Köşe Yazıları Doğa Uğurel 4 Mart 2026
2025 yılında, özellikle sosyal medya paylaşımları üzerinden sıklıkla “clean girl” söylemine maruz kaldık. Peki önce bir bakalım; bu “clean girl” tam olarak nedir? Abartılı makyaj ve giyimden uzak, cildin pürüzsüz olduğu, bembeyaz parladığı ve giyim tarzından yaşam stiline kadar tamamen beyaz ve sade tonlarda, minimalist, sakin ve tertemiz bir yaşam stili. Yani “çok çabalayarak, hiç çabalamamış” görüntüsü vermek.
Bu, “clean girl” makyajı için cildimize sürdüğümüz santilitrelerce krem, kutu kutu makyaj malzemesine rağmen “aslında hiç makyaj yok, bu doğal parlaklığım” deme şekli. Bu akım kadınların -burası önemli- sadece kadınların, makyaj ya da giyim tarzına değil tüm yaşam tarzına hükmetmeyi amaç ediniyor. Her zaman temiz evler ve mutfaklar, sade ve sakin bir hayat tarzı, az yemen, az içmen, az gülmen, kendini ortamlarda daha az öne çıkarman; yani tabir yerindeyse karakterini de minimal hâle getirmen bekleniyor.
Kadınların Tek Tipleştirilmesi ve Yaşam Tarzı Dayatması
Bu akım 2025 yılı boyunca birçok influencer ve ünlü tarafından sosyal medya üzerinden tüm kadınlara parlatıldı, gösterişli bir yaşam örneği olarak sunuldu ve hatta “dayatıldı”. Sabah 4’te kalkıp yapılan abartılmış cilt bakım rutinleri, işten önce gidilen spor salonları, çok sadeymiş gibi gözüken ama ciddi bir hazırlık gerektiren bir kombin, her zaman yediğine dikkat etmek, ama sadece sağlıklı gıdalar yemek; çünkü içimiz de temiz olmalı! Ortamlarda minimal hareketlerde bulunmak, küçük küçük gülüşler, sonra akşam eve gelince yine mükemmel bir cilt bakım rutini, kitap okumak, yani kaliteli ve “tertemiz” bir zaman geçirmek. Kadınların baştan aşağı çok sade ve mükemmel bir günü! Sabah 5’te cilt bakımı yapmaya kalkmayan kadının, salata değil de hamburger yiyen kadının, koşuya çıkmayan kadının kendisini hep eksik hissetmesi; tersine sabah koşan kadınların, kendisine bakan kadınların ise güçlü ve asil olduğu fikri üzerine kurulmuş yeni bir düzen. Bu esnada siyahi kadınları, farklı ten rengine sahip kadınları da yine ötekileştiren ve herkesin “beyaz” olması savını ortaya atan bir akım. Yani özetle bu akım, kadınlara, güzel görünmek için yoğun emek harcarken aslında hiç emek harcamamışsın gibi gösterme baskısı yaratıyor. Ama aslında kadınların kendilerini ne kadar sevdiklerini kanıtlamak ve topluma hoş göstermek için harcadıkları bu mesai de yine kadınların zamanını ve enerjisini tüketen, evde ve iş yerinde harcadığı emeğe bir de bunu ekleyerek yeni bir emek sömürüsü yaratmış oluyor.
Kadının Bedeni Üzerinden Toplumsal Sınıfı Belirleniyor
Sosyal medya üzerinden yaratılan bu dünya gerçekte öyle mi? Değil tabii ki. Çocuk bakımını, evin derlenip toparlanmasını, yemek yapılmasını kadına yükleyen ataerkil sistem aynı zamanda çalışan kadının iş yerinde de kusursuz performans sergilemesini bekliyor, aksi takdirde zaten sermaye düzeni ilk önce kadını iş hayatından saf dışı bırakmak için hazır bekliyor.
