’da kadınlar evlerine penceresiz ve kapısız hapsedilirken, Suudi Arabistan ve İran’da kadınlar devletin silahı haline gelen “ahlak yasaları” ile öldürülmekte ve idama mahkûm edilmektedir.

Gazze’de devam eden abluka ve çatışmalar, özellikle kadın ve çocuklar üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaktadır. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve UNRWA verilerine göre, 2025’in ilk aylarında açlık ve temel ihtiyaç eksikliği nedeniyle ölen kadın sayısı hızla artmıştır. Temel gıda ve sağlık hizmetlerine ulaşamayan kadınlar hem fiziksel hem de psikolojik olarak ağır baskı altındadır. Bu durum, Orta Doğu’da kadın olmanın sadece toplumsal değil, hayati bir mücadele anlamına geldiğini de göstermektedir.

Dayanışma ve Mücadele

Şerife Muhammedi’nin hikayesi, kadınların ve emekçilerin hakları için verilen mücadelenin önemini ve bu mücadelenin küresel bir dayanışma gerektirdiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.

Kadınların yaşamı, erkek egemen sistemin hedefindedir. Kadınların öldürülmesi tesadüf değildir; bu, onları hedef alan bir düzenin, ideolojinin ve devlet aklının ürünüdür. Kadın cinayetleri, yalnızca bireysel suçlar değil, küresel bir sorundur.

Özetle: Şerife Muhammedi’nin idam cezası, aslında bir kişiye yöneltilmiş bir ceza değil; bütün kadınların özgürlük mücadelesine verilmiş bir gözdağıdır. Türkiye’de kadınların hukuksuz kararlarla, hutbelerle, tek adam söylemleriyle hedef alınması da aynı zincirin bir halkasıdır.

Tek Adam Rejimi, Hutbeler ve Kadınların Sisteme Karşı Savunmasızlığı:

Marksizm bize özetle şunu söyler: “baskının kaynağı yalnızca tek tek bireylerin kötü niyeti değil, üretim ilişkileri ve iktidar aygıtlarıdır.” Kapitalizm, sömürüyü yalnızca işçilerin artı-değer üretimi üzerinden değil, patriyarka ile kurduğu ortaklık üzerinden de sürdürür.

Kadın emeği ve bedeni bu sistemin en görünmez ama en fazla sömürülen alanıdır:

Ev içi ücretsiz emek, kapitalizmin yeniden üretim mekanizmasıdır. Kadınlar, yemek, temizlik, çocuk ve yaşlı bakımıyla işçilerin ertesi gün tekrar çalışabilir hale gelmesini sağlar; ama bu emek ücretlendirilmez.

Patriyarka, bu emeği doğal, “kadın işi” olarak gösterir. Diyanet’in hutbeleri veya mollaların vaazları bu “doğallığı” ideolojik olarak yeniden örer.

Tek adam rejimleri (İran’da mollaların mutlak iktidarı, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) bu sömürüyü siyasal düzeyde güvence altına alır. Yasal düzenlemeler, dini söylemler ve ahlak yasalarıyla kadınların hem bedenleri hem de emekleri denetim altına alınır.

Engels, “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”(1884) eserinde kadının ezilmesini, özel mülkiyetin ve sınıflı toplumun ortaya çıkışıyla ilişkilendirir.

Bugün de görüyoruz: Kadının toplumsal konumu, sermayenin ve iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor. Neoliberal politikalar kadınları düşük ücretli, güvencesiz işlere mahkûm ederken; “Aile Yılı” diyerek “aileyi koruma” söylemiyle de onları eve kapatıyor.

Kadının ezilmişliği ne kaderdir ne de “fıtrat.” Kadınların ikincil konumu, özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla ve aile kurumunun erkeğin çıkarlarına göre biçimlenmesiyle tarihsel olarak inşa edilmiştir. Bugün İran’da mollaların hutbeleriyle ya da Türkiye’de Diyanet’in söylemleriyle kadınlara dayatılan “annelik” ve “itaat” rolü, Engels’in sözünü ettiği bu tarihsel zincirin güncel halkalarıdır. Kadınların özgürlüğü, bu zincirin kırılmasıyla; yani hem kapitalizmin hem de patriyarkanın yıkılmasıyla mümkündür.

