Background

Deniz Atlı ile Söyleşi: “Kadınların Meselelerinin Kendimle Bir İlgisi Olması Gerektiğini Fark Ettim”

Şilan Geçgel

Beyaz Mürekkep: Derine performansı bizi şişirilmiş çöp poşetleriyle dolu bir odada karşılıyor. Sanatçının hem kendisi hem de ilham aldığı kadınların duyguları etrafında dans ettiği bu etkileyici performans, yüzyıllardır kadınlara yüklenen anlamlara ve toplumsal baskıya çubuk büküyor.

Şişirilmiş çöp poşetleri arasında izleyicileri selamlayan yazar, yönetmen ve oyuncu Deniz Atlı ile, Beyaz Mürekkep: Derine’nin yolculuğunu, feminist tiyatroyu ve kadınların etrafında barikat kuran şişirilmiş çöp poşetlerini konuştuk.

Sahne performansınız, ışıklarınız ve müzikleriniz bir bütün olarak çok etkileyici. Performansınızı izlerken, tüm izleyicileri oturdukları koltuktan kaldırıp sahneye taşıyorsunuz gibi hissettim. Feminist tiyatro anlayışınız nasıl şekillendi? Beyaz Mürekkep: Derine’nin yolculuğu nasıl başladı?

İlk çağdaş dans eserlerimi yapmaya başladığım yıllardan beri ‘kadın’ temalı çalışmalarım oldu. Yine de o zamanlar kendimi feminist olarak adlandırmazdım sanırım. Daha çok bir Ortadoğu ülkesinde doğup büyümüş, kültüründe Müslümanlık ve Anadolu yaşam tarzına aşina genç bir kızın gözlemlerini performansa aktarması gibi görüyordum bu eserleri. Hatta, anlattığım birçok konunun; maruz kalınan baskının, ikilemlerin benim kendi hikayem olmadığını, yaşadığım ülkede okuduklarımdan, etrafımda gözlemlediklerimden çıktığını düşünüyordum. Daha önceki eserim Voiceless 3’te konuşturulmayan, susturulan kadın ben değildim de mahalledeki komşum, sokakta gördüğüm yabancı kadındı. Aynı şekilde, Voiceless 4’te çarşafla imtihanını veren, kaderiyle boğuşan kadın da ben değildim, belki daha küçük bir şehirde yaşayan, nesiller boyu aynı döngünün içinde yaşamış kadınlardı. Ben de bir kadın olduğum için onlarla empati yapabiliyordum ve çalışmalarımı sürdürmek için verimli, üretken olabildiğim bir alandı.

Kadınların Meselelerinin Kendimle Bir İlgisi Olması Gerektiğini Fark Ettim

Zaman içinde hem Türkiye’de hem de yurtdışında farklı işlerde rol alıp, başka kültürlerdeki yaşam biçimleri ve oralardaki performansları kendi ülkemdekilerle karşılaştırdıkça bir şeyleri anlatma biçiminin (nasıl anlattığının) seyirci üstündeki etkisinin önemini fark etmeye başladım. Ele aldığım konuları bir kadın olarak benim anlatıyor olmamın ve bunu sorgulayıcı biçimde yapıyor olmamın çok büyük bir önemi vardı. Belli ki, olayları birebir gözler önüne seren, acıları tekrar tekrar yaşatan ve dramatize ederek sergileyen dilin, durumu değiştirmede, dönüştürmede ve iyiye götürmede pek de bir etkisi yoktu. Bu üsluptaki eserlerin kaderciliği öne süren, nesillerdir genel geçer kabul edilmiş şeyleri tekrarlayıp duran eserler olduğunun farkına varıyordum. Bir yandan da, demin bahsettiğim diğer kadınların meselelerinin dikkatimi çekmesinin, bunları anlatmak istememin kendimle de bir ilgisi olması gerektiğini fark etmeye başladım ve bu konunun üzerine gitmek istedim.

Simon de Beauvoir’la Yol Arkadaşlığı

Okumalarımı yapmaya başladığımda, kendisini konunun tam da öznesi olarak görmediğini, gözlemlerinin sonucunda bahsi geçen birçok baskıyı kendisinin yaşamadığını düşünerek feminist fikirlerini paylaşan Simon de Beauvoir’la benzer bir yanılgıya düştüğümü anlamaya başladım. Farklı ölçeklerde de olsa ben de aynı patriyarkal baskıyla büyümüş, şekillenmiş bir kadındım, birkaç ayrıcalık ya da avantaja rağmen. İşte bu okumalarım doğrultusunda edindiğim farkındalığın ardından kendimi feminist bir sanatçı olarak tanımlamaya başladım.

