Kitap / Film / Dizi / Tiyatro Emine Güner 18 Ocak 2026
Size bugün bir kitaptan bahsedeceğim. Ama aslında yalnızca bir kitaptan değil, bir cesaret hâlinden bahsedeceğim: İrfan Değirmenci’nin Herlanda romanındaki1 Hiçlanda Özgür Kadınları’ndan; yani Herlanda’nın “her” şeyin başının “her” ile başlamasına itiraz ederek kendilerine “hiç” diyen özgür kadınlarından. Evet, onlar birer roman karakteri olabilir; ama bazı karakterler vardır ki yalnızca kurgu dünyasına ait değillerdir; yaşadığımız çağın aynasına dönüşürler.
Son zamanlarda ülkede “garip” bir hâl var. Baskılar artıyor, itiraz etmenin bedeli ağırlaşıyor, sessizlik ise neredeyse “normal” kabul ediliyor. Boyun eğmek, susmak, görmezden gelmek… Sanki hepsi günlük hayatın bir parçası hâline geldi. İşte tam da böyle bir dönemde çıktı karşıma Herlanda. Bu kitap bize aslında her şeyin mümkün olduğunu, mücadele ruhunu hissettiğinizde bize yapılan zorbalıkları, elimizden alınan hakları, kadına yönelik şiddeti, ötekileştirilmeyi, yok sayılmayı, yine biz kadınların örgütlü mücadelesinin yıkacağını bir kez daha gösteren bir rehber oluyor. Peki bu kitapta neler mi oluyor: Herlanda, teknolojinin neredeyse yok olduğu, imkânların tükendiği, başkaldırının bugünkünden çok daha sert cezalarla karşılık bulduğu, kadınların yok sayıldığı, distopik bir ülke. Ve bu karanlık düzenin karşısında, ülkeyi yeniden yaşanabilir kılmak için ayağa kalkanlar kadınlar var: Hiçlanda Özgür Kadınları.
Günlük gazeteleri, bildirileri elleriyle yazıp dağıtıyorlar. Bulabildikleri bir avuç unla, dağlardan taşıdıkları suyla ekmek yapıp bir halkı doyuruyorlar. Betona dönmüş toprakları, kısıtlı araçlarla kazıyıp yeniden nefes aldırıyor, fidanları tek tek toprağa emanet ediyorlar. Betonla örülmüş denize balyozu vuran ve denize kavuşmayı sağlayan yine kadınlar.
9 yaşındaki kız çocuğu Çitlenbik, ülkede organ mafyasına peşkeş çekilen çocukların gerçeğini ortaya çıkarmak amacıyla kıyafetine sakladığı minik bir kamera ile yaşından büyük işlere kalkışıyor. Korkmadan ülke çocuklarını kurtarmak adına, o küçük yaşında karanlığa, tutsaklığa hatta öldürülmeye meydan okuyor.
85 yaşındaki Bayoz Nine özgür günlere kavuşmak için canından oluyor.
İtaat etmedikleri için bir üniteye; ceza evine, kapatılıp zorla, işkenceyle itaat ettirilen, yeme, içme, barınma, sağlık, eğitim gibi tüm insanı haklardan faydalanmanın tek yolunun itaat etmekten geçtiği, kadınların erkeklerin yanında konuşma haklarının dahi olmadığı bir ülkede HÖK kadınları mücadeleyi başlatıyor ve mücadeleye liderlik ediyor; mücadele ruhunu tüm ülkeye aşılıyorlar.
Korkmuyorlar.
Vazgeçmiyorlar.
Yorulsalar da geri dönmüyorlar. Ve binleri arkalarına alıp mücadeleye devam ediyorlar.
Bugün “nasıl olacak?” diye soranlara, “onlar bizden daha güçlü” deyip umudunu erteleyenlere, “ben ne yapabilirim ki?” diye düşünenlere… Hiçlanda Özgür Kadınları bazen sessizce ama kararlılıkla cevap veriyor. Çünkü mesele güç değil. Mesele cesaret, dayanışma ve direnme iradesi. Herlanda bize şunu hatırlatıyor: Bazen yaşamak, yalnızca nefes almak değildir. Bazen yaşamak, herkes susarken konuşmayı, herkes boyun eğmişken ayakta kalmayı seçmektir. Ve belki de en çarpıcı cümle şudur: “Herkesin her şeye boyun eğdiği yerde, bir hiç olup yaşamaktı; direnmekti asıl olan.”
Bu bir roman olabilir. Ama suskunluğun bu kadar çoğaldığı bir ülkede, bazı hikâyeler fazlasıyla gerçektir. Ve şunu biliyoruz ki örgütlü mücadele ile başlar her şey.
Kolay olanı seçmeyen Hiçlanda Özgür Kadınları’nın mücadelesi hepimize ilham olsun. Biliyoruz ki dünyayı biz kadınlar değiştireceğiz.
Umut edip, inanıp başarmanın nice kazanımlar elde etmenin tadına varacağımız günler yakındır. Yeter ki kendimize inanalım ve birlik olalım. Yaşasın kadın mücadelemiz!
Dipnot
Editör: Sinem Yıldız
Düzelti: Sinem Yıldız
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Seda Bedestenci Yegâne, Sinem Yıldız
Seslendirme: Şadan Genç
Please login or subscribe to continue.
Üye değil misiniz? Üye olun. | Şifremi Unuttum
✖✖
Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.
✖