Tek Adam Rejiminde Hutbelerin Rolüne baktığımızda: Türkiye’de Diyanet’in, İran’da ise mollaların hutbeleri yalnızca dini bir öğüt değil, sınıf ve cinsiyet sömürüsünü meşrulaştıran ideolojik aygıtlardır (Althusser’in deyimiyle).

Kadınlara sürekli “annelik”, “iffet”, “itaat” öğütlenir.

Çalışma yaşamında karşılaştıkları sömürü ise görünmez kılınır.

Kadının kamusal alanda varlığı “tehdit” gibi sunulur.

Buradan bakınca, Şerife Muhammedi’nin idam cezası yalnızca bir yargı kararı değildir. O, kadınların hem işçi olarak hem kadın olarak sisteme karşı direnişinin cezalandırılmasıdır.

Şerife, kadınların özgürlüğünü savunduğu için hedef oldu. Ama aynı zamanda işçi sınıfı mücadelesi yürüttüğü için, yani kapitalizmin ve patriyarkanın iki eksenli sömürüsüne karşı çıktığı için cezalandırıldı ve idam edilecek. Susmamalıyız.

Dolayısıyla: Marksist bir perspektif olmadan kadın özgürlüğü tam olarak anlaşılamaz. Çünkü kadınların ezilmesi sadece kültürel ya da dinsel değil, aynı zamanda ekonomik ve sınıfsaldır.

Sosyalist feminist mücadele olmadan da işçi sınıfının kurtuluşu da tam olamaz. Çünkü kadın emeği görünmez bırakıldığında kapitalist sömürü zinciri hep yeniden üretilir.

Bugün İran’da Şerife Muhammedi’nin kesinleşen idam kararı, Türkiye’de ise İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme veya nafaka hakkına saldırılar aynı kafa yapısının, farklı tezahürleridir: Çünkü tek adam rejimleri, dini ve “ahlaki” söylemleri kullanarak kapitalist-patriyarkal düzeni ayakta tutuyor.

Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı eserinde kadınların ezilmişliğini “doğal” değil, tarihsel bir yenilgi olarak tanımlar: özel mülkiyetle birlikte erkek egemenliğinin kurumsallaşması. Bugün İran’da mollaların hutbeleriyle, Afganistan’da Taliban’ın yasaklarıyla kadınların eve, çarşafa, itaate mahkûm edilmesi, Engels’in sözünü ettiği bu tarihsel zincirin güncel ve görünür biçimidir. Ama aynı zamanda Mahsa Amini’nin ölümünden sonra sokağa çıkan milyonlar, Şerife Muhammedi’nin işçi kadınların sesi olmak uğruna hapiste idam cezasına karşı direnişi, Afganistan’da gizli okullar açan kadın öğretmenler -hepsi bu zinciri kırma iradesinin canlı örnekleridir. Kadınların özgürlüğü, kapitalizme ve patriyarkaya karşı örgütlü mücadeleyle mümkündür.

Sadece burada sıraladığım kadar mı kadınlar ve direnişleri? Elbette ki hayır! Vereceğim örneklerle sınırlı mı? Değil tabi ki… Mücadele eden ve canını siper eden kadınlarla toplumun kanayan yarası görünür oluyor. İsimlerini unutmayalım yeniden hatırlayalım istedim.

İranlı Kadın Şair, Yazar ve Sinemacılar: Şiddet ve Baskı Altında

Fateme Ekhtesari8 – İranlı feminist şair. 2013’te Stockholm Poesi Festivali’ne katıldıktan sonra İran’a döndüğünde tutuklandı. 2015’te “hükümete karşı suçlar, ahlaksızlık ve küfür” gerekçesiyle 99 kırbaç ve 11,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sonraki temyizlerle cezaların çoğu kaldırıldı.