Fotoğraf: Volkan Aykaç 

Beyaz Mürekkep: Derine de artık bu tepeden inme öğretilen bakış açılarına, sorguladığın anda “ama bir tek sen böyle diyorsun” cevaplarına katlanmak istemememle başladı. Bunu ben dile getiriyor olabilirim ama bir tek ben düşünüp hissetmiyorum. İşte, bir şekilde özellikle kadınlara bunu anlatıp göstermeliydim ki onlar da fark etsinler, zaten fark ediyorlarsa dile getirsinler… Bu noktada Helen Cixous’un Medusa’nın Gülüşü adlı manifestosu benim için yol gösterici oldu. Bu manifestoda kadınlara bilinç akışı şeklinde seslerini çıkarmalarını, kendilerini göstermelerini, kendilerini yazmalarını söylüyordu. İçerden gelen dürtü ile, öğretilen düşüncenin etkisi olmadan. Açıkçası, bu noktada hemen erkekleri konu alan, onları suçlayan ya da oraya serzenişte bulunan bir yöne gitmek istemedim. İnsan tarihinin erkek egemen baskılarla şekillendiğini; bilimsel araştırmaların, hikayelerin onların anlatımıyla şekillendiğini; verilerin erkekler üzerinden toplanıp kadınlar için de geçerli sayıldığını Elizabeth Fisher’ın Woman’s Creation kitabından beri biliyoruz, belki de daha öncesinden beri. Benim konum sadece bu değildi; kadın önce kendini dinlemeyi öğrenmeliydi, içgüdülerini keşfetmeliydi, hayal gücünü kısmamalı, küçültmemeliydi. Bana bunu gösterdikleri için Clarissa Estes ile Ursula K. Le Guin’e teşekkür etmeliyim. Ve bu yazar kadınlardan aldıklarımla kadınların nesiller arası aktarımlarına odaklanmak istedim. Bu eserin yolculuğu böyle başladı.

Sanatsal üretime inanan bir kadının, kendini ararken duyduğu seslere tanık oluyoruz bu performansta. Sahne, görsel ve işitsel olarak bir araca dönüşüyor diyebiliriz. Sahnede ve arka planda karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?

İşte, okumalar, aydınlanmalar ve kendi fikirlerimi oluşturmaların ardından en büyük zorluk bu fikirleri belli temalar altında, konuyu bulandırmadan kâğıda dökmekti. Kadınlar olarak birbirimizi anlatıp yazabilirdik ama Helen Cixous “kendimi yazmamı” söylüyordu ve ben bunu nasıl yapacağımı hiç bilmiyordum. Bu oyuna kadar akademik makale, tez, birkaç günlük sayfası ve e-mail yazmaktan başka, hikâye ya da metin yazma deneyimim yoktu. Olsun, benim Helen’ım, Sylvia’m, Virginia’m, Suat Derviş’im, Sevgi Soysal’ım, Duygu Asena’m ve daha birçoğu vardı; bir de Özgür Ceren Can, Hülya Demirdirek ve Özlem Erdem vardı. Bu arkadaşlarım, dostlarım ve annemin desteğiyle sancılı birkaç ay sonunda ekranımda cümleler belirmeye başladı. Sanırım eserimde de bu süreci çok net takip edebiliyoruz. Tabii, yazım süreci son dönemlerine gelince sahneleme üzerine çalışmalarım başladı.

Bana Öğretileni Tekrarlayıp Uyguluyor muymuşum Acaba Ben?

Fotoğraf: Volkan Aykaç

Yeni bir sorgulama dönemi. Bu sefer hem yaratıcı hem de performansçı olarak izlenecek olmanın anksiyetesini yaşamaya başladım. Bu arada şunu belirtmek isterim ki, altı yaşından beri seyirci karşısına çıkmanın bir sonucu olarak sahneyi eviniz gibi kullanmaya başlıyorsunuz, orada çıkacak herhangi bir tersliğin her şekilde üstesinden geleceğinize olan güveniniz çok yüksek oluyor. Fakat, bu eser için öyle değil işte… Meğerse yıllardır bana öğretileni, verileni tekrarlayıp uyguluyor muymuşum acaba ben? Kafamdaki tüm sesleri, kadın erkek fark etmez, nasıl susturup kendi yaratıcılığımın en üst noktasına erişeceğim? Gün be gün kendimi sorgulayıp yargılamadan, yapmaya, denemeye, keşfetmeye devam etmek, hem de utanmadan… Gerçek bir zorluk ve büyüme, olgunlaşma süreci.