Kadınlar sabah 6’da önce çocukları okula hazırlayıp, sonra kendisi hazırlanıp, işe yetişip, tüm gün işte yorulup, akşam eve gelip bir de evin işi gücü derken hangi ara spor yapsın, hangi ara yüze krem sürsün! Bir de bunların tabii “8-5 çalışan bir anne olarak günlük rutinim” başlıklı video versiyonları var. Hepimiz biliyoruz ki bunlar birer kurgu. Yine de izleyen kadınlara kendilerine sorgulatmayı “başaran” birer kurgu.
Farkındaysak erkeklere yüklenen bir akım ya da bir yaşam tarzı biçimi yok. Bir erkeğe “clean ol, dirty ol” denmiyor. “Sen bunu yapmazsan eksiksin” denmiyor. En fazla “bu tıraş losyonu ile daha da erkek olursun” deniyor; ama asla eksik değil. Yıllardır süre gelen, sürekli kadınlara dayatılan bir yaşam tarzı zaten vardı; ancak en son ortaya çıkan “clean girl” akımı bunların içinde kadınları tek tipleşmeye ve bir kalıba sokmaya en çok zorlayan örnek oldu diyebiliriz. Bu akım, biz kadınlara ne yapmamız gerektiğini söylerken kendi özgünlüklerimizden tamamen vazgeçmemizi ve “mış” gibi yapmamızı isteyerek bize bir hayal satıyor. Modern kapitalist dünya kadınları farklılıkları ile kabul etmek yerine kendisi için en uygun hâle getirerek toplumdaki yerlerini belirliyor. Toplumsal sınıf, artık yüzünün ne kadar parladığı ile değerlendiriliyor ve yeterince parlak değilse o sınıfa ait olmuyorsun. Kadın bedeni üzerinden yeni bir kontrol, hükmetme düzeni yaratılıyor.
Kapitalizmin Yeniden Üretimi ve Yeni Pazarlar
Tabii bu akımın birçok farklı yeni ürüne ihtiyacı var. Bu da aynı zamanda kadınları sürekli tüketmeye yönlendiriyor. Leke gidericiler, cam gibi ciltler, somon DNA’ları, parlak gösteren kremler, renk eşitleyici nemlendiriciler… Yani bir anda etrafımız tüm cilt lekelerini yok eden, parlak, genç ve tertemiz bir yüz vaadi veren milyonlarca ürün ve marka ile doldu taştı. Her gün yeni bir markanın, cildi diğerlerinden daha da parlak yaptığını kanıtlayan onlarca video ve reklama maruz kalıyoruz. Üstelik bu ürünlerin hepsi de oldukça pahalı!
Daha fazla tüketim daha fazla satmak adına yeni ürün arayan markalar için bu akım paha biçilmez oldu. Bugün bile hâlâ Covid aşısı yararlı mıydı zararlı mıydı tartışıyoruz ama ne hikmetse on günde çıkan somon DNA’larının yüzümüze gerçekten iyi gelip gelmediğini kimse dile getirmedi, analiz ve test sonuçlarını merak etmedik. En çok da Kore güzellik pazarı burada kendisine çok ciddi bir alan buldu. Aslında genetik bir faktör olarak da sahip oldukları cilt yapılarına, dünyadaki birbirinden farklı kadınların da bahsi geçen ürünleri kullanarak sahip olabileceği hayalini satarak dünya pazarlarına girdi ve inanılmaz bir kazanç elde ettiler. Kapitalizm 2025 yılında kendisine kadınlar üzerinden ciddi bir çıkış yolu buldu yani.
Gerçek hayatlar gibi, gerçek ihtiyaçlar nedir peki? Yaşam hakkı, eşit işe eşit ücret hakkı, nafaka hakkı, sokakta özgürce dolaşabilme hakkı, iş yaşamında cam tavanların kalkması, ev içi görülmeyen emeğin görülmesi yani kusursuz ve parlak bir cilt değil. Parlak cilt tüm bunların arasında ilk yirmide bile yok. Ya da şöyle söyleyelim; tüm bu haklara, eşit bir yaşama sahip olduğumuz sürece bizim cildimiz zaten parlar…
Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Hale Çağlayan
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