Marzieh Vafamehr9 – Bağımsız sinema oyuncusu ve kadın hakları aktivisti. 2011 yılında My Tehran for Sale filmindeki rolü nedeniyle tutuklanıp 90 kırbaç ve bir yıl hapse çarptırıldı. Sinema faaliyetleri durduruldu ve ülkeyi terk etmesi engellendi.

Mahboubeh Abbasgholizadeh10 – Kadın hakları aktivisti, gazeteci ve film yapımcısı. Zanan Broadcasting Network’ün yöneticisi ve Stop Stoning Forever kampanyasının aktif üyesi. 2010’da ülkesini terk etmesinin ardından İran Devrim Mahkemesi tarafından “ulusal güvenliğe karşı eylemler” nedeniyle iki buçuk yıl hapis ve 30 kırbaç cezasına çarptırıldı.

Mahnaz Mohammadi11 – Kadın hakları savunucusu ve film yapımcısı. 2007, 2009 ve 2011 yıllarında protestolar nedeniyle gözaltına alındı. 2009’dan bu yana pasaportu elinden alındı ve sinema çalışmalarına yasak getirildi.

Shadi Amin12– İranlı yazar, aktivist ve belgesel yapımcısı. 1980’lerde politik nedenlerle İran’ı terk etmek zorunda kaldı. Almanya’ya yerleşti ve kadınların cinsel işkenceye maruz kaldığını belgeleyen çalışmalar yaptı.

Afgan Kadınlar: Sürgün ve Mücadele

Zarifa Ghafari13 – 26 yaşındayken Afganistan’ın en genç belediye başkanı oldu. Birkaç suikast girişiminden sonra ve babası öldürüldü. Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden beş gün sonra ülkeden kaçtı ve Almanya’da yaşıyor.

Fawzia Koofi14 – Afgan siyasetçi ve kadın hakları savunucusu. Taliban sonrası barış görüşmelerinde yer aldı. Hedef olduğu tehditlerden dolayı Afganistan’ı terk ederek Londra’ya yerleşti.

Zahra Joya15 – Gazeteci. Taliban sonrası ülkeden kaçtı ve Londra’da Rukhshana Media adlı kadınlara odaklı medya platformunu kurdu. Baskılar altında çalışan gazetecilerle kadınların sesi olmaya devam ediyor.

Zorunlu geri dönüşler ve güvenlik tehdidi – 2025’te İran’dan sınır dışı edilen bir milyondan fazla Afgan’ın Taliban yönetimi altına geri dönüşleri büyük kaygı yaratıyor. (The Washington Post) Bu sarsıcı bir haber, sadece kaygı mı yaratıyor?

Türkiye’de Kadın Mücadelesi

Türkiye’de de kadınlar hak mücadelesini çeşitli alanlarda sürdürüyor. TKDF, EŞİK, Mor Dayanışma gibi daha pek çok örgüt kadınların haklarını savunuyor, şiddet ve ayrımcılığa karşı dayanışmayı güçlendiriyor.

Suriyeli mülteci kadınlarda, Gazze’deki açlıkla, yoklukla, hastalıkla mücadele eden kadınlarda, İran’daki ve Afganistan’daki kadınlarda olduğu gibi, Türkiye’de ve dünyanın diğer coğrafyalarında da baskı altına alınan tüm kadınlar sistemin benzer zorlamalarıyla karşı karşıya. Bu kadınların seslerini duyurabilmeleri, haklarını savunabilmeleri ve mücadelelerini görünür kılabilmeleri için öncelikle kendi güçlerini, haklarını ve dayanışma imkânlarını fark etmeleri gerekiyor. Seslerini duyurmak isteyen kadınlar, yalnızca bireysel çabalarıyla değil; örgütlenme, dayanışma ve uluslararası destek kanallarını kullanarak haklarını savunmayı öğreniyorlar.