Sanatsal üretim süreci dışında tabii ki, sanatın ve daha küçük bir mecra olan sahne sanatlarının özellikle ülkemizde icra edilmesiyle ilgili zorluklara değinebilirim. Eserinizi oynamak için sahne bulmanız gerekli, bilet satabilmeniz, bunun için reklam yapmanız, yeterli satışı yapamazsanız cebinizden kirayı ödemeniz, eserin yaratıcı ekibindeki sanatçıların ücretleri, malzeme masrafları için ekonomik destek bulmanız gerekli. Alanda sözü geçen ustalara, eleştirmenlere ulaşabilmeniz, onları davetli olarak oyununuza gelmeye ikna etmeniz gerekli. Bu zorlukları da aşmaya çalışıyoruz. Eserin hem yapımı hem de yaratımı bana ait olduğu için bu iki kolu bir arada götürmenin belli zorlukları oluyor.

Her alanda ideallere sıkıştırılmış ve toplumsal baskıyı yoğun biçimde hisseden bir kadının yükselttiği başkaldırıya tanıklık ediyoruz. Özellikle kadın izleyicilerin kendileriyle bağ kurmamaları imkânsız. Tiyatronun toplumsal değişimi nasıl etkileyebileceğini düşünüyorsunuz? Performansınız, seyircinin bakış açısını değiştirme amacı taşıyor mu?

Özellikle tiyatro eğitiminin toplumsal değişim için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tiyatro okurken farklı metotlarla iletişim kurmayı öğreniyorsun. Oyunda da dediğim gibi hayal gücüne ve insanların birbirini etkileyebilme becerisine çok önem veriyorum. Tiyatroda hem metin, hem söz, ses hem de beden anlatımı aracılığıyla iletişim kurmayı öğreniyoruz. Ortamı koklamayı, bunun için duyularımızı kullanmayı ve onları dinlemeyi öğreniyoruz. Bütün bu öğrendiklerimize, yazılanlara kendi özgünlüğümüzü ekliyoruz. Bunların öğretilmesi de öğrenilmesi de kolay değil tabii ki, ama bunun için sarf edilen her emek küçük bile olsa önce kendimizle sonra da birbirimizle olan iletişimimize etki ediyor. Bu eğitimler sadece oyuncu, performansçı olmak isteyenler için değil, bu becerileri kazanmak isteyen herkes için veriliyor. Bizim kültürümüzde çok yaygın değil belki ama oyun grupları, drama sınıfları, doğaçlama ekipleri yurtdışında çok yaygın. Çocukluktan itibaren okullarda da bu alanda eğitimler her okulda veriliyor; sonunda doktor, mühendis olacağını tahmin ettiğimiz çocuklara da veriliyor.

Seyircinin Bakış Açısını Değiştirmese Bile Sorgulamasına Vesile Olmak

Bunun yanı sıra, fikirlerimizi, yöntemlerimizi, tasarımlarımızı büyük topluluklarla paylaşmış oluyoruz tiyatroda; dolayısıyla konuşma başlatmak ve birbirimizi etkileyip paylaşmak için önemli bir alan tiyatro. Seyirciyi de sürece dahil etmek için yöntemler üretmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu eserde de görebildiğiniz gibi seyirciyle interaktif şekilde çalışmanın yollarını aradım. Seyirci kendisini olayın ne kadar içinde hissederse o kadar ilgi duyuyor bence karşısında anlatılana. O yüzden benim için yıllarca süregelen, seyircinin pasif kalarak oyuncuları seyrettiği metodu kırmak keyif verici. Oradan çıktığında ne kadar güzeldi, çok keyifliydi konuşmalarının ötesine geçmesi değerli benim için. Dolayısıyla, seyircinin bakış açısını değiştirmese bile sorgulamasına vesile olmak hedeflerimden biri kesinlikle. Bu sayede, farklı sesler ve bakış açılarının yayıldığını, seslerin yükseldiğini duyuyor gibiyim.

Kadın oyuncular ve yazarlar için tiyatro dünyasında fırsat eşitliği var mı? Bu konuda iyileştirme yapılması gerektiğini düşündüğünüz alanlar var mı?

Özellikle daha eskiden yazılmış eserlerde erkek karakterlerin daha yoğunlukta olduğunu görebiliyoruz. Kadın karakterlerde de genelde benzer roller olabiliyor. Bu nedenle kadın oyuncular için çeşitlilik olasılıkları kısıtlı kalıyor ve oyunlarda daha çok erkek oyunculara ihtiyaç oluyor. Yazarlar için de cinsiyet farkından nasıl bahsederiz çok bilmiyorum ama genel olarak gizli kalmış, ulaşamadığımız, bilmediğimiz yazarlarımız varmış gibi geliyor. Ülkemizden çıkan çağdaş metinlere çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Hem bu eserler daha yaygınlaşmaya başladığında bahsettiğim rol çeşitliliğinde de artış olacaktır. Tabii henüz ben de bunlara ulaşacağım kanalları keşfedememiş olabilirim.

Bir oyun yazarı olarak, feminist temaları işlerken gelen eleştiriler nasıl oluyor? Bu eleştiriler sizi nasıl etkiliyor?

Bahsettiğim gibi bu eser ilk yazma deneyimim, o yüzden kendimi yazar olarak tanımlamıyorum, ama kendi işlerinin konularını, hikayelerini belirleyen birisi olarak kendimi yaratıcı kişi olarak tanımlayabilirim. Bu yaratımlara yapılan eleştiriler üzerinden söyleyebilirim ki eğitiminden bağımsız olarak çoğunlukla kadınların ve erkeklerin yorumları birbirinden farklı oluyor.

Derdiniz Bu mu?

Fotoğraf: Volkan Aykaç

Birçok kadın kendi kafasındakilerin sahnelenmiş olmasından çok keyif alıyor ve hatta bunu bu kadar açıkça ortaya koyabilmemden etkilendiğini söylüyor. Sanırım, kendileri de hem bunu yapabilmek istiyorlar hem de bundan çekinip utanıyorlar. Aynı benim hazırlık sürecimdeki gibi. Tabii ki, eserin belli bölümlerinden hoşlanmadığını söyleyenler de oluyor. Özellikle şişik poşetlerin patlatılması anını sarsıcı ya da eril bulanlar oluyor. Bunun yine toplumsal cinsiyet rolleriyle yapılan bir yorum olduğunu düşünüyorum. Kadın olarak koruyucu içgüdülerimiz ön plana çıkıyor, zarar vermek istemiyoruz; delen, parçalayan şeyin de sadece erkekte olduğunu düşünüyoruz gibi geliyor bana. Halbuki, eserde toplum tarafından öğretilen bu cinsiyet ayrımını tanımama, karakterin tanımları kendisinin oluşturma çabası var.

Empati kurma becerisi gelişmiş, feminist yaklaşımlardan haberdar ve kadınların bu söylemlerine destek olan pek çok erkek seyircimiz oldu. Yine de, bir kısmı eserde anlatılanların hiç de önemli olmadığını düşünüyor. “Derdiniz bu mu?” ya da “o zaman taşkınlık büyük nezaket mi yani” gibi yorumlar yapanlar oluyor. Bu tip durumlarda performansın bu seyirciler için boşa gittiğini düşünüyorum (tabii, devamında sohbet edip detaya inme fırsatım olmadı, performansta verilen kağıtlara yazıyorlar ve sonrasında benimle üzerinde konuşmuyorlar), çünkü tam olarak derdimizin neden bunlar olduğunu, ya da konunun taşkınlık, nezaket değil, bizlere biçilen rollerle alakalı olduğunu anlatmaya çalıştığım bir performans.

Şimdi Biraz Daha Özgürüm

Tabii ki her seyirci kendi yorumunu yapacak, eser herkes tarafından başka anlaşılacak. Bunda hiçbir sorun yok. Bu seyirciler için belki daha farklı yazınsal, görsel, teatral biçimde anlatılmalı aynı konu, belki de maruz kaldıkça onların dinleme, duyma şekli değişecek. Bunu ancak yapmaya devam ederek görebiliriz. Fikirlerin çeşitliliği güzel… Bu kendimizi daha net anlamamızı da sağlıyor. Belki de ben de eseri çıkarırken benzer soruları sorduğum, benzer tanımları yaptığım için utanıp çekiniyordum. Şimdi biraz daha özgürüm.

Beyaz Mürekkep: Derine’nin yolculuğu devam ediyor. Önümüzdeki dönemde okurlarımız oyunu nerelerde izleyebilir?

Şu anda sezon için tarihleri belli olan tüm oyunlarımızı oynadık. Sezon kapanmadan birkaç kez daha İstanbul ve Ankara’da oynamak istiyoruz. Mekân ve tarihler belli oldukça topluluğumuzun Platform Dance Theatre Instagram ve Facebook sayfalarından paylaşıyoruz. Seyretmek isteyenler bizi buralardan takip edebilir.

Kadın Vardiyası olarak bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

*Söyleşide kullanılan tüm fotoğraflar Volkan Aykaç tarafından çekilmiştir.

Editör: Şöhret Baltaş
Düzelti: Şöhret Baltaş
Tasarım ve Sosyal Medya: Melike Çınar, Sabâ Esin, Sinem Yıldız

Kadın Vardiyası – 2023
Bize Ulaşın: [email protected]

Login to enjoy full advantages

Please login or subscribe to continue.

Go Premium!

Enjoy the full advantage of the premium access.

Takipten Çık:

Takipten Çık Vazgeç

Cancel subscription

Are you sure you want to cancel your subscription? You will lose your Premium access and stored playlists.

Go back Confirm cancellation