Sonuç olarak: Suriyeli mülteci kadınlardan Gazze’deki direnişçilere, İran ve Afganistan’daki isyankârlardan Türkiye’deki ve dünyanın dört bir yanındaki tüm ezilen kadınlara kadar, her baskı, her susturulma girişimi onların özgürlük iradesini daha da büyütür; çünkü kadın sesi susturulamaz, zindanlar ve sınırlar onu durduramaz, direniş her yerde yankılanır.

Şerife Muhammedi’ye ve tüm direnen kadınlara saygılarımla.

Yazıyı böyle bitirmek istemedim. İranlı Direnişçi bir kadın şair Fateme Ekhtesari’nin şiiri de olsun istedim. Hossein Fallah tarafından Farsça’dan İngilizce’ye çevrilen şiirin16 Telli Kayalar’a ait Türkçe çevirisi de şöyle;

“Elimi tut”
Tutuyorum.
O el miydi bu? Tamam, önemli değil.
Yine, dövülen bir kadın asit döküyor
Beynime bu gece.
Herkes çürüyor,
Dokunma ve sarılma anıları da.
Film izliyoruz, el ele…
Birisi ışığı kapatıyor.
Sonra, sahne kararıyor.
Sonra, sadece kadın çığlığı duyuyoruz.

– Bağır! Haykır! Yüksek sesle!
Sinema değil bu, benim hayatım.
Bu tokatın izi yüzümdeki ya da öpüşünün,
yanaklarım hala tedirgin.
Biri, şüphe dolu, dikiyor
bu şiirin dudaklarını sessizce.
Gözlerim hala tavana bakıyor
yastığım Hazar Denizi kıyısı gibi.
Düşümde bir kadın var,
toplamış bavulunu ve yola çıkıyor bu gece.
Dalga dalganın üstünden geçiyor
Birlikte uyuma zamanı, yine

– “Elimi tut!”
Tutuyorum.
Önümüzde, unutkanlık vadisi işte.

Not: Şerife Muhammedi’nin idam cezası kesinleşti. Biz kadınlar olarak onun yaşam hakkını savunmak, sesini duyurmak zorundayız. Çünkü onun sesi susturulursa hepimizin sesi kısılır.

  1. https://nupel.tv/af-orgutu-serife-muhammedinin-idam-cezasi-derhal-durdurulmali/
    ↩︎
  2. https://www.elipshaber.com/serife-muhammedi-kimdir-idam-cezasina-mahkum-edilen-serife-muhammedi-kimdir
    ↩︎
  3. https://www.evrensel.net/haber/565947/iranda-serife-muhammedinin-idam-cezasi-kesinlesti
    ↩︎
  4. https://en.wikipedia.org/wiki/Constitution_of_Iran?utm_source ↩︎
  5. https://en.wikipedia.org/wiki/Human_rights_in_the_Islamic_Republic_of_Iran?utm_source
    ↩︎
  6. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2024/12/iran-new-compulsory-veiling-law-intensifies-oppression-of-women-and-girls/?utm_source
    ↩︎
  7. https://iranhumanrights.org/2025/03/gender-apartheid-in-iran-is-crushing-womens-lives-and-futures/?utm_source
    ↩︎
  8. https://en.wikipedia.org/wiki/Fateme_Ekhtesari ↩︎
  9. https://en.wikipedia.org/wiki/Marzieh_Vafamehr ↩︎
  10. https://en.wikipedia.org/wiki/Mahboubeh_Abbasgholizadeh ↩︎
  11. https://en.wikipedia.org/wiki/Mahnaz_Mohammadi
    ↩︎
  12. https://en.wikipedia.org/wiki/Shadi_Amin ↩︎
  13. https://tr.wikipedia.org/wiki/Zarifa_Ghafari ↩︎
  14. https://tr.wikipedia.org/wiki/Fevziye_K%C3%BBf%C3%AE ↩︎
  15. https://en.wikipedia.org/wiki/Zahra_Joya ↩︎
  16. https://www.lyrikline.org/en/poems/16553 ↩︎
Editör: Telli Kayalar
Düzelti: Telli Kayalar
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Filiz Kılıç

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation